YAZARA MAİL GÖNDER Nefes, pes, yazılar, kitaplar...

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Arkadaş gazı diye bir şey var. Öyle bir anda gelirsin. Elinde değildir; eksik kalma fikri içini kemirir. Hani bana, hani bana...
Bir de can sıkıntısı denen illet var tabii. Ona ne yapsan çare yok. Çaresi, olsa olsa bir-iki günlük; sonra gelsin yeni can sıkıntısı.
Dedim ya; 'arkadaş gazı' diye bir şey var. Mesela balık masasında oturduğunuz gecenin sabahında kendini hoop nefes terapisinde bulabilirsin.

TERAPİDE ZORLANDIM
Nefes terapisi nedir?
Anlatması uzun. Kısa versiyonu şöyle: Nefes eğer hayatımızın sebebiyse, başlangıcımız ve sonumuz nefesimizleyse; onu doğru kullanmamız gerek. Gittiğimiz terapide, kursta, çalışmada artık her neyse, dediler ki nefes uzmanları; nefesimizi doğru kullanmak, hayat enerjimizi doğru kullanmakmış.
Çoğu hastalıktan kurtulabilirmişiz, kendimizi anlayabilirmişiz, hayatımız çiçek açarmış, bahar gelirmiş, kış kaçarmış, sıkıntı, üzüntü, endişe, korku kapıdan olmazsa bacadan çıkıp gidermiş.
Peki bir seferlik seansta ne oldu? Nefes koçlarıyla nefes çalıştık. Uzun nefesler alıp kısa kısa verdik.
Ben çok zorlandım, göğsüm bağrım yandı, sırtım ağrıdı, midem bulandı, daraldım; zihnimin oyunlarıymış. Onların söyledikleri şekilde nefes almak inanın ki kolay değil. 'Yahu 40 yıllık bildiğimiz nefes; alması niye zor olsun' demeyin, üşenmezseniz deneyin.
Ben ilk seansta tüydüm sanırım; bir kötü oldum, fenalaştım.
Ve fakat olaya karşı değilim. Hazır olduğumda tekrar deneyeceğim.
Tekrara girmişken... Şu topraklarda her hafta tekrar tekrar en severek okuduğum köşeyi yazmak isterim. Yok yok, büyük gazetelerin kocaman köşecilerinden değil. Penguen dergisinin 'İçli Köfte' yazarı Seyit Ali Aral'ın köşesi.
Kısa kısa yazıyor, bir cümlede neler neler anlatıyor. Gündelik hayat da var, ağzımı sulandıran yemek tarifleri de, kitap tavsiyeleri de, içten gelen fikirler de... Adamın dibi bence.
Pazar eklerine şöyle göz gezdirdim de en ilgimi çeken, sinirimi bozan, "Pes" dedirten işi Hürriyet'ten Melis Alphan yapmıştı. Ünlü avukat Kezban Hatemi'nin oğlu Mehmet Ali Hatemi ile...
Annesinin hırslarını, egosuyla oğlunu ezişini, hatta istediklerine uymadı diye koca adamı akıl hastanesine kapattırışını anlatıyordu Mehmet Ali Hatemi. Tüylerim diken diken oldu. "Acaba yüzde 100 doğru mu?", "Doğruysa ne olacak?", "Güç dediğin nereden geliyor?", "Annelik, nerede hırsa yeniliyor?" gibi sorular kafamda döndü durdu.
Gerçekten Kezban Hatemi tüm bunları yapmış olabilir mi? Olabilir mi? İddialar çok acayipti.

ARAYIŞ İÇİNDEYİM
Kimse fikrimi sormuyor ama köşecilik öyle bi'şey: Fikrin sorulmadan beyan edeceksin ve bunu pek beğeneceksin.
Pazar gününün en sevdiğim yazısı da Ebru Çapa'nın Eurovision analizi, hatta mavrası, dalga dümeni oldu. Ebru Çapa'yı özlemişim. Süper.
Bu hafta elimde okumak üzere iki kitap var. İkisi de Okuyanus'tan.
İlki; Ralph Waldo Emerson'dan 'İnsanın Görkemi', ikincisi de Rollo May'den 'Kendini Arayan İnsan'. Gördüğünüz gibi insansı arayışlar içindeyim. Kolay gelsin.
Haftanın yapılacaklar listesinde bir de 'Muhteşem Gatsby'i beyaz perdede izlemek var.
Bugünlük benden bu kadar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.