YAZARA MAİL GÖNDER Bir siyasal hareket olarak AK Parti ve Erdoğan

YAZARLAR

Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı açıklandıktan sonra yaptığı tarihî konuşma geçtiğimiz on iki yılın bir muhasebesiydi adeta.
Fakat bu konuşma, aynı zamanda önümüzdeki on yılın yol haritasını da çizme gayretiydi.
Türkiye'nin vesayetler çemberinden çıkışına vurgu yapan Erdoğan'ın konuşması "bir arada yaşama"ya, "refahın artırılması"na, "özgürlükler"e ve "millet iradesinin tecellisi"ne odaklanmıştı.
Konuşma, "bir medeniyetin dirilişi" ve "dava şuuru" kavramları etrafında örülmüştü.
Belki de Erdoğan'ın siyasi hayatının "bir davayı" gerçekleştirmeye adandığı kendi dilinden daha önce hiç bu kadar net ifade edilmemişti.
İslam'ın temel referanslarından ve hayatının özel anlarından dikkatlice seçilmiş duygusal vurgularla Erdoğan, liderliğini yaptığı bir siyasi hareketin uzun mücadelesinin sonundaki zaferini ilan etti. Şükrünü de ifade eden cümlelerle.
Erdoğan'ın "dava" vurgusu, kuşkusuz zihnindeki "yeni Türkiye'nin" başarıları, iddiası ve vizyonu ile yakından irtibatlı. Kanaatimce daha önemli olan şey ise AK Parti'nin kalıcı bir "siyasi hareket"e dönüştürülmesi amacı çerçevesinde "dava şuuru" kavramının devreye sokulmasıdır. Erdoğan, bu noktada karizmatik bir lider olarak omuzlarında büyük bir yük hissediyor.
Liderlik zor iş... Liderler inandığı bir mücadeleyi başarıya taşımak için kitlesel desteği bulan ve bir güç temerküzü temin eden aktörler. Bu gücü bir siyasi parti ya da hareket olarak kurumsallaştırdıklarında ise uzun süre iktidarda kalabiliyorlar.
Siyasi liderleri asıl kalıcı kılan şey ise partisini bir "siyasi hareket" ve bir "dava" mücadelesine çevirebilmesidir. Hatırlayalım... Türkiye siyaseti güçlü liderlerin partilerinin zaman içinde eriyerek cılızlaştığına, kaybolduğuna çok şahit oldu. Adnan Menderes'in Demokrat Partisi de Turgut Özal'ın Anavatan Partisi de hemen akla gelen örnekler...
Kuşkusuz bu iki lider de arkalarında başkalarının aidiyet duyacağı bir siyasi miras bıraktılar. Ancak bu siyasi miras, sağda kurulan yeni partilerin kendi renklerine kattıkları bir sermayeden öteye geçemedi.
Bugün de AK Parti'nin nasıl bir siyasi mecradan geçeceği tartışılıyor. AK Parti'nin muarızları, Erdoğan cumhurbaşkanı olduktan sonra bu partinin de Anavatan'ın kaderini paylaşacağı kanaatinde.
Girdiği 8 seçimde başarılı olan AK Parti, şimdi de liderini 12. Cumhurbaşkanı seçtirecek gibi görünüyor. Buradaki kritik soru şu: "Kutlu Dava"yı şahsında temsil eden "karizmatik bir lider" artık partisinin başında olmadığında bu parti kalıcı bir siyasi harekete dönüşebilecek mi?
Öncelikle şunu vurgulamak lazım... Salı günkü konuşmadan anlaşılan şey, AK Parti'nin temsil ettiği davanın, siyasi hareketin lideri Erdoğan'dır.
"Terleyen bir cumhurbaşkanı" olarak siyasi hayatta olması AK Parti'ye kalıcı bir siyasi harekete dönüşmesi için önemli bir fırsat tanımaktadır. Ancak AK Parti'nin önünde yine de kritik bir sınav var:
3 dönem kuralı işletilirse eski elitlerin nerede konumlandırılacağı ve yeni genel başkan/ başbakanın hangi denklemlerde siyaset yapacağı. Tabii ki buna bağlı olarak da performansı.
Yeni başbakan, bir yandan Türkiye'yi 2023 hedeflerine hazırlarken, diğer yandan hitabetiyle kitlelere ulaşmak durumunda. Elbette bunu yaparken, cumhurbaşkanıyla uyum içinde çalışmak ve parti elitlerini de AK Parti siyasetinin içinde tutmak zorunda.
Önümüzdeki dönemi, AK Parti siyasal elitinin bu minvalde neler yapacağı belirleyecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.