YAZARA MAİL GÖNDER Başörtüsü ve "normallerin" rekabeti

YAZARLAR

Siyaset ister istemez semboller üzerinden yürür. Zira iktidar mücadelesi sermaye olarak kullanır sembolleri. Yeni bir vizyon ve kimlik getirmek isteyen her siyasi hareketin de mevcut sembollerle hesaplaşması kaçınılmaz oluyor.
Farklı siyaset arayışlarının mücadelesi yeni sembol piyasası yaratıyor. Bireylerin ve toplumun sosyalleşmesi ve kimlik kurulumu da bu piyasa içinde cereyan ediyor.
Kamusal alanda başörtüsü yasağı bir sembol olarak baskıcı laik yorumun Türkiye'ye biçtiği birey ve toplum projesinin bir yansımasıydı. Bu minvalde, çağdaşlığın kadınların kıyafetine getirdiği "normal" tanımlaması başı açık olmak şeklinde sunuldu.

***

Bütün krizlerine rağmen 1990'lı yılları önemsiyorum. Zira Kürt sorunundan başörtüsüne kadar Cumhuriyet'in bütün meselelerini yoğun biçimde tartıştığımız bir dönemdi. Çözüm üretemesek de rakip siyasi görüşlerin bütün argümanlarının sergilendiğine şahit olduk.
Ülkenin birçok meselesinde Kemalist "normal"in hegemonyasının ne kadar baskıcı olduğunu ve krizini izledik. Yine bu tartışmalar sırasında başörtüsünün "ortaçağ tercihi" olmadığını farklı bir modernite iddiasını içerdiğini öğrendik.
AK Parti iktidarı ise 1990'lı yıllardan öğrendiklerimiz ışığında Kemalist normal tanımının çöküşünü getirdi. Kamuda Kürtçenin ve başörtüsünün temsilinin "anormal" olmadığına alıştık.
Aslında başörtüsünün önce üniversitelerde ve kamu kuruluşlarında şimdi de ortaöğretimde serbest kalması ile yeni bir evreye girdik. Artık Türkiye, farklı ve alternatif "normal" tanımlarının rekabetini yaşamakta.
Kritik sorularımız var: Başörtüsü serbestliği kamusal yaşama ne getirecektir? Kutuplaşmanın tesiri ile gettolaşma mı, yoksa "mahalle baskısı" mı? Ya da farklı normal tanımlarının birbiriyle etkileşeceği yeni bir kamusal hayat mı?
Bu soruların cevaplarını güncel siyasetin mücadelesinin ötesinde aklıselim bir ortamda aramalıyız.
Çevremizdeki bölgenin radikalleşen dini ikliminin bize gösterdiği şey, yeni Türkiye'nin geleceğinin farklılıkların bir arada yaşamasında olduğudur. Çünkü İslami ya da seküler yaşam biçimlerinin bir proje olarak Türkiye toplumuna dayatılmasının başarılabilir bir şey olmadığını da öğrenmiştik 1990'larda. Yeniden tecrübe etmeyecek kadar siyasi olgunluğa ve birikime sahibiz.
Peki o halde yaşanan değişimi nasıl anlamalıyız? Türkiye yeni bir normaller tartışmasına giriyor. Başörtülü öğretmen ya da öğrencinin sadece demokratik bir hakkı kullanmadığının anlaşılacağı bir yere gidiyoruz. Aynı zamanda başörtülü olmak ya da olmamak birbiri ile yarışan normaller haline geliyor.
Fahrettin Altun'un işaret ettiği gibi modern, seküler anlayışın normalin ölçüsünü belirlemedeki gücünün aşındığı bir yerdeyiz. Çocuklarımızın sosyalleşmesinde normal görülen "barbi bebek" modeli rakip bir modelle yüzleşiyor: "başörtülü kız çocuğu."
Normal olan hangisi? Bu sorunun cevabı olarak ikisi de diyebileceğimiz ilginç zamanlardan geçiyoruz galiba. Ve elbette semboller kimliğimizin parçası.
Siyaset görevini yapıp alanı toplumsal olana bırakmalı. Toplumsal dinamiklerimiz sembollerimizi yeniden ve hepimiz için harmanlayacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.