YAZARA MAİL GÖNDER İktidar seçilenindir...

YAZARLAR

Günlerdir neyi tartışıyoruz? Sabah kalktığımızda televizyon haberlerinde, içimiz burkularak hangi konuda yeni haberleri merak ediyoruz?
Türkiye'yi bölgede enerji koridoru ve kurumsal bir istikrar unsuru haline getirecek Şahdeniz 2 anlaşmasını mı? Türkiye ile müzakerelerin hayatiyet bulması sayesinde ilişkilerin ivme kazanmasını kuvvetle destekleyen AB zirvesi kararını mı? Ukrayna üzerinden gerçekleşen AB/Rusya çekişmesinin Putin'in avantajına dönmesini mi?
Hayır, tartıştığımız, merakla ve endişeyle beklediğimiz haberler, yolsuzluk soruşturması olarak başlatıldığı iddia edilen, ancak siyasi bir operasyonun tüm unsurlarını içeren gelişmeleri kapsıyor. Bir yolsuzluk soruşturmasının önemli olması ve gizli yürütülmesi ne kadar anlaşılır bir husus ise, yargının ve kolluk kuvvetlerinin, hükümeti bir krize itecek bir operasyona alet edilmeleri o kadar kabul edilemez bir gelişmedir. Demokrasilerde, meşruiyetini seçimlerden ve yasalardan alan idare için, idarenin bütünlüğü ilkesine bağlı olarak, hükümeti sarsacak bir girişimden Başbakan'ın haberdar edilmemesi hiçbir teamüle uygun olamaz. Bunun adı, meşru yönetimin işleyişini sabote etmektir.
Görevi ve yetkileri itibarıyla, yürütmenin başında olan Başbakan, kabinede yer alan önemli bakanlarının yolsuzluk soruşturmasıyla, birinci derecede akrabaları yüzünden ilintilediklerini bilmemek ve medyadan öğrenmek gibi bir durumla karşı karşıya kalırsa, bunun adına siyasi operasyon denir. Ne İçişleri Bakanı, ne Başbakan, yürütülen ve sorgulama düzeyine gelmiş bir soruşturmayı engelleyecek bir girişimde bulunamaz. Buna rağmen soruşturmayı, yürütme erkinin en hayati temsilcisi olan Başbakan'dan saklamak, yargı temsilcileri ve güvenlik güçleri tarafından yürütme erkini töhmet altında bırakmaya çalışmanın en açık itirafıdır.
Eğer normal demokratik prosedürler işleseydi, Başbakan derhal haberdar edilir, söz konusu bakanlar soruşturmanın selameti için istifalarını Başbakan'a sunarlar, kabul edilip edilmemesi Başbakan'ın tasarrufunda olurdu. Bu gelişmeleri Başbakan'a bildirmemiş olmanın gayesi, istifaların "baskı altında" verilmiş olduğunu hissettirmek, yürütmenin prestijini zedelemektir. Türkiye'nin bu kriz sonucunda neleri yitireceğini hep beraber göreceğiz. Kayıplarımızın çok olmaması, herkesin ortak umudu... Ancak bütün gelişmelerin hesabını, demokrasilerde adet olduğu gibi, Başbakan seçmen karşısında verecektir. Bugüne dek olduğu gibi, gene meşruiyetini ve hükümetinin, partisinin, yerel yöneticilerinin performansını, sandıkta sınamak üzere seçmenin karşısına çıkacaktır.
Türkiye'de, siyasi parti olmadan siyasi mücadele vermek isteyenlerin, "yeni bir vesayet" peşinde olanların, "sandıktan çıkmak" gibi bir sorunları yoktur.
Demokrasilerde, meşruiyetini halktan ve evrensel hukuk ilkelerinden almayan hiçbir hareket, iktidar mücadelesi yapmaz.
Yaparsa bunun adına "cuntacılık" denir.
Türkiye, AB standartlarında bir hukuk devleti, şeffaf, hesap verebilir, katılımcı, çoğulcu ve özgürlükçü bir demokrasi olabilmek için çok uzun ve zor mücadelelerden geçti. Demokrasi hiç bitmeyen bir mücadeledir. Ancak bütün bu savaşım, kerametinin nereden menkul olduğu bilinmeyen hareketler için verilmedi.
Yolsuzlukla mücadelede şeffaflık ne kadar önemliyse, demokrasi teamüllerine uygun bir iktidar mücadelesi de o kadar elzemdir.
Bu mücadelede, halkın sandığında sınanmamış hareketlere yer yoktur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.