YAZARA MAİL GÖNDER Filmde Esra'yı oynattığım için bana deli dediler!

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Ömer Faruk Sorak, son filmi '8 Saniye'de oyunculuk deneyimi olmayan Esra İnal'a başrol verdiği için deli muamelesi gördüğünü söyledi ve ekledi: Ama kendi hikayesini, kendisinden başka kim bu kadar içtenlikle oynardı ki!

'Vizontele', 'Yahşi Batı', 'G.O.R.A.', 'Sınav' ve 'Aşk Tesadüfleri Sever' filmlerinin yönetmeni Ömer Faruk Sorak, yeni filmi '8 Saniye'yle sinemaseverlerin karşısına çıktı. Berlin'de doğup büyümüş olan ve bu filmle ilk kez oyunculuk tecrübesi yaşayan Esra İnal'ın sıra dışı hikayesinden esinlenilen film; sinemaseverleri 'Ömrün sadece sekiz saniye olsa ne yapardın, nasıl yaşardın?' sorusuyla yüzleştiriyor. Ömer Faruk Sorak ile 17 milyon liralık yüksek bütçesiyle dikkat çeken '8 Saniye'yi, rüyaları, tasavvufu, kadın şiddetini konuştuk.

Filmin esas kahramanı Esra İnal ile yolunuz nasıl kesişti?
'Aşk Tesadüfleri Sever' filmimiz, 'Bu kadar çok tesadüf olur mu?' diye çokça eleştirilmişti. Biz ikinci hikayeyi rüyalar üzerinden kurguluyorduk. Günlük hayatta fark edilmeyen, sıradan bir kızın, rüyasında görüp aşık olduğu adamın peşinden gitmek için daha fazla uyumayı tercih etmesi gibi bir hikaye kurguluyorduk. Bunun bilimsel bir karşılığını da bulunca bu hikayenin daha çok peşinden gitmeye karar verdik. Bir akşam Yılmaz'ın (Erdoğan) evinde bir aile toplantısında bu fikrimizi paylaştık. Grupta bulunan bir arkadaşımız, "Benim eski kız arkadaşımı anlatıyorsunuz" dedi.

'SEN OYNAYACAKSIN'

İnal'dan mı bahsediyor?
Evet. "Onun gibilere rüya ustası deniyor. Başından şunlar geçti ve şimdi bu konuda workshoplar veriyor. İstiyorsanız telefonunu vereyim, konuşun" dedi. O şekilde bağlantı kurduk Esra İnal'la ama başta inanmadı, işletildiğini sandı. Biz ısrar edince "Ben Almanya'da yaşıyorum; gelin, görüşelim" dedi. Atladık, gittik.

Başta onun hikayesini film yapmayı düşünmemiştiniz değil mi?
Onun hikayesinden bizim filmimize yarayan şeyleri alacaktık aslında ama sonra bir anlatmaya başladı... Sabah 10.00'dan gece 24.00'e kadar onu dinledik. Oturduğumuz kafede üç vardiya değişti. Onun hikayesini dinleyince, bizim yeni bir şey kurmamıza gerek olmadığını düşündüm. "Bu filmde sen oynayacaksın" dedim. Ona "Sen oynar mısın?" bile demedim. O da bana "Acaba olabilir mi?" bile demedi. "Tamam" dedi.

ÖZGÜVENİ ETKİLEDİ

Hiç oyunculuk deneyimi olmayan birine başrol vermekte tereddüt etmediniz mi?
Sektörel anlamda konuyu paylaştığımız kişiler bize deli muamelesi yaptılar. "Hiç deneyimi olmayan birini, böyle yüksek bütçeli bir filmde nasıl oynatırsın? Emin misin?" dedi herkes bana. Bu kız bana o kadar özgüvenle "Tabii ki" dedi ki, bu özgüvene sırtımı çeviremezdim. Kendi hikayesini, kendisinden başka kim bu kadar içtenlikle oynar ki! Bu kararlılıkla, tüm bu eleştirilere ve önyargılara rağmen yola birlikte çıktık.

DEĞERLERİ HATIRLATMAK

Filmde Yılmaz Erdoğan da konuk oyuncu olarak var. Erdoğan'ın karakteri filmdeki tasavvufi yönü temsil ediyor değil mi?
Bizim kültürümüzde Mevlana diye dünyanın her yerinde saygı gösterilen, her söylediği üniversitelerde araştırma konusu olan bir değer varken, insanın birbirine söyleyeceği güzel cümlelere ulaşabilmek adına bu değeri es geçemezdik.

Bu sizin de benimsediğiniz bir anlayış şekli mi?
Ben büyük ve kalabalık bir aile içinde insanların sadece birbirinin hayrına dua ettiği bir ortamda büyüdüm. O iyi niyetli duaların gücüne inanan ve başına gelen her iyi şeyi o duaya yoran bir kültürde yetiştim. 'Ağzını hayra aç, bela okuma, saatine denk gelir' diye bir laf var. Bu inanç sistemine saygı duymazsınız da neye saygı duyarsınız? Bu filmin misyonlarından biri de bu değerleri tekrar hatırlatmak.

ARTIK RÜYALARIMI DİKKATE ALMAYA BAŞLADIM

Spiritüel şeylere, kadere inanır mısınız?
İnanırım. Şu dört cümle çok önemli: 'Ağzından çıkana dikkat et, gerçek olur', 'Elinden gelenin en iyisini yap', 'Hiçbir şeyi kişisel alma' ve en önemlisi 'Varsayımda bulunma.' İnsanın kader deyip bir kenara çekilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Kuran'da da var. 'Biz insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık' diyor. O yüzden 'Her insanın kaderi kendi çabasına bağlıdır' diye başlıyor filmimiz.

Filmle birlikte değişen bir bakış açınız oldu mu?
Rüyaları daha çok dikkate almaya başladım. Gördüğüm rüyaları çok hatırlayan biri değildim. Eşim İpek, gördüğü rüyayı bir gün boyunca anlatınca şaşırırdım nasıl hatırlıyor diye. Artık rüyalarımı hatırlayabildiğimi fark ediyorum. Hiç görmediğimi sandığım şeyi gördüğüm, hatırladığım ve bunu başkasına anlattığım bir noktadayım.

KADINLAR BU FİLMLE İÇLERİNDEKİ GÜCÜ KEŞFEDECEK

Esra'nın hikayesinde sizi etkileyen ve 'Bu film olur' dedirten şey neydi?
Kendini her şeye kurban edilmiş hissiyle yaşayan bir kadının, kendi ayakları üzerinde nasıl duracağını aktarma noktası beni etkiledi. Esra'nın ayna karşısında kendisine söylediği 'Seni, sana emanet ediyorum'dan bile film yapılır' dedim. Her kadının kendisini önemli hissetmesini anlatmak açısından iyi bir fırsattı.

Filmde kadınlara yönelik önemli mesajlar var...
Cinayete kurban giden Özgecan'ın babasının söylediği cümlenin takipçisiyim açıkçası. "Allah o çocuğun da annesine- babasına yardım etsin" cümlesini kurduran yürek; sadece acıyı yaşatanı değil, o acıyı yaşatma sebebini de ortadan kaldırabilir. İyi niyete çağırmak ve iyi niyetli olmak yetmiyor. Bir neslin yenilenmesine ihtiyaç var. 'Geçti bizden' dememek lazım. Üzerimizde sorumluluk hissediyorum. Filmin, kadınların içindeki gücü keşfetmeleri açısından başucu kitabı niteliğinde olduğunu düşünüyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.