Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Sabah saat 05.00... Gözümden uyku damlıyor ancak Madrid uçağını kaçırmamam lazım.
Bir hışımla kendimi Atatürk Havalimanı'na atıyorum. Saat 07.20 uçağıyla uçacağız. Öncesinde CIP Salonu'nda, nam-ı diğer uçak kaçırtan salonda kahvaltımı yapacağım. Elimde son model bavulumla yürürken, gözüme Hindistan yemeklerinin servis edildiği bölüm takılıyor. 'Hayırdır inşallah!' deyip çalışanlardan birini sıkıştırıyorum. Bir hafta boyunca CIP konuklarını Hint yemekleriyle buluşturacaklarmış. Geçtiğimiz hafta da Japon mutfağından tepenyaki lezzetleri varmış. Her hafta yenilikler yapacaklarmış. Tam bir cin fikir! Tabii sabahın köründe midem Hint yemeklerine hazır değildi ama bir dahaki sefere denk getireceğim.
Uçağa varıyoruz... Her ne kadar yer hizmetlerinin birkaç ukala tavrına maruz kalsak da, koltuklarımıza kurulduğumuz anda bir anons duyuluyor: 'İspanyolca bilen kabin görevlilerimiz vardır.' Çok hoş... Bunun benzeri Emirates'te de vardı. Uçağın yarısından çoğu İspanyol olunca, İngilizce'nin ötesine geçip uçulan noktanın dilinin bilen görevliler gerekiyor. Böylece yolcuların işi kolaylaşıyor. THY'ye 10 puan beş yıldız!



YENİ KEŞİFLER

Dört saati aşan yolculuğun sonunda Madrid'e varıyoruz. Sıra Doğuş Grubu'nun şehirdeki yeni yeme-içme yatırımlarını keşfetmeye geliyor. İlk olarak, grubun bünyesine geçtiğimiz yıl katılan, Madrid'in en lüks otellerinden Villa Magna'dayız. Otelin yeşillikler içindeki terası, adeta bir vahayı andırıyor. Lounge terasta ve Magnum Bar'da keyifli vakit geçirebilir, Madrid'in trendsetter tipleriyle bir araya gelebilirsiniz. Otelde konaklama fiyatları 350 Euro'dan başlıyor.
Otelden birkaç yüz metre uzaklıkta bulunan, grubun restoranlarından Ten Con Ten'e de yürüyerek gidebilirsiniz. Burası şehre adım atan Türklerin 'uğranacak yerler' listesinin en başında geliyor.
Mekan, özellikle öğle yemeği saatlerinde tıka basa dolu. Madrid'de öğle yemeği saatinin bizde olduğu gibi 12.00'de değil, 14.30'da başladığını da belirteyim.
Slow food akımının öncüsü İspanyollar'a sakın sinirlenmeyin çünkü bu şehirde hızla yemek yiyip kalkmak yok. Öğle yemeğinde restorandan çıkış saatiniz 17.00, benden söylemesi... Ten Con Ten'in üst katında, önümüzdeki aylarda açılması planlanan bir gizli kulüp olacak. Burası 'üyelere özel' hizmet verecek. Mekanın yaratıcıları; şehrin yeme-içme piyasasına yön veren popüler çift Marta Seco-Sandro Silva. Marta, tüm misafirperverliğiyle bize eşlik ediyor. Bir yanıma D.ream CEO'su Levent Veziroğlu'nu alıyorum, diğer yanıma Pazarlama Direktörü Zeynep Manço'yu...
Şimdi yemek festivali başlasın...
Marta, samimiyetiyle mekana dinamizm katıyor. Her masayla ilgileniyor. Bir ara birkaç masa arkamızda oturan, Real Madrid'in yıldız futbolcularından Luka Modric gözüme çarpıyor. Yanına gidip bir selfie patlatıyorum.
Mönüdeki lezzetlerin tadına baktıktan sonra, yürüme mesafesinde bulunan Quintin'e gidiyoruz.
Burası non-stop bir restoran, yani durmadan dolup taşıyor. Quintin; adından anlaşılacağı gibi bir kantin-delicatessen ruhuna sahip. İçeriye girince gözünüze ilk çarpan, taze meyve-sebzelerin bulunduğu rengarenk manav reyonu oluyor.
Önündeki masalar ise mekanın en popüler masaları... Üç katlı mekanda benim favorim üst kat. Pizza-şarap ikilisi için mutlaka uğrayın.
Quintin'den sonra hooop hemen çaprazdaki El Paraguas'a gidiyoruz.
2004 yılında açılan restoranda Kuzey İspanya yemekleri servis ediliyor.
İş yemekleri için ideal bir mekan; tam bir patronlar üssü. Burası, mekanın yaratıcısı olan Marta Seco-Sandro Silva çiftinin ilk projesi. O zaman şehre yabancıyken, kısa sürede kendilerini sevdirip vazgeçilmez olmuşlar. Ardından 2011'de Ten Con Ten'i, 2014'te Quintin'i, 2016'da ise Amazonico'yu açmışlar.

FAVORİM AMAZONICO
Peki bu mekanlar arasında bir numaralı favorim hangisi? Gececi karakterimden ve yaşam biçimimden olsa gerek, şehrin süper trendy insanlarının takıldığı Amazonico, favorim oldu. Burada Angelina Jolie'den Ronaldo'ya kadar birçok ünlü ismi görebilir, mekanın alt katındaki The Jungle isimli kulüpte dans edebilirsiniz.
Madrid'de tüm bu restoranların bulunduğu bölgenin adı Salamanca yani burjuvaların merkezi... Madrid seyahatinizde mutlaka uğrayın. Hatta Silva'ya da benden selam söyleyin.
Bir sonraki durağım Barselona... Oradaki gelişmeleri de sizinle paylaşacağım, takipte kalın...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER