YAZARA MAİL GÖNDER Almanya Cumhurbaşkanı'nın yarattığı hayal kırıklığı

YAZARLAR

Federal Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Türkiye'yi ziyaret etti. Bu ziyaretin, esas olarak iki ülke arasındaki güçlü bağları ve giderek gelişen çok çeşitli, sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel ilişkileri sağlamlaştırmak için atılmış önemli bir adım olması hedefleniyordu. Bu tür üst düzey ziyaretler, günün siyasi sorunlarının ötesinde, geniş ve dostane bir perspektif hazırladıkları için önemlidirler.
Almanya Cumhurbaşkanı da, benzer beklentilere cevap vermek, Almanya'daki Türklerin varlığıyla giderek derinleşen ve kurumsallaşan ilişkilerin iki ülke arasında yarattığı olumlu ortamdan bahsetmek için bu ziyareti gerçekleştirdi. Almanya, AB içinde Türkiye açısından anahtar ülke, her bakımdan başat bir rol oynuyor.
Yurtdışındaki diyaspora, 1963'ten bu yana Federal Almanya'da bulunuyor. Bu insanlar, hiç alışık olmadıkları bir yaşam biçimine, bilmedikleri bir toplumun içine çalışmaya gittiler. O toplumun ihtiyaç duyduğu, savaşta yitirilen kuşakların yerini doldurması için gerekli olan işgücünü hizmete sundular.
Türkiye gibi dış göç geleneği olmayan bir toplumdan, Avrupa'nın en sanayileşmiş toplumuna olan yolculukları, büyük sosyal çatışmalara yol açabilirdi.
Bunların hiçbiri olmadı
. Neo Nazi ırkçıların cinayetleri, ne Alman toplumunu, ne de Almanya'da yerleşik Türkiye kökenli topluluğu barışçı, huzurlu bir yaşam ortamı yaratmaktan alıkoyabildi. Sorunlar var, özellikle vatandaşlık hakkı ve eğitim konusunda, ancak bu alanlarda son yıllarda önemli adımlar atıldı. Bir Alman Cumhurbaşkanı'ndan duymak istediklerimiz, beklentilerimiz bu olumlu perspektife katkıda bulunacak girişimlerdi.
Maalesef temel olarak konuşmasını Türkiye'de ifade hürriyetinin kısıtlandığını öne sürdüğü alanlara ayırdı. Çok büyük bir hayal kırıklığına, arkasından da gerilime neden oldu.
Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli kişilerin sorunları, nasıl Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından Almanya ziyaretinde "eleştiri" ve hatta hesap sorma biçiminde dile getirilmiyorsa, Alman Cumhurbaşkanı da Türkiye'ye, aynı biçimde, asgari diplomatik nezakete uygun davranmak zorundadır. Taşıdığı "Devlet Başkanlığı" unvanı, onu ortalama bir siyasetçi veya sivil toplum aktivisti üslubu kullanmaktan men eder. Devlet Başkanı, devletler arasında uzun vadeli, tarihi ittifakı simgeler. Örneğin Birleşik Krallığı temsilen Britanya Kraliçesi seyahat yaptığında, siyasi eleştiriye zaman ayırmaz. O görev, Başbakanındır.
Türkiye'nin siyasi düzeyde demokrasisinin aksayan yönlerini eleştiren, içinde Almanya'nın da bulunduğu çok sayıda Avrupalı yönetici ve kurum var. Her yıl, demokrasimiz Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu'nca hazırlanan iki değişik ve ayrıntılı raporla inceleniyor. Siyasi temsilcilerin yanı sıra, bağımsız araştırma kurumları, örgütler de devamlı raporlar yayınlıyor; gelip incelemelerde bulunuyorlar. Son olarak Freedom House raporu, Türkiye'de basın özgürlüğü konusunda eleştirel bir değerlendirme yaptığı için tüm muhalefet bayram ilan etti. Aynı kuruluşun, Türkiye'deki basın özgürlüğü değerlendirmelerine, son yirmi yıla bakıldığında, en olumlu notların AK Parti iktidarı döneminde verildiği, en olumsuz notun da Gümrük Birliği kararının Avrupa Parlamentosu'nda onaylandığı 1995 yılını gösterdiği hususlarını kimse hatırlamıyor.
Bizlere neyin nasıl olması gerektiğini söyleyen, ancak olumlu eleştiri yapmak yerine AB sürecini geciktirmek isteyen çok sayıda dostumuz olduğunu görüyoruz. Almanya Cumhurbaşkanı'ndan daha uzun vadeli, daha engin bir görüş, ufuk açıcı bir destek beklerdik. Çok önemli bir iletişim fırsatı heba edildi. Cumhurbaşkanı, her nasıl bir etki altında kaldıysa, ilişkiler ciddi yara aldı. Mesele makam ve unvan değil demek, o makamın nasıl doldurulduğu...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.