YAZARA MAİL GÖNDER Yan yan nereye kadar?

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Eda Taşpınar'ı Alaçatı sokaklarında ne zaman görsem; biraz ayıp oluyor ama gözümü üzerinden alamıyorum.
Bildiğin öküz gibi bakıyorum.
Sebep; yıllardır magazin basınına malzeme olan bronzluğu.
Sizin gazetede, televizyonda gördüğünüz bir şey değil; kadın bildiğin siyah.
Bu yıl onun gibi toplam üç kişi daha vardı Alaçatı sokaklarında.
Onları da aynı şaşkınlık ve hayret içeren bakışlarla istemeden de olsa taciz ettim.
Biliyorum; kimseye öyle uzun uzun bakılmaz, görgü kuralları bunu kaldırmaz ama gerçekten durumları o kadar dehşete düşürücü ki, insan gözünü ayıramıyor.
Ve de düşünmeden de edemiyor; bir insan neden kendini bu renge bürümek ister ki?

TANOREKSİKLER...
Uzmanı, doktoru artık bunun bir rahatsızlık olduğunu söylüyor:
Tanoreksia!
Bu tanoreksik insanlar ne kadar bronz olurlarsa olsunlar, tenlerinin koyuluğu onları hiçbir zaman tatmin etmiyor. Buldukları her fırsatta güneşleniyor, solaryuma giriyor ya da bronzlaştırıcı ürünler kullanıyorlar.
Yani nasıl anoreksia, asla yeterince zayıf olmadığını düşünen insanların yakalandığı yeme bozukluğu ise tanoreksia'da; ne kadar bronzlaşırsa bronzlaşsın, henüz yeteri kadar bronz olmadığı hissine kapılanların rahatsızlığı.
Yıllar önce bir yaz günü, Gönül Yazar çalıştığım gazeteye gelmişti ve teni neredeyse kuzguniydi. Ve o bize, daha da yanmak istediğini, bu rengi açık bulduğunu, zaten ne yaparsa yapsın hiçbir zaman istediği karalığa ulaşamadığını söylemişti.
O zaman bunun bir rahatsızlık olabileceğini bilmiyorduk.
Her yıl dünyada 3 milyon kişi cilt kanserine yakalanıyor ve bunların çoğu hasarı gençlik yılarında alıyor olsa da; kadınlar, yanık tenin insanı daha sağlıklı ve güzel gösterdiği inancından asla taviz vermiyor.
Ben de vermem mesela...
Severim bronz teni. Kendimi o hafif kahvemsi tonla daha iyi hissederim. Ama tanoreksik insanların derilerinin o tuhaf rengini de istemem doğrusu.
Hafif koyulaşayım yeter.
Bir kere, güneşin altında saatlerce yatma konusu başlı başına bir işkence.
İstediğin kadar gözlük tak, yine de gözlerini tam açamazsın; dolayısıyla da kitap, dergi falan okuyamazsın.
Etrafa bakınayım desen, o da nereye kadar...
Sıkıntıdan patlarsın.
Benim haftada iki günden, ikişer saatlik mesaim var bu konuda.
Bronzluğun devamı için yetiyor doğrusu.

KABUL GÖRME İSTEĞİ
Bronzlaşma tutkusunun nedenleri ve sonuçları da var elbette...
Bu insanlar kendilerini daha iyi hissetmek, özgüven kazanmak, toplumda kabul görmek gibi ihtiyaçlarla bronzlaşmayı takıntı haline getirebiliyormuş.
Ama olayın fiziksel boyutu daha endişe verici...
Maruz kalınan ultraviyole ışınları; yanık, çil, leke, erken yaşlanma gibi cilt sorunlarına, katarakt gibi görme bozukluklarına, hatta deri kanserine varan sonuçlara neden oluyormuş.
Benim 20 yıllık dostum, İzmir'in en önemli estetik cerrahlarından Prof. Dr. Cüneyt Özek; kışın zaman zaman solaryuma girdiğim ve yazın abartmadan da olsa bronzlaşmak için güneşin altında yattığım için beni tam bir gerizekalı olmakla suçlar.
Kızar, paylar, azarlar ve her seferinde solaryumun ve güneşlenmenin cildime verdiği-vereceği hasarları tek tek açıklar.
Sözleri beni bir süreliğine korkutur ama sonra yine bronz olma sevdama yenik düşerim.
Kadınlar aynadaki görüntülerinin kendilerini tatmin etmesi için her tür tehlikeyi göze alabilir gibi geliyor bana. Ama yine de abartmanın manası yok!
Bir insanın alamet-i farikası, kayışa dönmüş yapay görünümlü derisi olmamalı...
Vallahi hiç güzel görünmüyor.
Hem sağlığa da zararlı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.