YAZARA MAİL GÖNDER Ama artık gücüme gidiyor!

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Sakınılan göze çöp batıyor gerçekten.
Bir ev ne kadar korunaklı olursa, o kadar rahat soyuluyor.
Dünyanın en şerefsiz insanları listemde ilk 3'te yer alan hırsızların böyle bir hırsı var sanırım.
Kapısı çelik, pencereleri demirli, alarmla ve kameralarla döşenmiş bir yer gördükleri zaman üzerlerine 'El mi yaman, bey mi yaman?' inadı geliyor.
Mesela bizim Alaçatı'daki ev 25 yıllık...
Üç sene öncesine kadar doğru düzgün kapanmayan kapılara, kilitlenmeyen panjurlara, öksürünce açılıveren pencerelere sahipti.

ÜÇ SENE ÖNCEYDİ...
Bahçe duvarımız, daha doğrusu kapımız; Nasreddin Hoca'nın türbesine rahmet okuturdu.
Evet, bir duvar ve kapı vardı ama boy versen, yükseklikleri dizini geçmezdi.
İçeri giriş bu kadar kolayken, yaz sonu eve dönüş sırasında bahçedeki masa ve sandalyeleri içeri almaz, ertesi sene geldiğimizde hepsini bıraktığımız yerde bulurduk.
Tüm yaz kapı pencere açık uyur, bundan da hiç huzursuz olmazdık.
Sonra, yani üç sene öncesi; bendeniz İzmir'den tası tarağı toplayıp Alaçatı'ya yerleşmeye karar verdim.
Pencere ve kapı aralıklarından rüzgarın davetsizce girip kemik dondurduğu nemli bir sahil kasabası kışı için, evin mevcut durumu pek uygun olmadığından boyumdan büyük bir işe giriştim.

ÇİFT CAMLAR, KİLİTLER
Evi neredeyse tamamen yıkıp baştan yaptırdım.
25 yıllık, artık 'ahı gitmiş vahı kalmış', mütevazı yazlık evimizi, bildiğin kışlık dağ evine dönüştürdüm.
Bahçe duvarlarını kale gibi yükselttim. Çiftlik kapısı gibi kocaman bir kapı taktırdım.
Öksürsen açılacak pencereleri çift camlı, kilitli sistemlerle değiştirdim.
Elektirikli panjurlar taktırdım.
Gece yatarken her yerin kilidini iki kez kontrol ettim.
Issız kasaba kışlarında tek başıma kaldığım evimde korkusuz, huzur içinde geceler geçirdim.
Tam 10 gün!
Evet, 10 gün sonra bir sabah bir uyandım ki, içeride saçma bir serinlik var! 'N'oluyoruz?' diye kalkınca salon camının ve panjurunun açık olduğunu, evdeki bir takım değerli alet ve eşyaların yerlerinde gariban bir boşluk bulunduğunu gördüm.
Önce jandarmayı aradım, sonra oturdum sinirimden hüngür hüngür ağladım.
Onca önlem, onca sistem hiçbir işe yaramamış, 25 yıldır hiçbir hırsızın girmeye tenezzül etmediği evimiz makyaj tazeleyince hedefe oturmuştu!
Sonra tabii bu bana ders oldu hemen o gün apar topar güvenlik işini daha da büyüttüm.
Evi ve sokağı gören beş tane kamera taktırdım.
Alarmı da ihmal etmedim...
Ama gel gör ki kışın hala bahçemden, şömine için yığdığım odunlardan olsun, sandalye takımından bir kaç parça olsun gidiyor.
Fakat ben bunları geç fark edip eski kayıtlara da bakmaya üşendiğimden 'Tüü Allah cezalarını versin!' demekten başka bir şey yapamıyorum.

KEDİLİ EV'E DE GİRDİ!
Aynı şekilde size geçen gün sözünü ettiğim minik otelimiz Kedili Ev'in de her yanını kamerayla donattığımızın ikinci günü otele hırsız girdi! Çalışanların birkaç dakikalık gafletinden yararlanıp lobide ne var ne yoksa götürdü!
Adamın 'tükürdüğüm, meymenetsiz sıfatı' kamerada tabak gibi görünmesine rağmen polis kendisinden hâlâ bir iz bulamadı.
Bizim de her geçen gün umudumuz kesiliyor, çalınan eşyaların üzerine soğuk su içmelere doyamıyoruz...
Ve oturup "İyi de o zaman bu kameralar, bu güvenlik sistemleri ne menem bir işe yarıyor?" diye şaşkın şaşkın düşünüyoruz.
Bizde bu pişkin hırsızlar varken, daha çok aptal yerine konuluruz...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.