YAZARA MAİL GÖNDER 'Gülten' beni çok gerdi

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu, son iki sezondur çarşamba günlerimizi öyle güzel gaspetmişlerdi ki, 'Kuzey Güney' bitti; bizi bir üzüntü aldı.
Gerçi bu iki 'kalemi şahane kadın'; eminim şimdi bizi ekrana yapıştıracak başka bir projeye başlamışlardır bile ama olsun...
Özleyeceğim ben o mahalleyi; 'Kuzey'i, 'Gülten'i, 'Hüsük'ü...
Yok vazgeçtim; 'Gülten' ve 'Cemre'yi pek özlemeyeceğim çünkü aralarındaki yapış yapış anne-kız ilişkisinden, izlerken bile çok rahatsız oluyordum.
Diziyi izlemeyenler için şöyle özetleyeyim: 'Gülten' genç yaşta gayrı meşru bir ilişkiden hamile kalır. Karşı tarafın isteği üzerine çocuğu aldırmak yerine tek başına doğurup büyütmeye karar verir. 'Cemre' bu nedenle babasız büyür. 'Gülten' bütün ömrünü adadığı ve kendi hayatından vazgeçtiği kızına karşı gereğinden fazla korumacıdır.
Kızının attığı her adımdan haberdar olmak ister.

YALNIZLIĞIN BEDELİ
İşiyle,arkadaşlarıyla, sevgilileriyle ilişkilerindeki her detaydan haberi vardır.
Kızının özel hayatı dahil her işine burnunu sokar.
Hatta kendisi ve burnu, bizzat kızının içinde yaşamaktadır.
Yalnız ve zor geçen gençlik yıllarının bedelini adeta kızına bu şekilde ödetir.
Tavırlarıyla "Ben gençliğimden senin yüzünden vazgeçtim, o yüzden şimdi beni içinde yaşatmak zorundasın. Dünyayı senin içinden, senin gözünden ve sen gibi yaşamak istiyorum" demektedir.
Kızı da bir kangru gibi anasının göbeğindeki kesede yaşamaktan dolayı güven duygusu içindedir.
İşi o kadar abartır ki; sevgilisiyle tatile, hatta kocasıyla çıktığı balayına bile anasıyla gitmekten çekinmez.
Kısa süreli ilk evliliğinde kocasıyla her sorun yaşadığında annesi kapıda biter ve onun yerine kocasıyla kavgaya girer.

ÇOK HASTALIKLI
Of! Yazarken bile sıkılıyorum.
Çünkü bu tip anne-çocuk ilişkilerini son derece hastalıklı buluyorum. Çevremde örnekleri var.
Üstelik sadece kız çocukları değil, hatta asıl erkek çocukları; eşek kadar da olsalar, evlenip çoluk çocuğa da karışsalar, analarının kanatları altından çıkmak istemiyorlar. İş yerinden günde en az üçdört kez annesiyle konuşmazsa işleri ters gidecek insanlar var.
Bir kere insan, sevgilisiyle aralarında geçenleri tüm detaylarıyla annesine aktarmaz, ayıptır!
Yattı mı yatmadı mı, öpüştü mü öpüşmedi mi; anne bunu çocuğuna sorup yüz göz olmaz.
Bir kere anne, annedir.
Anneyle arkadaş olunmaz.
Olunursa ancak, dediğim gibi yüz göz olunur.

ONU BEN DOĞURDUM
Bu anne tipleri; kendi yaşayamadıkları ne varsa, çocuklarının derisi altına gizlenip orada yaşamak istiyorlar aslında.
Kızının erkek arkadaşıyla sorunlarına müdahil olurken, aslında yıllar önce mahallede arkasında bıraktığı Osman'la tekrar buluşuyor.
Kızına illa ki mimarlık okuyacaksın derken; o dönemde vazgeçmek zorunda kaldığı okuma hayallerine kavuşmak istiyor.
Keşke rahat bıraksanız şu çocuklarınızı.
Hem onların hem de beraber oldukları insanların hayatlarını kabusa çevirmeseniz. "Onu ben doğurdum, o bana çelik halatlarla bağlı, başkalarına kaptırmam" histerisinden kurtulsanız.
sizin ne işiniz var ?
Beraberlikler, evlilikler iki kişi yaşanır.
Sizin tam ortalarında ne işiniz olur?
Yakın bir arkadaşımın annesi onlara kalmaya gelince, adeta evin hanımı o oluyor mesela.
Yatak odalarına pat diye dalıyor, aralarındaki tartışmalara balıklama atlıyor, kızına sürekli "Şöyle yap, böyle yap" diyor, damadıyla son derece laubali oluyor.
Aynı 'Cemre'nin anası yani...
Çok sevimsiz, çok hadsiz, çok cıvık...
Ne olur siz böyle bir anne olmayın.
Kendinizi de, çocuğunuzu da küçük düşürmeyin.
Anne olun; her halta maydanoz bir kanka değil!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.