YAZARA MAİL GÖNDER Yeni dünyanın sancıları

YAZARLAR

Ankara'daki ABD büyükelçiliği önünde bombalı bir saldırı düzenlendi. Bu satırları yazarken saldırıyı üstlenen de yoktu, nasıl gerçekleştiği konusunda bilgi de gelmemişti. Demokratik bir ülke olmanın, sayılamayacak kadar çok nimetinden bahsedilirken, "ancak fazla özgürlük tanınınca güvenlik göz ardı edilebiliyor" tartışması başlayacaktır muhtemelen...
Demokratik olmayan rejimlerde, çok daha ciddi terör olayları meydana gelir, ancak bunlar ya duyulmaz, ya da başka kılıflara uydurularak adi suçmuş gibi gösterilmeye çalışılır. En gözde propaganda ise, olan biteni "dış mihraklara" atfetmektir. Bunun en trajik ve kanlı örneklerinden birini Suriye'de yaşanan iç savaşta maalesef görmekteyiz. Devasa bir halk ayaklanmasını silahla bastıracağını düşünen (ve hâlâ ısrar eden) Beşar Esad, Hama'da 1982'de babası döneminde 30 bin kişinin öldürüldüğünü, ancak bunun karşılığında 30 yıllık bir barış tesis edildiğini çevresine anlatmasıyla biliniyor.
Dünya artık o dünya değil, ne var ki kimi rejimler bunu anlayabilecek düşünce ve davranış esnekliğine sahip değiller. Tasfiye edilmeleri, muhtemelen daha çok acıya ve çatışmaya mal olacak, ancak sonunda tasfiye olacaklar. Demokratik rejimlerde yaşayan kişi ve partilerin de düşünce kalıpları bir anda değişemiyor. Geçtiğimiz günlerde Meclis kürsüsünden yapılan ulus/ milliyet tartışmaları ne yazık ki bunu açıkça gösterdi.
Türkiye'nin bütün çevresi bir yangın yerini andırıyor: Yunanistan, bütün borçları silinmeden iflastan kurtulamayacak, aşırı sağın giderek yükseldiği bir siyasi bunalım içinde...
Bulgaristan, AB üyeliğine rağmen sisteminin çürümüşlüğünü ortadan kaldıramıyor. Güney Kıbrıs, artık AB siyasetçilerinin de dile getirdikleri biçimde, hem müflis, hem de Rusya'dan gelen parayı aklama üssü... Kafkaslar istikrarsız, Ermenistan'da başkanlık seçimi adaylarından biri evinin önünde silahlı saldırıya uğradı.
İran, büyük bir uluslararası baskı altında, kendisini reforme edebilecek esnekliği yok, sadece nükleer araştırmalar konusunu tırmandırarak kamuoyunu yatıştırmaya çalışıyor. Irak, fiilen iki bölümden oluşuyor, Kürdistan tehdit altında fakat sakin, ülkenin geri kalan bölümünde kargaşa ve terör hâkim. Suriye, bilindiği gibi...
Bu ülkelerle çevrili olan Türkiye, dışarıdan bakıldığında muhtemelen bir vaha görüntüsü veriyor. Ancak kamuoyu, kanaat önderleri, medyanın önemli bir kesimi, dış politikada nasıl bir ateş çemberi içinde olduğumuza pek dikkat edilmeden, tümüyle muhalefet odaklı gündelik bir siyasetin içine çekilmiş bulunuyor.
Bir an, Türkiye'nin bir istikrarsızlık girdabına düştüğünü varsayalım, bunun sadece kendi toplumumuza değil, çevre ülkelere nasıl büyük bir felaket olarak yansıyacağını bu tabloda kolaylıkla görebiliriz. Asgari bir toplumsal mutabakata, sükûna ve dayanışmaya çok gerek duyduğumuz bir dönemdeyiz, bunu ne kadar erken fark edersek, o denli istikrar ihraç etme yeteneğimiz önem kazanır.
Zaman, muhalefet yapma becerimizi değil, uzlaşma sağlama yeteneğimizi gösterme zamanı...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.