Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Brüksel'de geçtiğimiz hafta gerçekleşen Türkiye-AB zirvesi, yarattığı bütün umutlara ve ortaya koymaya başladığı dinamiğe rağmen, medyanın bir bölümünde devamlı başarısız gösterilmek isteniyor.
Bunu Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ın Türkiye ziyareti takip etti. Hollande, selefi Sarkozy'nin yarattığı son derece kötü etkiyi silmek için bu seyahate büyük önem vermişti; yanına aldığı yedi bakanı ve kırk kadar önemli işadamıyla, son derece yapıcı bir ziyaret gerçekleştirdi. Ankara da, Paris de ilişkilerin bu yeni aşamasından memnuniyetlerini gizlemediler. Ancak bu ziyaret de, ne Türkiye'de ne de Fransa'da medya tarafından böylesi bir dinamiğin yeniden yaratılmasının hak ettiği olumlu değerlendirmeleri alamadı.
Cumhurbaşkanı Gül, İtalya seyahatinde çok önemli bir destek aldı, özellikle de Türkiye'nin AB geleceği vurgulanarak İtalyan siyasi partilerinden bu desteğin alınması önemli oldu. Ama asıl Başbakan Erdoğan'ın önümüzdeki günlerde gerçekleştireceği Federal Almanya ziyareti, Türkiye-AB ilişkilerinin yeni hayatiyetini vurgulayacak son ve kesin adımı oluşturacak. Bu yaklaşımları fazla iyimser görenler için, şu kadarını hatırlatmakta yarar var: Türkiye, büyük bir istiskal görmesine rağmen yaklaşık dört yıl müzakere masasını terk etmedi. Bu siyasi irade Başbakan Erdoğan tarafından, tüm zorluklara rağmen gösterildi. Eski Başmüzakereci ve AB Bakanı Egemen Bağış, durmuş olan ilişkilerin hayatiyetini muhafaza etmesi için son derece yaratıcı gündemler oluşturmayı ve bir kriz görüntüsü vermemeyi başardı.
AB Bakanlığı ve Başmüzakerecilik görevini son derece zorlu ve yoğun bir gündemde üstlenen Mevlut Çavuşoğlu ise, aynı politikayı devam ettiriyor. Türkiye bu siyaseti neden sürdürdü? Neden AB'nin tüm siyasi gelenekleri ve uluslararası hukuk kurallarını çiğneyerek, başlamış bir müzakerenin kurallarını değiştirmeye çalışmasına en sert tepkiyi vererek masadan kalkmadı? Bunun açıklaması, bugün yaşanan finansal çalkantı ve uluslararası kötü konjonktürde kendisini çok daha iyi belli ediyor. Türkiye, AB ilişkilerini 1997'de olduğu gibi askıya alabilirdi.
Hatta Gümrük Birliği çerçevesinde, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın almış olduğu müteaddit kararlara rağmen vize kısıtlaması yapan, taşımacılıkta kota uygulamasında ısrar eden AB tarafına karşı, mukabil girişimlerde bulunabilirdi. Bunu yaparken, kısa vadede seçmen kitlesinin hoşuna gidecek bir tavır da sergilerdi. Ancak iyi yönetişim, uzun vadeyi mutlaka düşünerek oluşturulan stratejilerden doğar. Türkiye, bir yandan ilişkilerini ve ticaretini çeşitlendirirken, diğer yandan da temel ittifak ve ortaklıklarından ödün vermedi. Eğer Türkiye'nin, AB ile ilişkilerinin bozulmasına göz yumulsaydı, bugün uluslararası finans dünyasında ne kadar daha saldırıya açık bir konumda kalacağımızı hesaplamak çok zor değil. Gerek dış, gerek iç planda hükümet, olabilecek her türlü sabotaj ve propaganda saldırısına zaten maruz, yıllarca kredi notumuzun nasıl yapay olarak düşük tutulduğunu hatırlamakta yarar var.
Oysa Türkiye AB'nin bir parçası, Tek Pazar'ın bir uzantısı ve bu statüsü fevkalade önemli... Üyelik sürecinin hangi sonuca varacağını şimdiden kestirmek çok zor olsa da, bu ortaklığın artık kalıcı hale geldiğini öne sürmek de o kadar kolay. Yunanistan'da çok okunan TVxs internet sitesinde yazan Yorgos Stamkos'un söylediği gibi, "eğer Türk ekonomisi iyi gitmezse Yunanistan'ın ekonomik anlamda kendisini toparlayabilmesi hayal olur. Çünkü Yunan ekonomisi, artık Türk ekonomisinin performansına bağlı olarak gelişiyor". Bütün mesele de burada düğümleniyor. Türkiye, Fransa ve Almanya, hayatiyet kazandırmak gerektiğine inandıkları bir ortaklığın temel adımlarında mutabık kalmaya çalışıyorlar. Yaşadığımız bu ilişkilerin canlanması sürecinin açıklaması, artık Türkiye'nin ufak bir çevre ülkesi olmadığı, yükselen ve yükselmesini sürdürecek olan, AB sistemiyle iyice bütünleşmiş ve vazgeçilmesi mümkün olmayan bir ortak haline geldiğidir.
Bunun dışındaki gelişmeler, gündelik siyaset malzemesi yapılabilir ancak önemi de o ölçüde düşüktür.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER