Türkiye'nin en iyi haber sitesi
FAHRETTİN ALTUN

Namertsiniz işte, namert!

Rahmetli dedemin bir duası vardı: Allah düşman vermesin, verecekse de mertini versin derdi.
Ne güzel duaymış.
Düşmanın namerdi nasıl baş belasıymış gördük.
Görmeye de devam ediyoruz.
Bunların mümeyyiz vasfı, dertlerini açık etmemeleri.
Düşmanlıklarının kaynağında ne var, neyin kavgasını veriyorlar, bir türlü ağızlarından duyamıyorsunuz.
Her gün yeni bir gerekçe, yeni bir kılıf.
Düşmanlığının özünde olanı saklamak, hatta düşmanlıklarını inkâr etmek en önemli özellikleri.
Bunların bir başka özelliği, meşreplerinin geniş olması, amaçlarına ulaşmak için her tür ittifaka girebilmeleri.
Midelerine her tür zıkkımı reva görürler.
Bu sefillerin bir diğer hususiyeti ise lüzumu halinde babalarını, icap etmesi durumunda kendilerini satabilmesi. Elbette münasip bir fiyata. Yeter ki maksuda erişilsin!
Memleket ateşe düşmüş, dünya yanmış umurlarına gelmez.
Maksud da maksud!
Rusya Suriye'yi bombalamaya başlamış, siviller ölmüş.
Suriye iç savaşı, küresel bir krize doğru eviriliyor.
Ne gam!
Sordukları tek soru var: "Sen söyle hele, bu Erdoğan için iyi mi kötü mü?"
Cevaba göre haykıracak yahut susacaklar.
Bastıracak veya çarpıtacaklar.
Ama her durumda stratejilerinin odağında yalan dolan yer alacak.
"Vur Rusya vur. Sen vurdukça Davutoğlu ve RTE vuruluyormuş gibi oluyor" diye hiç utanmadan yazacaklar.
Namerdin Kürtçüsü de, Türkçüsü de, laikçisi de dincisi de aynı formülden türemiş.
Türk dış politikasına yaklaşımlarını şu ifade özetliyor: "Erdoğan rejiminin devrilmesi için Esed rejimine ihtiyacımız var." İç politika perspektifleri daha da acınası.
Peşinden gittikleri soru, "Gezi'nin başaramadığını PKK başarabilir mi?" sorusu.
PKK da, diğer namertlerle kol kola kendisinin önüne konan hedefi başarmaya çalışıyor.
Bu eblehler yüzünden sadece Türkiye'de değil, dünyanın herhangi bir yerinde cereyan eden kötü bir hadiseyi, kendi gerçekliği içinde konuşamıyoruz.
Şeytan taşlamaktan salavat getiremiyoruz.
Tek meseleleri, Erdoğan'ı söz konusu kötü hadiseyle ilişkilendirmek ve ona zarar vermek.
Bir halk otobüsünün freni patlıyor, 12 kişi hayatını kaybediyor.
Olayın nedenini konuşmak, oradaki insanların, yakınlarının dramları üzerine eğilmek yerine buradan da bir Erdoğan karşıtlığı devşirmeye çalışıyorlar.
"Ankara'da otobüs durağına giren otobüs 12 vatandaşımızı katletti. Bu adam bu ülke üzerinde karabulut gibi çöktü her gün felaket" diye tepki veriyorlar.
Bir gazeteci, dört tane maganda tarafından dövülüyor. Sözü dönüp dolaştırıp "Erdoğan rejimi"nin "basına uyguladığı baskı"ya getiriyorlar.
Bırakın da meselenin kendisini konuşalım.
Siz tırıvırı yapmasanız belki "amasız" kınayacağız.
Bu namertlerin bu rezil performanslarıyla memlekete ne kadar zarar verdikleri gün gibi ortada.
Fakat zararın büyüğünü kendilerine veriyorlar.
Bugün aklı başında herkes, Türkiye'nin gerçek anlamda normalleşmesi için bu namertlerin sistem dışına itilmesi gerektiğinin farkında.
2 yıl önce değillerdi.
Bu namertlerse şu anda bütün ümitlerini 1 Kasım seçimlerine bağlamış durumdalar.
Bu süreçte kendilerine yakışanı yapacak, ellerindeki meziyetleri sergileyip her türlü manipülasyonu sergileyecekler.
Tek arzuları ise AK Parti'yi, Ahmet Davutoğlu'nu ve elbette Recep Tayyip Erdoğan'ı durdurmak!
Hadi bakalım göreceğiz el mi yaman, bey mi yaman

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA