YAZARA MAİL GÖNDER Sorun AB değil, Almanya...

YAZARLAR

Uzun süredir aksayan Türkiye-AB ilişkileri, yeni bir faslın açılmasıyla hayatiyet kazanma aşamasına gelmişti. Herman van Rompuy, AB Konseyi Başkanı olarak Ankara'yı ziyaret edip, ilişkilere bir şans daha verilmesini Türk hükümetinden istemiş, ciddi beklenti yaratmıştı. Ancak son üç haftada yaşadığımız olaylar, Türkiye-AB ilişkilerine olumsuz yansıyacak gibi görünüyor. Geçtiğimiz hafta Avrupa Parlamentosu'nun kendi kamuoyunun baskısıyla aldığı sert tavsiye kararı ile endişe verici bir siyasi tırmanma başladı.
Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve AB Bakanı Başmüzakereci Bağış, ayrı ayrı Avrupa Parlamentosu'nun kararını çok sert ifadelerle eleştirdiler.
Gezi olayları başladıktan sonra, çeşitli müttefik ülkelerden itidal tavsiyeleri geldi, ancak bunlar genelde temkinli ve yapıcı açıklamalardan oluştular. Türkiye'deki gelişmeleri şahsen eleştiren yegâne hükümet başkanı Angela Merkel oldu ve bunu üç kez yaptı. Uzun süren bir durağanlık dönemini sona erdirebilecek Bölgesel Politika faslının açılması hususunu sabote etmeye çalışıyor.
Yaşanan Gezi olayları, Türkiye'de toplumun evrensel özgürlük değerlerini ne kadar içselleştirmiş olduğunu gözler önüne serdi. AB içinde yükselen tüm değişik sesler, Türk toplumunun bu duruşundan çok etkilendi, ilişkilerin canlanmasının mutlaka gerekli olduğunu herkes savunuyor. Bunun karşısında 2005'ten beri duran dört ülke vardı: Almanya, Fransa, Hollanda ve Avusturya.
Şimdilerde bu siyaseti terk eden Fransa, temkinli de olsa ilişkileri doğal ve sürdürülebilir düzeye çekmeye çalışıyor. Geriye kalan üç ülke, çeşitli dönemlerde devreye girerek gelişmeleri engelliyorlar.
Güney Kıbrıs bu konuda en rahat kullandıkları ülkeydi. Son dönemlerde Güney Kıbrıs da aradan çekilince, Türkiye'nin karşısında olan gerçek engel ortaya çıktı:
Şansölye Merkel'in Almanya'sı...
Euro krizinden sonra, kemer sıkma politikalarıyla büyümenin sağlıklı biçimde gerçekleşeceğini savunan Angela Merkel'in tutumu, AB ülkelerinin 1930'dan bu yana görülen en büyük işsizlik ve durgunluğa itilmesine sebep oldu. Bu siyaseti terk etmek istemeyen Şansölye'nin ikinci inadı, Türkiye'yi AB kapısından içeri sokmamak olarak tanımlanabilir.
Her iki tavrı da büyük felaketler yarattı. Israr ettiği sürece daha da ciddi sorunlar yaratmaya aday gözüküyor.
Eylülde gireceği seçimlerde Merkel, Türkiye karşıtı oyları mutlaka almak isteyecektir.
Ancak Şansölye, bu son fasıl açılmasını engelleme girişiminde, ilk kez AB içinde tek başına kaldı. Almanya bütün eleştirilerin tek başına hedefi olmak istemeyebilir. AB içindeki sosyal demokratlara meyleden kamuoyu karşısında, Alman hükümetinin son dakikada bir esneklik gösterme ihtimalini diğer AB ülkeleri ciddiye alıyor.
AB, Türkiye ile ifade özgürlüğü konusunda ciddi biçimde tartışmak ve reformları ele almak istiyorsa, atabileceği çok basit bir adım var: Yargı ve Temel Haklar faslı ile Adalet, Özgürlük ve Güvenlik faslını müzakereye açmak... Açılış kıstaslarının bildirilmesi tam sekiz yıldır bekleniyor.
Bu yapılmayıp, Türkiye'nin gelişmesi değil, dışlanması hedefleniyorsa, Alman hükümeti bu ayrımcı stratejisinin tepkilerini sadece Türk kamuoyuna değil, Avrupa'da ve bölge ülkelerindeki kamuoylarına, Müslüman ülke ve toplumlara izah etmekte çok zorlanacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.