Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ATİLLA DORSAY

Mahsun'la neler konuştuk?

Geçen hafta bu sütunda yayımlanan Mahsun'un Öğrenme Zamanı başlıklı yazım, bu değerli müzik ve sinema adamına ciddi eleştiriler getiriyordu. Ve tonu ağır sayılabilirdi.
Buna rağmen, Mahsun sağ olsun, beni aradı. Ve buluşup konuştuk. Konuşma tümüyle 'off the record' idi. Ne teyp kullandım, ne not aldım. Hatta belleğimde tutmak için çaba bile harcamadım. Çünkü bu özel bir dertleşme idi, hele Mahsun'un kamuya açıklanması yönünde hiçbir isteği yoktu.
Ama sonra düşündüm. O yazıdaki kimi noktalara Kırmızıgül'ü itirazlarını ve yorumlarını saklı tutmak doğru muydu? Kendini savunmak, eleştirileri yanıtlamak bir insanın en doğal haklarından değil miydi? Dolayısıyla, bunları açıklamak ve yazımın uyandırmış olabileceği negatif görüntüyü düzeltmek, benim için etik bir gereklilik değil miydi? İşte özetle bunu yapmaya çalışacağım.
Mahsun, ilkinden beri filmlerini ilke olarak devlet yardımı almadan ve 'elini taşın altına koyarak' yaptığını söylüyor. Özellikle New York'ta Beş Minare'nin 10 milyon doları aşan bir bütçesi var. Evet, filmler tuttu, masraflarını çıkardı. Ama ya öyle olmasaydı? Buna karşın, sinema sektöründen, eleştirmenlerden ve festivallerden hiçbir destek görmediğini düşünüyor. Bir avuç filmin tüm festivalleri dolaşmasına ve ödüllerin hemen hep genç yönetmenlerin devlet desteği (yani bakanlık kredisi) ile yaptığı filmlere gitmesine kızıyor. Sinemaya büyük risk alarak yaptığı yatırımın biraz da bu düzeylerde değerlendirilmesini bekliyor. Ve sinema yazarlarının yalnız kendi ödüllerinde değil, Yeşilçam ve de festivallerin ödüllerinde de etkili olduğunu ileri isürüyor.
Vallahi, hiç öyle değil! Keşke olsaydı... mı desem? Üstelik, diyorum, sen de işe oralardan geçerek başlayabilirdin. Eğer müzikteki ününün getirdiği saygınlık ve para olmasaydı... Biraz empati yap, kendini o gençlerin yerine koy diye de ekliyorum.
Sonra, çok haklı bir şikayeti geliyor. SİYAD ve festivallerde, diğer ödülleri bırakalım ama, müzik dalında bile ödül biryana, aday dahi gösterilmediğini söylüyor. Oysa hem bestelere çok emek vermiş, hem de baştan beri ünlü Prag Senfoni Orkestrası'nı devreye sokarak mükemmmele ulaşmaya çalışmış. Kendi adıma, en azından son iki filmi için onu kendi aday listeme koyduğumu hatırlıyorum. Ama bu yıl, konuşmamızdan günler sonra açıklanan SİYAD adaylıklarında yine adı bile geçmedi. Ama nasıl geçsin ki? Filmi basın gösterisi yapmayarak yazarlardan kaçıran o değil mi? O yüzden, birçok arkadaşımız filmi görmedi. Nasıl oy versinler?
Daha birçok şey konuşuyoruz, ama her şeyi yazamam. İşin temeliyse bence şu: Hepimiz aslında aynı gemide gidiyoruz. Adı 'sinema' olan bir gemide... Bu geminin yelkenleri değişim ve atılım rüzgarlarıyla alabildiğine şişmiş gözükse de, sorunlar her düzeyde sürüyor. Her dalda daha birçok şeyin yapılması gerek. Bunlardan biri de -Mahsun'un haklı bulduğum yakınması çerçevesinde söylüyorum- sayıları giderek artan festivallerimizin hep aynı filmleri izleyip ödüllendirmek yerine, herbirinin farklı bir kimlik kazanması yönünde olabilir. Ama bu ve başka şeyler için, birbirimize kızıp kavga etmektese bir araya gelmek çok daha iyi olmaz mı?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA