Türkiye'nin en iyi haber sitesi

'Sağır duymaz uydurur' ile 'Öfkeyle kalkan zararla oturur'u birleştirin...
O benim işte!
Birkaç gün önce akşamüstü saatlerinde market alışverişinden döndüğümde, bizim sokağı sel götürdüğünü gördüm. 'Vah vahh! Yakında bir yerde boru patlamış demek' diye düşündüm. Vah vah etmemin sebebi, neredeyse akşam olmasıydı.
Bu işler için o saatlerden sonra yardımcı olacak birilerini bulmak ne zordur bilirim.
Böyle bir şartlanmışlığım var yani bu konuda. Bagajdan aldığım poşetlerle şırıl şırıl dere misali akan suların üzerinden ceylan gibi sekip bahçe kapısına geldiğimde, ah vah etmesi gereken kişinin ben olduğunu öğrendim.
Boru bizzat bizim bahçe girişinde patlamıştı.

YANLIŞ NUMARA MI!
Her zamanki gibi ben bir panik! Birisi, Yunanistan karasularımızı bombalamaya başlamışçasına çırpınma hali...
Poşetleri elimden attım ve hemen telefona sarılıp internete baktım. 185'i aramak lazımmış, aradım...
Bir ses kaydı çıktı karşıma: 'İzmir Büyükşehir Belediyesi Hemşire İletişim Merkezi'ne hoşgeldiniz...'
Gerisini dinlemeden hemen kapattım.
Demek yanlış numara çevirmişim, dedim. Bir daha, bir daha.... Aa bu kez iyice sinirlenmeye başladım.
'Su Arıza'nın telefonunu hemşire iletişim merkezi yapmışlar, olacak iş mi bu?' diye... Ondan sonra 155, jandarma, zabıta; sırayla her yeri aradım.
Hepsinin cevabı aynı: '185'i arayın!'
Üşenmeyip her telefonda şikayette bulundum: "Arıyorum ama telefonu değiştirmişler, hemşire iletişim merkezi çıkıyor" diyorum.
En anlayışlısı 155'i aradığımda karşıma çıkan bayan memurdu.
Sanki arkadaşımmış gibi benimle yakından ilgilendi. Türk polisinden 'aslında olması gereken' zarafet ve anlaşıyı görünce insan bir duygulanıyor doğrusu.
Neyse sonunda bizim eski muhtar (evet, ona bile ulaştım) "Sen ses kaydını sonuna kadar bir dinle kızım, bakalım ne olacak?" dedi. Dinledim ve gerçekten su arızanın telefonuymuş o.
'Nasıl olur?' derken jeton düştü: O ses, 'Hemşehri iletişim merkezine hoşgeldiniz' diyormuş meğer.
Ama 'H'yi yutarak yani 'Hemşeri' diyor ve bunu da yemin ederim 'Hemşire' gibi söylüyordu. İzmir'de oturanlar bana gülmeden önce çevirin o numarayı ve duyun o ses kaydını!
Siz bana istediğiniz kadar ekşi ekşi 'Ay bu da ne salak çıktı be!' suratıyla bakın, benim her olaydan ders çıkarmaya yönlendirilmiş 'ermiş' bünyem hemen harekete geçmekte gecikmedi.
Kıssadan hisseyi tak dedim çıkardım aldım: Demek ki neymiş; canımızı sıkacak bir durumla karşılaştığımızda önce sakin olacakmışız.
Karşı tarafa ön yargıyla saldırmak yerine oturup dinlemeyi, ama dinlemek derken gerçekten 'duymayı' öğrenecekmişiz. Mesela benim bu konudaki önyargım; 'resmi dairelerin telefonları, akşam saatlerinde doğru düzgün çalışmaz'dı.
Ben daha ilk telefonda bana söyleneni doğru biçimde 'duysaydım', giderek büyüyen öfkemle gereksiz onca görüşmeyi yapmak zorunda kalmayacaktım.
Hem muhataplarımı yordum, hem de kendi canımı boşuna sıktım.
Başımıza ne geliyorsa, problem çözmeye çalışırken ön yargılarımızı kucağımızdan bir türlü indirememizden geliyor. Oysa kucaktan indirip çöpe bıraksak, hem kendimiz hafifleyeceğiz, hem sorunlar çabuk çözülecek.
Tabii Türk insanının genlerinde olmayan 'dinlemeyi bilme sanatı'nda da pek zayıfız. Onu bir ara geliştirmek lazım.
Bir de bu yazıyı daha fazla uzatmadan bitirmek...
Çok uzun olunca sıkılıp okumuyorsunuz sonra!

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER