Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YÜKSEL AYTUĞ
YÜKSEL AYTUĞ

İyi ki doğduk...

Şimdi sizleri mütevazı zaman makinemin içine davet ediyorum. Kemerlerinizi filan bağlamanıza gerek yok. Gözlerinizi kapatmanıza da... Hatta daha bir açmanızı tavsiye ederim.
Gideceğimiz tarih, 22 Nisan 1985... Yani gazeteniz Sabah'ın kurulduğu gün...
Size belki çok iddialı gelecek ama bana göre ülkenin, özellikle son 10-15 yılında en çok gelişen sektörü televizyondur. Şimdi 1985 yılının televizyon dünyasını anlamak için o günlere dönüp yazarınızın Bakırköy'deki mütevazı evinde, üzerinden anneanne işi dantel sarkan, Saba marka televizyonuna şöyle bir göz atalım:
Renkli televizyon yayını başlayalı, yani rahmetli babamın Karaköy'deki elektronikçilerin bulunduğu yer altı çarşısından alıp "Artık televizyonumuz renkli olacak" diye ekranın önüne yerleştirdiği mavi camı bir kenara fırlatmamızın üzerinden sadece üç yıl geçmiş.
Televizyon tek kanallı... Sadece TRT yayını var. İkinci bir kanala, yani TRT 2'ye kavuşmamız için daha 17 ay geçmesi gerek. İlk özel televizyon Magic Box (Şimdiki Star) için ise 6 yıl bekleyeceğiz.
Yazarınız o tarihte henüz tıfıl bir spor muhabiri... Türk Haberler Ajansı'nda Fenerbahçe muhabirliği yapıyor. Dereağzı'nın çamurlu zemininde yuvarlanıp, en güzel antrenman fotoğrafını çekerek, müdürlerinin gözüne girmeye çalışıyor. Türkiye'nin ilk televizyon ilavesi Güneş Ekran'da önce muhabir, sonra yazı işleri müdürü ve nihayet köşe yazarı olmasına daha 1.5 yıl var.
Gazetemizin doğduğu günün, yani 22 Nisan 1985'in gazete manşetleri tek bir habere odaklanmış: Bir ekonomi bürokratı şöyle buyuruyor sürmanşetten: "Enflasyonu yüzde 30'a çekebilmek için daha çok şey yapmak gerek..." Heyhaaat! Bugün tek haneli enflasyondan şikayet edeceğimiz günü de görecekmişiz meğer...

HANİ AY ÜSSÜ ALFA?
Gözümüzü tekrar dantelli televizyonumuza çevirelim: O yıllarda, yani 80'lerin ikinci yarısı ile 90'lar arasında ne izliyoruz?
Altın Kızlar, Heidi, Dallas, Mavi Ay, Ayı Yogi, Pembe Panter, Yakari, Taş Devri, Tom ve Jerry, Voltran, Sevimli Hayalet, He-Man, Şirinler, Sevimli Hayalet Casper, Susam Sokağı, Cosby Ailesi, Alf, Webster, A Takımı, Charles İşbaşında, Bizim Ev, Hayalet Avcıları, Sahil Güvenlik, Tatlı Cadı, Aşk Gemisi, Doludizgin, Shogun, Zengin ve Yoksul, Kaptan Onedin, Magnum, Komiser Colombo, Kaçak (Final gecesi sokaklar nasıl da boşalmıştı?) Uzay 1999... Burada bir mola verelim: 1999'un gelmesini nasıl da dört gözle beklemiştim, dizideki Ay Üssü Alfa gerçek olacak mı diye... 1999 yılı gelip çatınca nasıl bir hayal kırıklığıydı benimkisi, anlatamam...

UNUTMAK MÜMKÜN MÜ?
Ya yerliler? Perihan Abla... Kaynanalar...
Adile Naşit'in Uykudan Önce'si unutulur mu? Ve Barış Manço ile 7'den 77'ye... (Doğukan adam olmuş da Survivor'da yarışıyor...) İlk dizimiz Aşk-ı Memnu...
İlk dönem dizimiz 4. Murat...
Beyaz gömleği, ince siyah kravatı ile Erhan Konuk, Pop Saati ile hayatımızda ... 'Çikolata renkli sanatçıların' sesi Sezen Cumhur Önal ve Müzik Yelpazesi...
Ankara'dan Halit Kıvanç Ağabey'in muhteşem sunumuyla canlı yayınlanan 23 Nisan gala programları... Nasıl unutulurlar ki!
1985... TRT 1'de hepimizin burnunu ekrana dayayan programın başladığı yıl:
32. Gün... Nur içinde yat Mehmet Ali Ağabey... Eminim o gün o programa başlarken, 32. Gün'ün Türkiye'de sonradan kurulacak özel televizyonların en büyük 'insan kaynakları servisi' olacağını o da tahmin etmemişti.
El oğlunun 'soup opera' dediği sabun köpüğü diziler için Latin ülkelerine yüzbinlerce dolar saçıyorduk o zamanlar. Köle Isaura'ya ağlıyor, Zengin ve Yoksul'u nefessiz izliyor, entrikanın sözlük anlamını Yalan Rüzgarı ile öğreniyorduk.
Ertesi gün istisnasız herkes aynı diziden, aynı programdan söz ederdi. Eee, bugünkü gibi sayısız alternatif yoktu ki tek ekran döneminde!
Sanki daha bir paylaşımcıydık, sanki paydamız daha bir ortaktı...
Sonraları nasıl da ivmelendi televizyonculuğumuz... İlk başlarda yurt dışından kaçak göçek yayın yapan özel televizyonlar resmiyet kazanıp girdi hayatımıza...
Reyting rekabeti denilen şeyi öğrendik milletçe... Maç yayınları kapışıldı. (Hiç unutmam, İnönü Stadı'nın numaralı tribününün çatısında sırayla altı televizyon kanalının kameralarını çekim yaparken saymıştım bir keresinde.) Bir de her dakikası üç reklam ile bölünen bir Fenerbahçe-Galatasaray maçı vardı ki, terlik fırlatılmayan televizyon kalmamıştı evlerde... 'En büyük milli meselemiz' Eurovision'da bile birinci olduk Sertab ile.. Kendine çimdik atanlar çoktu ekran başında.
Show'da Tutti Frutti vardı gece yarıları...
Teleon'da kırmızı noktalı filmler. Şifreliydi o ayıpçı filmler. Herkes elektronik mühendisi kesilmişti evlerde, şifreyi kırmak için...
Yüksek Kaldırım'da kerameti kendinden menkul şifre kırma aleti satıp elektronik dükkanları zinciri kuran esnaf vardı.

BAŞ DÖNDÜRÜCÜ GELİŞME
O dönemin tek kanallı TRT'sinin şimdi sahip olduğu kanalları saymaya kalksam, arka sayfaya sarkarım... Memlekette 16 ulusal haber kanalı var şimdi. Amerikalılar bile gördükçe iç çekiyorlardır şüphesiz... Kilo ile dizi satın aldığımız Latin Amerika, şimdi bizim dizilerin müptelası. Sadece onlar mı?
Balkanlar'dan Ortadoğu'ya, Orta Asya'dan Avustralya'ya, hatta Amerika'ya kadar Türk dizilerini takip etmeyen yok. Uluslararası format fuarlarında bizim yapımlarımızı almak için kuyruk oluyor yabancılar şimdilerde. Araplar sırf bizim dizilerin çekildiği yalıları görmek için akın ediyor Bebek'e, Sarıyer'e...
Televizyonların yıllık reklam pastası 4 milyar dolara dayandı. Haberden, belgesele, şovdan, sinema kanallarına kadar; ister kablodan, ister dijital platformdan, dilerseniz sadece bir çatı anteniyle artık yüzlerce televizyon kanalı ve programı elimizin altında. Televizyonun şöhret ettiği oyuncular, yapımcılar, yönetmenler sinemayı da ihya ediyorlar, tiyatroyu da...

YENİ TÜRKİYE'NİN GÜCÜ
Ne dersiniz?
Televizyonu son yıllarda en gelişen sektör olarak nitelemekte haklı değil miyim? Bu müthiş yükselişin ve neredeyse sonsuz alternatifin ortaya çıkmasının son 15 yılda gerçekleşmesi de tesadüf değil elbet.
Demokrasi bilinci gelişen, özgürlüklerinin kıymetini anlayan, tabuları yıkan, vesayetlerinden soyunan, yeni ufukların peşine düşen, içinde girişim cesareti bulan, daha seçici, daha talepkâr ve ekonomik açıdan daha güçlü bir toplum haline gelmenin sonucudur televizyon sektörünün ivmelenmesi...
Finalde biraz da Sabah'tan söz edelim:
Türkiye'de ilk kez iki tam sayfa televizyon akışı ve haberi veren, yarım sayfayı bulan ilk televizyon yorum köşesi Yakından Kumanda'yı hayata geçirip sektörde öncü olan Sabah'tan... İyi ki doğduk...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER