YAZARA MAİL GÖNDER Büyümenin dayanılmaz ağırlığı

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

2014 yılının en çok konuşulan yapımı, hiç şüphesiz yönetmen Richard Linklater'in altı dalda Oscar'a aday olan 'Boyhood' adlı filmi... Herkes kendinden bir parça buluyor bu sıradışı filmde. 12 yıl boyunca oyuncular her sene buluşup çekim yapmış. Sonuçta bir çocuğun 5 yaşından 18 yaşına kadar nasıl büyüdüğünü gerçek halleri ile izliyorsunuz. Evlilikler, aile içi çatışmalar, boşanmalar, okul ve ilk aşkların yanı sıra, annebaba olarak yaptığımız hataları çocukların nasıl gördüğü ve nasıl etkilendikleri gibi hayata dair pek çok detay var filmde.
Üç saatlik filmde aksiyon yok, macera yok, süpriz yok. Hikayenin gücü; sıradanlığında, banalliğinde, yalınlığında ve gerçekliğinde...
Filmde baba rolündeki Ethan Hawke; iyi bir insan ama sorumsuz, daha doğrusu yönsüz bir baba. Anne rolündeki Patricia Arquette, babayı sorumsuzluğu yüzünden boşamış ve iki çocuğun tüm bakımını üstlenmiş. Onlara daha iyi bir aile hayatı verebilmek için 'eve para getiren' erkeklerle evlilikler yapıyor ama adamların kontrolcülüğünün çocuklar üzerindeki bedeli çok daha ağır oluyor.
Hepimiz hata yapıyoruz; zamanında bizleri o hataları yapmaya iten kendimizce 'haklı' sebeplerimiz oluyor. Belki yalnız kalmamak, kendimizi emniyette hissetmek, acı çekmemek ya da zor bir durumdan kurtulmaya çalışmak gibi... İnsanlar yanlış seçimleri sonucunda ızdırap çekseler de, kırılan parçalarını zamanla toplayıp hayata devam ediyorlar.
Filmin beni en etkileyen yönü; anne-babanın salondaki kavgalarını odalarından duyan çocukların ruh hali, bazen tepkisizlikleri ve içten içe ördükleri duvar oldu... Bir de kontrolcü ve sürekli kritik eden ebeveynlere karşı çaresizlikleri...
İyi çocuk yetiştirmeyi, 'onlar için ideal gördüğümüz hayatı empoze etmek' olarak gördüğümüzde, aslında hem onların kendilerine güvenlerini, hem de bizlerle ilişkilerini zayıflatabiliyoruz. Onları değiştirmeye çalışmamız; 'İyiliğini istiyorum' yerine 'Hiçbir şeyi beceremiyorsun' gibi algılanıyor.
Kendi çocuğu ile, istediği kişi olmadı diye geçinemeyen o kadar çok anne-baba var ki! Kendi mutsuzluklarının acısını da onlardan çıkarıyorlar, sürekli kritik ederek...
Sonuçta kimseyi, kendi çocuğunu bile karekterinin dışında bükemiyorsun.
Onlar, hayatı keşfetmenin peşinde...
Kendilerini tanıyacakları bir süreçten geçmeleri gerekiyor önce. Gençliğimizde yaptığımız gibi, toplumun düzeni öyle diye hayatları ile ilgili kararları aceleye getirmeye niyetleri yok. Belki de gençler, bizim çok da mutlu olmadığımızı görüyor ve bu yüzden toplum baskısı ile adım atma ihtiyacı hissetmiyor.

LÜTFEN ONU SUÇLAMAYIN!
Filmde, Ethan Hawke'ın karakteri yıllar içinde gelişti, 18 yıl sonra çocuklarını anlayan çok daha iyi bir baba oldu. Oğluna "Annenin 20 yıl önce olmamı istediği insanım şimdi" dedi. Zaman içinde tecrübelerinle yoğruldukça yön buluyorsun, doğruyu görebiliyorsun.
Çocuk yetiştirmeyi, 'Olmanı istediğim kişi ol' anlayışıyla sınırlandırmayın. Onunla iletişiminizi salt onun nasıl olması gerektiğini dikte etmek üzerine kurmayın.
Eğer çocuğunuz istediğiniz gibi değilse, lütfen onu suçlamayın. Çocuğunuzu nasıl büyüttüğünüzü ve beklentilerinizi sorgulayın. Ve onların mutluluğu gerçekten sizinkinden daha önemliyse, onların bu hayattaki tercihlerine saygı gösterin...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.