YAZARA MAİL GÖNDER Göle ve zayıf aktör patolojisi

YAZARLAR

Entelektüeli tarif ederken "rahatsız, mutsuz bilinç" der Jean-Paul Sartre. Kendisi rahatsız olmakla kalmaz entelektüel. Başkalarını da rahatsız ve mutsuz eder, yerleşik kanaatleri yıktığı için...
Kuşkusuz "rahatsız bilinç" derken kutuplaşma ve öfke dolu ülkemin medyasında karşı mahalleyi ağız dolusu cümlelerle suçlayanları kastetmiyorum. Türkiye'nin sorunlarını anlamayı isteyen ama gerektiğinde müdahale etmeyi borç bilen aydınlara işaret ediyorum.
Kendisinden sosyolojik muhayyile kavramını öğrendiğim ve yazdıklarıyla diyalojik hesaplaşma yapmayı sevdiğim Nilüfer Göle bu aydınların önde gelenlerinden. Göle'nin 1990'lardan itibaren söyledikleri farklı elit çevrelerini sürekli rahatsız etti.
Doymak bilmez bir macera hissiyle yeni, marjinal ve melez olana tutkun bir kişiliğe sahip olan Göle, akıntıya kapılmayı hiç sevmezdi. Aykırılığı, toplumun derinlerinde kaynayan dinamizmini görmesindendi... Bu, çelişik olanı, ideolojik örtülerin altındaki gerçekliği hissetmesindendi.
Modern Mahrem kitabında İslamcı kadınları dönüştürücü aktörler olarak resmetmesi Kemalistleri rahatsız etti.
2002'de iktidara geldiğinde "AK Parti'nin hem Türkiye'yi hem kendini dönüştürdüğü" tespiti de aynı çevrelerin hoşuna gitmemişti. Gezi protestolarına kadar AK Parti'nin dönüştürücü rolüne inanan Göle, şimdilerde mülakatlarıyla bu partiye yönelik otoriterleşme söylemine sofistike katkılarda bulunuyor.
Bu defa AK Parti çevrelerini "rahatsız" ediyor. Keşke söyledikleri aykırılığını koruyabilseydi, ana akım otoriterleşme söylemi içinde kaybolmasaydı.

***

Hürriyet gazetesinde yayımlanan mülakatında Göle, Başbakan Erdoğan'ı uzlaşmacılığı kaybetmek ve gerginlik siyaseti yürütmekle eleştirdi. Hoyrat bulduğu AK Parti Göle'ye göre, Kemalist seçkinlerin Cumhuriyeti sahiplenen bencil "tek aktör patolojisi"ni yeniden üretmektedir. Göle'nin Türkiye'nin sorunlarını sürekli Erdoğan üzerinden analiz etmeye son verme çağrısını önemsiyorum.
Kendisinin söyleşisi aynı takıntıdan muzdarip olsa da... Her şeyi Erdoğan'a odaklı tartışmayı "feminize olmuş Türkiye sendromu" şeklinde nitelemesi de ilginç. Zira yükseltilen Erdoğan karşıtlığı muhalefet için önemli bir siyasal ve entelektüel sermaye oluşturuyor. Ancak çok sık tüketilen bu sermaye entelektüel bilinçleri kamaştırıyor.
Yaşadığımız kutuplaşma sürecinin dinamikleri, getirdiği dönüşüm ve "melez" tonlar ıskalanıyor.
Erdoğan'ın sürekli otoriter ilan edilmesi, sanılanın aksine, AK Parti'nin hanesine yazıyor, elbette kutuplaşmanın artması maliyetiyle birlikte.
***

Kutuplaşmanın maliyetinin Türkiye'nin dönüşümündeki en güçlü siyasi aktöre, AK Parti'ye ödetilmek istenmesi muhalefet partilerinin gündelik siyaseti için anlaşılabilir bir stratejidir.
Ancak bu strateji aynı zamanda bir elit jakobenizminin kendi çaresizliğini ikrar söylemidir de.
Halka siyaset yoluyla ulaşamayan başarısız aktörlerin yükselttiği bir söylemdir. Erdoğan karşıtlığı, muhalefetin demokrasi oyununda gittikçe kendini zayıf aktör olarak görme patolojisine dönüşmektedir.
Bu patoloji yüzünden AK Parti'nin on iki yılda gerçekleştirdiği dönüşümün kendi elit kesiminde ve tabanında yarattığı farklılaşma, sekülerleşme ve kriz boyutları ele alınamıyor.
Daha da önemlisi AK Parti muhalefeti kurucu bir gündem getiremiyor.
Kentleşmeden çalışma güvenliğine kadar birçok mikro alanda yapılması gereken reform önerileri hükümeti dönüştürecek şekilde tartışılamıyor.
Muhalefet Alevi sorununda bile reformcu bir ajandayı yaratamıyor.
Muhalefetin içinde olduğu zayıf aktör patolojisi, Türkiye'nin sorunları ile yüzleşmesini erteliyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.