YAZARA MAİL GÖNDER O taş gibi vücutlar tornadan çıkmıyor!

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Derin nefes almak, anı yakalamak, vücudun en temiz hali ile baş başa kalıp negatif enerjiden kaçmak... Son günlerde hepimizin derdi bu. İş stresinden, ailevi sıkıntılardan, gıybet kazanında kaynayan mış'lardan muş'lardan kaçmaya çalışıyoruz. Kendimizle baş başa kalıp dış sesleri kapatarak, iç sesimizi duymaya çalışıyoruz. Büyük şehirde yaşamanın en zor yanı da, bunu yapabilmek için kısıtlı zamana sahip olmamız. Ünlüler dünyasında da kendi yöntemlerini geliştirenler var; kimisi spor salonunda saatlerini geçiriyor, kimisi örgü örüp belgesel seyrediyor. Siz de kendi reçetenizi kendiniz yazın ve özgür zamanlar yaratın. Bunun için de en kolay ve en işe yarar yöntem; spor yapmak. Her birimiz spor bağımlısı olduk, kabul. Otomobilimizin bagajında, ofiste masamızın altında, elimizde her an spor çantalarımız var ve yakılacak kaloriyi, akacak teri, rahatlayacak bedeni ve zihni bekliyor! Kimse 40 dakikalık kardiyo yürüyüşleriyle geçiştirmiyor spor meselesini ya da 'Erteleyeyim, yarın giderim' demiyor. Ajandalarımız, trainer'ımızın verdiği programa göre şekilleniyor. Toplantılarımızı, arkadaşlarla yiyeceğimiz yemeği o belirliyor. Pilatesten çıkıp kickboks'a, oradan da spinning'e gidiyoruz. Hafta sonu gezmeyi, eğlenmeyi hak etmek istiyorsak, antrenmanımızı tamamlamamamız gerekiyor; yoksa cezalıyız, bir adım atmıyoruz! Ben de üzerimde şortla toplantıdan toplantıya koşuştururken, kendimi Ulus 29'da bir akşam yemeğinde Çağla Şıkel ile muhabbet ederken buldum. Çağla, "Beş saat salondaydım" diyor. Tam bir mesai! Haftada üç gün bu şekilde yaşıyormuş. 1.5 saat ağırlık ve crossfit yapıyormuş. Bilmeyenler için hatırlatalım: Crossfit; fonksiyonel hareketlerden oluşan, yüksek yoğunlukta yapılan, antremanları sürekli değişen bir spor dalı. Şehrin birçok noktasında mantar gibi crossfit salonları türüyor. Peki bu beş saatin içinde neler var; sadece spor mu? Hayır tabii ki; spor salonunda antrenmana uygun besleniyoruz, SPA'da takılıp ardından bir randevumuzu bile aradan çıkarıyoruz. Orada takılmak hem zihnimize, hem de bedenimize iyi geliyor. Yani anlayacağınız; bunun sebebi de dış dünyanın stresini salonda bırakmak, kendine iyi bakmak ve iyi hissetmek. O taş gibi vücutlar, şen şakrak modlar tornadan çıkmıyor canlarım. Mesaisi uzun işler anlayacağınız.

Derya örgü örüyor Özge belgesel izliyor


Negatiflikten kaçmak için kendince yöntemler geliştiren birçok ünlü isim var. İşte onların ilginç kaçış yolları:

Hande Doğandemir:
Bir süredir enerji ve rezonans konularına sarmış. Eskilerin deyimiyle anlatmak gerekirse; 'Bir şeyi 40 kere söylersen olur', 'İyi düşün iyi olsun' ve 'İyilik yap, denize at' gibi pozitif düşünce kalıpları ile rezonansa giriliyor. Yani belirli bir düzende ve sayıda söylenen sözler ya da üretilen düşünceler sizi değiştiriyor. Hepimizin biraz bu mevzulara dalması lazım çünkü evrenin bunca negatifliğinde, gerçekleştirmek istediğiniz ne varsa bol bol tekrarlamalı, bol bol hayal etmelisiniz. Evrenin ruhu ve sevgi enerjisi ile rezonansa gireceksiniz. Hande'nin de gündeminde olan bu konuyu anlamanız için benim de kitaplığımda olan kitabı öneririm: 'Rezonans Kanunu'.

Derya Şensoy:
Setteki yoğun çalışma temposundan kaçtığı anlarda örgü örüyor. Derya, "İki ters, bir düz örün; keyfiniz yerinize gelsin" diyor. Anneannelerimizden miras bu teknik, bedava terapi seansı gibi. Hem kış için eşsiz bir kazak veya atkıya sahip olabilir, hem de örgü şişlerinin meditasyon etkisi ile rahatlayabilirsiniz. Elinizdeki şişe konsantre olmuşken, nefes alıp verişiniz yavaşlıyor ve derinleşiyorsunuz. Sonrası, tatlı rüyalar aleminde harika bir yolculuk... Bir kazak da bana ör Derya!

Özge Özpirinçci:
"Uzaya taktım kafayı; galaksiler, gezegenlerle bozdum" diyor. Astrolojiye de ekstra merak sarmış. Geçen yıl büyük ses getiren 'Cosmos: Bir Uzay Serüveni' isimli belgesel serisini izleyerek kafasını boşaltıyormuş. "Bilimin sonsuzluğunda kaybolmak çok iyi geliyor" diyor. National Geographic'in yapımcılığını üstlendiği bu belgesel serisinde sunulan birçok teoriyi şaşkınlıkla izleyeceksiniz. Yaşamın nasıl işlediğini, evrensel uyumun muazzam döngüsünü en yalın ve en etkileyici şekilde anlatıyor. Sonunda varacağınız nokta da şu oluyor: Hepimiz biriz ve eşitiz. O zaman siz de ne yapıyorsunuz; poponuzu koltuktan kaldırıp kendinizi spor salonuna atıyorsunuz. Hem ter atıyor, hem de tüm sinirinizi kum torbasından çıkarıyorsunuz! Veya el işlerinde iyiyseniz; elinize yağlıboyayı ve fırçaları alıyor, kendi sanatınızı yapıp duygularınızı dışa vuruyorsunuz. İşin bilimsel kısmına kaymak istiyorsanız, kitap okuyup belgesel seyredebilirsiniz. Bunlar, bu stresli dönemlerde size en iyi gelecek, en basit formüller.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.