YAZARA MAİL GÖNDER Bir öleni geri getiremezsin bir de kaybolan güveni

YAZARLAR

Cemaat, 28 Şubat postmodern darbe sürecinde partili dindar kesimin büyük tepkisini çekmiş hatta darbecilerin "Erbakan'ı devirme" operasyonunda pasif kalmakla suçlanmıştı. Bu yüzden de Milli Görüş geleneği ile Cemaat arasında adı konmamış bir gerilim oluştu. İki taraf da birbirine mesafeliydi. Ta ki AK Parti kuruluna dek.
Gülen cemaati, daha pragmatik şekilde her iktidarla arasını sıcak tutmaya çalışırken, Anadolu'nun dindar ana damarı Özal, Erbakan, Erdoğan çizgisine yakın durdu hep.
AK Parti'nin kurulmasından sonra Gülen Cemaati ile kurulan ittifak, 7 Şubat krizinde sarsıntıya uğrasa da 17 Aralık operasyonunda ipler tamamen koptu.

***

Aslında Cemaat ile diğer dindar gruplar birbirlerine siyaseten hiç yakın olmadı. Ama kimse diğer cemaate kötü bir söz söylemez ve saygısızlık yapmaz.
Ayrıca "laikliğin" her türlü zulmüne maruz kalmış olan dindar kesim, bir arada ve bütün görüntüsü vermeye gayret etti.
Genelde meseleler "kol kırılır yen içinde" mantığıyla halledilirdi.
***

"Yolsuzluk operasyonu" adı altında seçilmiş Hükümete yapılmak istenen darbenin, Cemaat basını tarafından ölümüne sahiplenilmesi, desteklenmesi ve sosyal medyada yapılan yayınlar nedeniyle Cemaate karşı ciddi bir tepki oluştu Hükümet'e destek veren dindar kesimlerde.
Tarikat liderlerinden, Bediüzzaman'ın öğrencilerine, geleneksel dindar kesimden diğer cemaatlere kadar herkeste Cemaat'e karşı bir mesafe var artık.
Dini bir cemaatin, dünyevi bir alanda söz sahibi olmak için bu kadar mücadele vermesi normal gelmiyor kimseye.
***

Peki Cemaate yakın medyanın ve AK Parti'ye düşman ulusalcı, solcu, liberal vs. diğer medyanın bu ortak algı mühendisliği çabası nasıl sonuçlanır?
Cemaatin, dindar ana damara karşı bahsettiğim kesimlerin yanında konuşlanması, talep ettiği "AK Parti gitsin" beklentisini sağlar mı?
Hiç sanmıyorum!
***

On beş tatili fırsat bilerek Güneydoğu'dan Akdeniz'e birkaç şehrimizi dolaştım.
Mesela algı yöneticilerinin özellikle sosyal medyadaki fitne operasyonlarının, Anadolu'ya pek de yansımadığını gözlemledim.
Sosyal medyada köpürtülen kasetlerin, tapelerin, dinleme kayıtlarının, yolsuzluk sakızlarının Anadolu'da insanların ekseriyetindeki karşılığı tek kelime: "Kılıf!"
***

"Gezi'de kılıf 'Ağaç' iken bugün de 'Yolsuzluk' oldu" diyor insanlar. Dizi meraklısı teyzelerin televizyonda artık tartışma programı seyretmeyi tercih ettiklerine bile şahit oldum.
"Siyasetten anlamam" diyen bir teyzenin bu denli politize olması, iç ve dış gündemi yakından takip etmesi şaşırttı beni.
Bir amca, bu milletin dualarla Başbakan yaptığı bir evladını öyle kolay kolay kurban vermeyeceğini, düşmana da dosta da artık bunu ezberlettiklerini söylüyordu.
Ve bundan kendine pay çıkarıyordu haklı olarak, "Biz sandıkta Tayyip'imize hep sahip çıktık. 30 Mart'ta bunu bir kez daha görecekler" diyordu.
***

Millet, algı mühendislerinin "yolsuzluk" kılıflı "Tayyip'i devirme" operasyonunu yemiyor.
Dolayısıyla, "Hizmet" alanından "iktidar" alanına geçiş yapmaya kalkan Cemaatin, biran önce asli sınırlarına dönmesi, Türkiye'de iktidarları belirleyen "milletimizle" barışması gerekiyor.
Bu süreçte ciddi bir güven kaybı yaşayan Cemaat'e hatırlatmak isterim.
Bir öleni geri getiremezsin bir de kaybolan güveni…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.