YAZARA MAİL GÖNDER Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken

YAZARLAR

Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşıyor. Adayların siyasi kampanyaları da giderek yoğunlaşarak gündemi oluşturuyor. En güçlü aday olan Başbakan Erdoğan, neredeyse bir yıla yakın süredir meydanlarda... 1994'ten bu yana girdiği her seçimi kazanmış olmanın verdiği özgüven ve 12 yıllık başarılı hükümet icraatının rahatlığıyla, yeni bir seçim zaferine doğru yol alıyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi, ilk kez doğrudan ve iki turlu olarak yapılacak. Bu nedenle, daha önceki seçimlerden çok daha farklı bir işleve de sahip: büyük ölçüde "atanmışların vesayeti" olarak tanımlanabilecek sistemin değişimini müjdeliyor. Toplum, devletin en yüksek makamı olan cumhurbaşkanlığının "sterilize" edilmiş, "siyaset üstü" adı altında, siyasetin dışında olması hedeflenen bir makam gibi kalmasını istemiyor. Kamuoyu yoklamaları, adayların seçmen nezdinde sahip oldukları desteği göstermekten de öte, toplumun nasıl bir demokratik sistem istediğine de ışık tutuyor. Siyasi kampanya yapan, siyasi bir programı olan ve buna sahip çıkan iki aday, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, siyasi hareketlerinin aldıkları oylardan çok daha fazla bir desteği garantilemiş gibi duruyorlar. Öte yandan, iki büyük muhalefet partisinin ortak adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, normal koşullarda bu partilerin alabildiği oyların tümünü toplamaktan uzak görünüyor.
Ortak aday İhsanoğlu'nun kamuoyu yoklamalarındaki görece başarısızlığı, büyük ölçüde savunduğu sistemin toplum tarafından istenmemesinden kaynaklanıyor. Türkiye, son on iki yılın reformlarına, üslubuna ve cesaretli adımlarına iyice alıştı. Toplum, yaşanmış olduğu varsayılan bir "devr-i saadet" özlemi içinde değil. "Eskiden temsili demokrasi çok iyi çalışırdı" diyerek harekete geçirebileceğiniz bir çoğunluk bulunmuyor. Çünkü geçmiş dönemlerde temsili demokrasi hiç iyi çalışmadı.
Siyasi lider olan bir Cumhurbaşkanı, iddia edildiği gibi "antidemokratik" değildir
. Bilakis, dünyanın en renkli ve sağlıklı demokrasilerinden biri olan Fransa, doğrudan seçilen Cumhurbaşkanı ve iki meclisli parlamenter sistem ile 1959'dan beri son derece istikrarlı bir yapıya sahip.
Oysa ondan önceki dönemde büyük siyasi istikrarsızlıklardan muzdaripti.
Her beş yılda bir, seçmenin doğrudan oy vereceği seçimlerle iktidarının demokratik meşruiyetini tazelemek zorunda olan hiçbir lider, "tek adamlık" ile itham edilemez. Bu tür ithamlar, "anti- demokratik" savıyla yapıldığında hiç inandırıcı olmuyorlar. Demokratik ve iyi işleyen bir sistem Türkiye'de hiçbir zaman tam anlamıyla oturtulamadı. Cumhurbaşkanlığının, "sivil" bir siyasetçiye geçmesi için yaklaşık otuz yıl beklemek zorunda kaldık.
Meclis ve Hükümet, kırk yıl boyunca MGK gölgesinde çalışmak zorunda bırakıldı.
2001'de, devletin en üst kademesinde, Cumhurbaşkanı Sezer ile Başbakan Ecevit arasında yaşanan "Anayasa kitapçığı" krizi, Türkiye tarihinin en derin ekonomik krizine neden oldu.
2002'den bu yana, her seçimde toplum, bu "güdümlü" demokrasiden uzaklaşacak adımları atan liderleri destekledi, destekliyor. Salt siyasi liderlik değil, bir "demokrasi projesi" olarak da toplumun ne istediğine bakıldığında, bu cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gerçek anlamda "çağdaş" demokrasiye geçişte önemli bir adım olacağını görmek kolay.
Toplumun önünde giden siyasi bir liderin bu seçimlerin neden favorisi olduğunu anlamak daha da kolay...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.