YAZARA MAİL GÖNDER Neden seyahat ederiz?

YAZARLAR / Günaydın Yazarları

Az önce İstanbul'a iniş yaptım. Dört günlük tatilde ellerinde fotoğraf makinaları, yüzlerinde 'Hadi olacak, bu en şahane tatilimiz olacak' ifadesiyle dolaşan, akşam yemeklerinde az cümle kuran turistleri gözlemledikten sonra sordum kendi kendime; "Neden seyahat ederiz?"
Hani aslında çoğu zaman seyahat bir çabayken, altından kalkılması gereken bir vazifeye dönüşmesi an meselesiyken, yine aynı yere tıpış tıpış dönecekken; neden seyahat ederiz?
Bir araştırma; iş, din, sağlık, spor, eğlence, kültür, dinlenme, deneyim kazanma, seminerlere katılma, araştırma ve taklit etmek için seyahat ettiğimizi söylüyor.

HAVAMIZ HİÇ Mİ DEĞİŞMEZ!
Ben de şöyle diyorum:
Seyahat ederiz çünkü...
Yaşadığımız şehirden uzaklaşınca, o bitmek bilmeyen iç sıkıntısından kurtulacağımıza inandığımız için.
Daha iyi hissetmek için.
Merak ettiğimiz için.
Annemizin "Havan değişir kızım" önermesine kilitlendiğimiz için. (O hava hiç mi değişmez kardeşim!) Seyahat ettiğimizi, bu müesseseden geri kalmadığımızı cümle âleme bildirmek için.
Gazetelerdeki ucuz yurt dışı turlarına 'ya tutarsa' diyerek daldığımız için.
Konulara, sofralara, muhabbetlere dahil olmak için.
Yaşadığımız şehri ve hayatı özlemek için.
Tüketmek için.
Peki, genellikle sonra ne olur? Ne olacak, yüzde 90 biz tükeniriz.
İlk günlerin heyecanı, merakı, önümüze ne gelirse fotoğraf çekme hastalığı soğuduktan sonra (diyelim üçüncü gün itibariyle); evimizi özleriz, yatağımızı ararız, bağırsak sorunlarımız alır başını gider.
Misal; 'Hani benim ayranım, dönerim, köftem?' sızlanmaları su yüzüne çıkar.
Seyahat ettiğimiz kişi de bu noktada çok önemlidir. Bazen en yakın arkadaşınla bile saç saça, baş başa girebilirsin.
Bir tatilde ablamın beni ve iki arkadaşımı kınayıp erken dönmesi hikayesi vardır mesela...
Kız ağır, kız efendi, kız seçici... Ya biz?
Biz sanki hâlâ liseliyiz; üç kişi aynı yatakta sıkışmak suretiyle, birimizin ayağı öbürünün ağzına girecek şekilde kalıp, aynı bardaktan kahve içip gecenin köründe sokakta çıplak ayak yürüyorduk.
Plan program da sıfırdı. Her dakikası organize edilen Zeynep, buna nasıl dayansın?
Dayanamadı tabii. Ee ne yaptı? "Alo, Türk Hava Yolları?" deyip hoop kaçtı!
Ablam bize dayanamadı yani.
Sevgilinle uzak diyarlara gitmekse riskli iştir. Alnınızın akıyla çıktınız çıktınız; çıkmadınız, havaalanında iki taksi almak suretiyle vedalaşırsınız.

SONUNDA AYNI YERDESİN
İlişkinin akı, karası, çizgisi, şekli, talihi, talihsizliği, kara kutusudur seyahat.
Havaalanları giderken, ev de geri dönerken sevilir.
Gariptir; insanın ikilemlerinden biridir.
Git gel, git gel, git gel; sonunda aynı yerdesindir.
Çekip giderek unutamazsın.
Uzaklaşarak aklanamazsın.
Başka ülkelerde; ta ciğerinde taşıdığın sıkıntıları, öfkeyi, huzursuzluğu, başaramamışlığın verdiği kırıklığı atamazsın.
Aşıksan; orada da, burada da aşıksın.
Mutsuzsan; orada da, burada da mutsuz.
Endişen ensene yapışık gezer seninle; nerede olursan ol, olamazsan, olamamışsındır işte.
O bilmediğimiz ve bulamadığımız umut için seyahat ederiz belki de.
Her seferinde birkaç fotoğraf, kurulacak üç-beş cümle, "Ben de gördüm" demekten başka çok bir şey kalmaz elimizde.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.