YAZARA MAİL GÖNDER Instagram şövalyelerine...

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

'Aynıyız'... Bu slogan, bugünlerde Instagram'da gördüğüm en doğru haykırış. Kısa ve net; ayırmadan, ötekileştirmeden sevmeli insanoğlu birbirini. Ama bu keşke o kadar kolay olsa. Şu an nabzımız nerede atıyor? Tabii ki sosyal medyanın can damarı Instagram'da. Kalk da Instagram'a günlük hayatından bir fotoğraf koy, koyabilir misin? Hiç sanmıyorum. Korkarsın, saldırı dolu yorumlar almaktan, arkadaşının seni takip listesinden çıkarmasından tırsarsın! İşte orada seni ayırır, bir kenara koyarlar. 'Bu adam bizden değil' deyip, nefret kusup aynı kandan, aynı candan olduğunu unuturlar. Sonra 'Neden terör var?' dersin. İşte bu yüzden, Instagram'da bile kavgaya tutuşuyorsun be dostum! Sayfamda bir siyah kare ya da Türk bayrağı paylaşıp, görevimi tamamlayayım deyip arkana yaslandığında için rahat mı? Sosyal medya şövalyesi olduğunda, kin kusup öfkeni birbirini suçlayarak gösterdiğinde, beddualar edip bela yağdırdığında birlik mi oluyorsun? Hiç sanmıyorum! Kızmayın bana ama Instagram'da paylaşım yaptığımız kadar mı duyarlıyız? Ya da paylaşmıyorsak duyarsız mıyız? Sen de bu ikilemde kalanlardansın farkındayım. Sosyal medya üzerinden yaptığımız bir paylaşım, nasıl varoluşumuzun göstergesi oldu? Şimdi ilk dersimiz şu; aynı olduğumuzu unutmayalım.

EN DUYARLI PAYLAŞIM
Instagram'da gördüğüm binlerce paylaşım arasında en mantıklı ve en duyarlı olanı, şehit askerlerimizin ailelerine yardım eden Mehmetçik Vakfı'na bağışla ilgili bilgi mesajıydı. 2582'ye boş mesaj yolla, Mehmetçik Vakfı'na 10 TL bağış yap. İnanın, timeline kafalarımızı bir faydaya dönüştürecek en doğru hareket bu. Yoksa yazılan çizilen ne varsa uçup gidiyor. İcraata geçenler, faydası dokunanlar o ailelerin acısını gerçek anlamda paylaşıyor, hissediyor.

EYLÜL'Ü BÖYLE HAYAL ETMEMİŞTİM
Yaşadığın topraklar acı kayıplar veriyorken, dizini dövüyor, için kan ağlıyorken ya kalbin biri için atıyorsa? Ya aşık olduysan? Ne yaparsın o zaman? Sen onunla dünyanı güzelleştireyim derken, kayıtsız kalamayacağın gerçek dünya suratına tokat gibi acımasızca vuruyor. Sen deli gibi aşıksın, Kerem'den ve Mecnun'dan rol çalmışsın ama nafile! Gösteremiyorsun o saf duygularını. 'Ülkede bu acılar yaşanırken, sen ne aşkından bahsediyorsun?' diyorlar. Susup kalıyorsun, heyecanını yutuyorsun. İşte öyle bir şey, savaşın ortasında aşık olmak. Kabul görmüyor, tüm o duygular da teröre yenik düşüyor. 'Zamanlama hatası işte' diyorsun. Eylül ayını hiç böyle hayal etmemiştim ben.

HAYALİM NEYDİ, NE OLDU ?
Hayalimdeki Eylül nasıldı, ne oldu? Yazın tüm pozitifliği ile tatillerini bitiren, keyfi gıcır insanların tebessümü ile güne başlayacaktım ama nafile, herkes yine gergin ve sinirli. Soğukların başlayacak olmasının keyfini, sıcacık evimde yeni sezon dizilerini izleyerek geçirmeyi hayal ederken; yüreğim ağzımda, gözüm Twitter'da, kendimi haber kanallarını izlerken buldum. Yazın görüşemediğim arkadaşlarımla buluşup hasret gidermek isterken fazlasıyla kabuğuma çekildiğimi fark ettim.

ERTELEMEK Mİ, YOKSA ERTELEMEMEK Mİ?
Şimdi şehir sakin, mekanlar gündüz saatindeki müzik yayınını bile durdurdu. Yapılacak bütün organizasyonlar, konserler ileri tarihlere ertelendi, eğlence programları durduruldu. İyi de oldu; vur patlasın çal oynasın kafasından çıkalım. Peki ya sonra? Ortalık sakinleşince kaldığımız yerden devam mı edeceğiz? Elbette öyle olacak, yine başka bir gündeme takılacağız, sonra o da değişecek. Hep böyle olmadı mı? Peki ne yapmalı? Sevmeyi öğretmeliyiz birbirimize; her şeyin başı da, sonu da sevgi. Belki de hiçbir zaman bize öğretilemeyen, hep eksik kalan yanımız... O kadar yıprandık ki, sevginin ne olduğunu unuttuk, içimizde bir yerlere gömdük. Toplu sevgi terapilerine başlamalı, sevgi sözcükleri fısıldamalı, sevgi dersini okul müfredatına koymalıyız. Koşulsuz sevmeyi öğretmeliyiz. Hâlâ geç değil; eğer bu satırları okuyorsan, zaten doğru yerdesin ve bir yerden başlıyorsun. Birkaç kolay sevgi formülü ile kendini daha da iyi hissedeceksin. Şimdi en büyük rakibin olarak gördüğün iş arkadaşının ayağını kaydıracağına onunla bir ol, küs olduğun arkadaşını arayıp barış, uzun zamandır konuşmadığın bir yakınını arayıp sesini duy, yüzüne gülüp arkasından atıp tuttuğun o kişiyle yüzleş. Hem kendini, hem de uzak durduğun ama aslında aynı olduğun insanı sevmek için bunları yap. Deneyin, iyi gelecek.

BİENALİN HASI EMİNÖNÜ'NDE

Eminönü'ndeki Mısır Çarşısı'nın yanı başında bulunan çiçek pazarına gittik. Yüzünü Yeni Camii'ye dönen bu pazar, yüzyıllardır varlığını sürdürüyor. Hayli ilginç bir yer; gerçek bir bienal ruhu var. Koştura koştura gittiğimiz Art International'dan, İstanbul Bienali'nden daha kültürel, daha cezbedici, sanki kendi yeteneğinin farkında olmayan birçok sanatçı barındırıyor içinde. Esnafın hal ve tutumu, o hareketlilik oldukça eğlenceli. Fotoğraflamak isterseniz, arşivlik karelere sahip olacağınız bir cümbüş burası. Her şeye şaşırıyor, afallayıp kalıyorsunuz. 'Yok artık!' dedirtecek tecrübeler biriktiriyorsunuz. İlk tecrübem ya, o kalabalığın içinde benim şaşkın ifademi görmeliydiniz! Bir o yana, bir bu yana savruldum. Amacımız basitti; balkonumu renklendirecektim, etraf çiçek açacaktı, evin içini bir hoşluk kaplayacaktı. Burası kimine göre küçük bir vaha, kimine göre hüzünlü fesleğenle karanfilin boyun büktüğü, hanımelinin karalar bağladığı, deva saçan sülüklerin kabında hopladığı, sağınızda köpek yavruları, solunuzda muhabbet kuşlarının cirit attığı bir yer. Su kaplumbağasının ithalatının yasaklandığı, Japon balığının şöhretini yitirmediği, 'Dünyanın en büyük köpeği bizde gel' diye bağıran esnafın pazarlama taktiğine gülüp geçtiğiniz bir yer işte... Bir de tanesini 4 liradan aldığınız o fesleğenin kokusu yok mu? En pahalı parfümden daha iddialı. Neyse ki esnaf birbirine dost; rakam kırsa da müşterisini kaptırıp pazarlığa kurban gitse de, 'Bu da senin kısmetinmiş be!' deyip yoluna bakıyor. Ekmek parasını sırt sırta kazanan esnafın bu tutumunu görünce, birbirine saldıran, hakaretler yağdıran, birbirinin varlığından, yaşamından rahatsız olan insanlara şaşıyorum. Gidin barış görün, huzur görün; çok uzakta değil, Eminönü'nde.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.