YAZARA MAİL GÖNDER Kürt barışı ve Ortadoğu

YAZARLAR

Kuzey Suriye'de, PKK'nın uzantısı olan PYD'nin belirli bölgelerde fiilen idareyi ele alması, Türkiye'de çok sert tepkilere yol açtı. Bunun üzerine PYD lideri Salih Müslim, Ankara'ya davet edildi, üst düzey görüşmeler yapıldı.
PYD'nin kullandığı "bölgesel hükümet" retoriğinden vazgeçtiği not edildi.
Bundan on beş yıl öncesinde, böylesi bir gelişme, sınırda askeri harekâta yol açabilecek çok tehlikeli bir dinamik yaratabilirdi.
Bunun yerine, karşılıklı görüşmelerle, çıkabilecek bir kriz anında engellendi, daha da önemlisi, Kuzey Suriye'den önemli sayıda Kürt mülteci Türkiye sınırından geçerek güvenli bölgelere sığınabildiler.
Türkiye Cumhuriyeti, "Kürt sorununu" kurulduğu tarihten beri taşıyor.
1925 Şeyh Sait isyanıyla başlayan bu çatışmalı süreç, ilk defa kalıcı bir çözüme doğru gidiyor. Aslında 1950 seçimlerinden sonra kendisini "Kürt" olarak tanımlayan siyasetçilerin Türkiye'de siyasi hayatta önemli rol oynadıkları, bölgede siyasi örgütlenmenin başladığı bir dönem olmuştu. Ancak 1960 ihtilali sonrası ocak/bucak teşkilatları lağvedildi, önemli Kürt aileleri Batı'ya sürüldü ve Güneydoğu'da başlayan siyasi normalizasyon ortadan kalktı. O tarihten sonra "Kürt" kimliği siyaseten var olmakta hep sorun yaşadı.
12 Eylül sonrasında, Cumhuriyet tarihinin yaşanmış en büyük ve en kanlı Kürt isyanı çıktı, yaklaşık 30 yıl ve kırk binden fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan bu çatışmanın sonucunda, çözüm süreci hükümetin cesaretli girişimi ve kendisini "Kürt" olarak tanımlayan siyasi kesimin de masaya oturmak istemesiyle başladı.
Bugün, Ortadoğu'da işleyen yegâne barış ve çözüm süreci, Türkiye'de uygulanıyor.
Zorlama Filistin-İsrail görüşmelerinin aksine, tarafların serbest iradesiyle sürüyor. Kuzey Irak Kürdistan Yönetimi ile Türkiye'nin varmış oldukları önemli bütünleşme ve birlikte yaşama başarısı, on yıllardır ilk kez bölgede bir "barışçıl yollardan başarı öyküsü" oluşturuyor.
Şırnak'ta yapılan havaalanına Şerafettin Elçi adını vererek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan önemli bir siyasi taahhüdün altına girdi.
Bu da, bölgede oluşacak yeni sistemde, sınırların söz konusu edilmeyeceği, ancak bu sınırların insanlar arasında ayrılık duvarları değil, iletişim, işbirliği, ticaret, yakın komşuluk ilişkileri sağlayacak köprüler oluşturacağı bir anlayışa işaret ediyor. Büyük ölçüde, toplumda yer etmiş, kemikleşmiş düşmanlıkların ve nefretin aşılacağı yeni bir "anlayış" oluşturulması hedefleniyor. Türk-Kürt barışının engellenmesi ekonomik, sosyal, kültürel, akademik ve sportif bağların yoğunlaşacağı bir ortamda çok zor olacaktır. Ne var ki, demokratik olmayan tüm güçlerin de en önemli hedefi olarak görülecektir.
Çözüm süreci, Türkiye'nin kendisine koyduğu "ilk 10 büyük ekonomi arasına girme" ve önemli bir uluslararası aktör olma hedefine giden yolda, bir "kilit taşı" görevi üstleniyor. Bu girişimin başarısı, Türkiye'de yeni bir "algı ve kavram" değişikliği getirecek, toplumsal gelişmenin de önünü alabildiğine açacaktır.
Zor ve aynı zamanda hayati olması, bu sürecin vazgeçilmezliğini değiştirmiyor.
Alternatifi Ortadoğu'daki kanlı gelişmelerde görülebilir. Barış sürecinin sadece Türkiye için değil, bölge ve dünya için önemi buradan kaynaklanıyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.