YAZARA MAİL GÖNDER Türk kahvesinin 500 yılı

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Topkapı Sarayı Müzesi Has Ahırlar Bölümü'nde açılan Bir Taşım Keyif-Türk Kahvesinin 500 Yıllık Öyküsü, bu alandaki ilk büyük sergi. Başrolde kahve ve aksesuvarları olsa da çubuk ve nargile, atıştırmalıklar gibi kahve kültürünün yan öğeleri de öne çıkarılmış

İstanbul'da yıllardır görülmedik karakış 17 Şubat'ta, tam serginin açıldığı gün bastırdı, hayatı felce uğrattı. Tipiye, fırtınaya aldırış etmeyip Topkapı Sarayı Müzesi Has Ahırlar Bölümü'nde kurulan modern çadırdaki açılış törenine katılan davetliler Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'in kurdeleyi kesmesinden sonra alelacele sergiyi gezip bir an önce sıcak evlerinin yolunu tuttular. Ertesi gün medyayı tarayan dikkatli okurlar, çok daha öne çıkan olaylar arasına sıkışmış birkaç satırlık haberi fark etseler de, çoğunluk serginin farkına bile varmadı. Oysa karın azizliğine uğrayan Bir Taşım Keyif - Türk Kahvesinin 500 Yıllık Öyküsü, bu alandaki ilk büyük sergiydi. Türk kahvesi sergisini sizlerle paylaşmayı, havaların ısındığı bugünlere erteledim. Açılış günü ben de çabucak ayrıldığım için, geçen hafta sonu sergiyi tadını çıkararak bir daha dolaştım. Sergi salonunun bitişiğindeki küçük Müze'nin Kahvesi'nde okkalı kahvemi yudumlarken, 1517'de, Kanuni döneminde İstanbul'a ilk kez kahve çekirdeklerini getiren Yemen Valisi Özdemir Paşa'yı, kahvenin yetiştiği yöreleri Osmanlı topraklarına katan Yavuz Sultan Selim'i ve onun zamanında, 1554'te İstanbul'da ilk kahvehaneleri açan Halepli Hakem ve Şamlı Şems adlı girişimcileri hayırla yad ettim.

685 ESER TEŞHİR EDİLİYOR

Küratör Ersu Pekin ve ekibi bu etkileyici serginin ortaya çıkmasına katkıda bulunan çok sayıda kurum ve kişinin koleksiyonları arasından toplam 685 eseri eskiden saltanat arabalarının teşhir edildiği mekanda konularına göre gruplandırarak sergilemişler. Başrolde kahve ve aksesuvarları olsa da, çubuk ve nargile, kahvenin yanında ikram edilen atıştırmalıklar, sanat ve kültür merkezi görevini de üstlenen eski kıraathane ve kahvehaneler gibi kahve kültürünün yan öğeleri de sergide öne çıkarılmış.

UNESCO LİSTESİNDE

Yakın zamana dek sadece geçmişin anıtları, kültürel miras listesindeydi. 2003'te UNESCO, binaların, anıtların ya da geri getirilemeyecek doğal zenginliklerin yanı sıra, kültürel miras sayılması gereken başka özelliklerin de bulunduğunu kabul ettikten sonra, 2013'te, Türk kahvesini bu yeni oluşan Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne aldı. Fransız ve Japon mutfakları, Kore'nin Kimçi yemeği, Ermenistan'ın lavaş ekmeği, Viyana'nın kahvehaneleri, ne yazık ki aralarında Türkiye'nin bulunmadığı yedi ülkenin paylaştıkları Akdeniz beslenme biçimi ile birlikte Türk kahvesi, UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ndeki yeme içme kültürüne ilişkin başlıklar. 500 yıllık kahve kültür mirasını gerçekten iyi bir araya getiren Bir Taşım Keyif sergisini gezerken kahvenin başlangıçtan beri aynı biçimde pişirilip içilmediği hemen fark ediliyor. Önceleri kahve uzun saplı tencerelerde kaynatılırken daha sonra ibriklerde pişirilmiş. İbrik biçimleri de zamanla kuş gagasını andıran ağız kısmıyla donatılmış. Cezve ise çok yeni. Fincanlar da başlangıçta kulpsuz. Bugün adeta ufak çapta çorba kasesini andıran Çin porseleni fincanlar giderek küçülmüş, ya metal bir zarf içine girmiş ya da bir yanına kulp takılıp bugünkü boyutlarına gelmiş. Kahve, eski Edirne türküsünde dile getirildiği gibi önceleri Yemen'den gelirken, kahve bitkisinin uygun coğrafyalara da dikilmesi sonucu bugün tropik kuşağın hemen her kesiminde yetiştiriliyor. Sergide belli başlı kahve çeşitlerinden örneklere de yer verilmiş. Sergiyi gezerken Türk kahvesini diğer kahvelerden ayıran en önemli farkı hemen anlıyorsunuz. Türk kahvesi sadece bir içecek değil. O, toplumun her katmanıyla bütünleşmiş, atasözlerine, türkülere girmiş. Hatta sergide özel bir köşe tahsis edilen Kayseri'nin Zamantı Irmağı vadisindeki Türkmen mezarlarında olduğu gibi, taşların üzerine 17. yüzyıldan 1930'lara dek kahve kavurma ve pişirme avadanlıkları hakkedilmiş. Bu, ölen kişinin konukseverliğini simgelediği gibi, çeşitli padişahlar tarafından zaman zaman yasaklandığı halde, kahvenin tarikatlar dünyasında her zaman tüketilegeldiğini de gösteriyor. Topkapı Sarayı sergisinde gözlemlediğim tek önemli eksiklik, bu topraklarda içilen kahvenin İstanbul'dan dünyaya nasıl yayıldığı hakkında bir bilgiye yer verilmeyişi oldu.

15 HAZİRAN'A DEK AÇIK

Serginin gerçekleşmesinde önemli pay, kendi küçük ama yaptığı işler örnek oluşturacak kadar önemli bir sivil toplum kuruluşuna, Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği'ne ait. Gelecekte bu ve benzeri sergileri ülke dışına da taşımayı planlayan derneğin ufak tefek eksiklikleri de gidereceğine ve mükemmel bir başvuru kitabı niteliğindeki sergi katalogunun da belli başlı dillere çevrileceğine inanıyorum. 15 Haziran'a dek açık kalacak sergiyi kaçırmamanızı öneririm.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.