YAZARA MAİL GÖNDER Buzdolabını bulanları şükranla anıyorum

YAZARLAR / Cumartesi Sabah Yazarları

Evlerden ırak olsun, buzdolabımız son nefesini verdi. Hemen bir anda gerçekleşmedi bu acı olay. Önce fark edemedik, meğer hastaymış. Yavaş yavaş performansı düştü, her gün bir, iki yemek bozulmaya başladı. Biz bunu bir türlü bitmek tükenmek bilmeyen yazın sıcak ve boğucu günlerine yorduk. Ama hazin son gelmişti. Eşimle şöyle bir düşündük, acaba buzdolabımız kaç yaşındaydı? O öylesine evimizin vazgeçilmez parçasıydı ki, ne zaman aramıza katıldığını tam hatırlayamadık. Ama uzun zamandan beri üzerine düşen görevi hep kusursuz yerine getirmişti. Ta ki doğadaki her şey gibi onun da sonu gelinceye dek.. Günümüz çağdaş dünyasını yaratan birçok etken var. Sanırım buzdolabı bunların başında geliyor. Bir düşünün, eğer buzdolabı insanlığın ilk dönemlerinden itibaren var olsaydı, peynir çeşitleri, sucuklar, kurutulmuş, tütsülenmiş etler, balıklar gibi şarküteri ürünlerini, dahası kurutulmuş incir, kayısı, üzüm gibi kuru meyveleri ve daha nice taze gıda ürününü saklamak amacıyla işlemden geçirmeye gerek kalmayacaktı. Ninelerimiz, atalarımız kurutma, tuzlama, tütsüleme, şekerle kaynatma gibi yöntemleri bulmuş, geliştirmiş. Zamanla bu yiyeceklerin tadına çok alışmışız, sevmişiz onları; bugün hala o halleriyle tüketiyoruz. Yoksa söz gelimi kasaptan alıp getirdiğimiz, buzdolabında ya da derin dondurucuda bozulmadan saklayabildiğimiz taze eti biftek, kıymayı köfte yapıp yemek varken, ne diye ilerde tüketmek üzere onları kurutarak örneğin pastırma ya da sucuk yapma zahmetine kalkışılsın? Ortaçağ'da insanların kışın, hatta ilkbaharın bir bölümünde başlıca tüketebilecekleri proteinli gıdalar tütsülenmiş, tuzlanmış yiyeceklerdi. Taze kesilmiş ya da yakalanmış hayvanların hemen yenebilecek kadarı dışında, tamamı bu yöntemlerle dayanıklı hale getirilirdi. İyi saklanmadığı için tatlarının bozulduğu yerken anlaşılmasın diye eski dönemlerde aşırı baharat tüketildiği söylenir ama bu doğru değildir. Çabuk bozulan süt de konserve edilirdi. Kimi bölgelerde, örneğin Orta Asya'da süt pıhtılaştırılır, kımız yapılır, ya da Anadolu'da önce yoğurda, ardından kuruta dönüştürülürdü. Sütün içindeki suyu yok edip süttozu yapmak da, birçok teknolojik yeniliğin anavatanı ABD'de bulunmadı; bunu savaşçılıkları nedeniyle tüm Asya ve Avrupa'nın korkulu rüyası haline gelen Moğollar keşfettiler. Batı dünyası ise sütün tereyağını çıkarmayı ya da tuzlu peynirlere dönüştürmeyi tercih etti.

ORTA ÇAĞ'IN TEREYAĞI TUZLUYDU
Ortaçağ'ın tuzlu tereyağı bugünkü gibi yağın tadını daha lezzetli kılmak için en çok yüzde 2 oranında tuz ilave edilerek yapılmaz, onu uzun süre dayanır kılmak amacıyla bunun beş ya da on katı daha fazla tuz katılarak saklanırdı. 1305 yılından kalan bir belgede 5 kilo tereyağına yarım kilo tuz ilave edildiği yazılı. Bu, tereyağının yüzde 10 oranında tuz içerdiği anlamına gelir. Doğrudan tüketilmesi çok zor olan bu aşırı tuzu olabildiğince azaltmak, aşçıların zorlu görevleri arasındaydı. Egeli ve Akdenizli ninelerimiz ve atalarımız çabuk bozulan meyveyi nasıl kurutacaklarını keşfetmişlerdi ve bence çok da iyi yapmış. Yoksa bugün bütün dünyada aranan kuru incir, kuru üzüm ve kuru kayısılarımızı tadamayacaktık. Birkaç haftalık olgunlaşma süresinde incir ve kayısıyı yeme şansını yakalayanlar dışında kimse onları tanıyamayacaktı. Bunun istisnaları da var kuşkusuz. Söz gelimi İzmir'in Bardacık inciri yılda sadece iki hafta yetişir. İnce kabuklu, çok az tatlı ve nefis lezzeti olan bu olağanüstü meyveyi kurutmak olanaksızdır. Onu tadabilmek için ağustos ayının ikinci yarısında İzmir civarında olmak gerekir. Çağımızda bazı firmalar buzdolabındaki ürünlerin listesini internet aracılığıyla sorgulayıp, eksilenleri eve dönerken tamamlama olanağı sunuyor. Dolap, içerdiği ürünleri listelerken öncelikle tüketilmesi gerekenleri üst sıraya yazarak saklama süresi dolmadan onları kullanmamız için bizi uyarıyor. Günümüz buzdolapları kendi kendini temizliyor, buzlanmıyor, çok az enerji tüketiyor ve sessiz. Dolap değiştiğinden beri yemeklerim 4 derecede, dondurulmuş gıdalar ise eksi 18 derecede saklanıyor. Apandisit oluncaya kadar varlığının farkına varmadığım kör bağırsağım gibi, buzdolabımın önemini de bozulunca anladım. Şimdi yenisinin tadını bilinçle çıkarıyor, buzdolabını bulanları, geliştirip bugünlere getirenleri şükranla anıyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.