YAZARA MAİL GÖNDER Üstad

YAZARLAR

Ben tek bir üstad tanıdım: Necip Fazıl Kısakürek... Üstad'ın Hakk'a yürüyüşünün 30. yıldönümünde O'nu tahassürle, minnetle, şükranla ve rahmetle yâd ediyoruz. Üstad'ın bizim nesil üzerinde çok hakkı ve emeği vardır. O, her hâliyle bize emsal olmuş; koca bir devrin 'ideolocya örgüsü'nü örmüş, 'çile'sini çekmiş ve ömrünün bir kısmını inancı uğruna zindanlarda geçirdiği hâlde aslâ ümidini kaybetmemiş ve yılmamıştır. O'nun hüzünlü fakat azimli ve vakur sesiyle şöyle seslendiğini duyar gibi oluyorum:
'Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!'
Necip Fazıl
'ın 'Gençliğe Hitabesi'ndeki şu sözler, bana hayatım boyunca rehberlik etmiştir. "Kim var? diye seslenince, sağına ve soluna bakmadan fert fert 'ben varım!' cevabını verici, her ferdi 'benim olmadığım yerde kimse yoktur!' fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik..."
28 Şubat Darbesi
döneminde Anadolu'da binlerce konferans vererek koşuştururken, rahmetli Üstad'ın 'Utansın' şiirinin şu mısraları hep kulağımda çınlamıştır:
'Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Marksistler, 'Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın' diye şiirler yazdılar ama bırakınız güneşi zaptetmeyi, kendilerini iflâs etmiş ideolojilerinin müzesinde buldular. Lâkin, Üstad'a inanan imanlı nesiller, kâinatın efendisiyle ve yüce yaradanla buluştular. Üstad, elbette İslâmcı idi. Ezelden ebede uzanan ulu nizama iman etmiş, muvahhit ve ehli takva bir mümindi. Ancak, İslâm inancını ve medeniyetini esas ölçü kabul etmesine rağmen, 'Türk'e, ve 'Türk Milleti'ne de muhabbeti vardı. En güzel şiiri olan 'Sakarya Türküsü'nde, 'Sırtına Sakaryanın Türk tarihi vurulur' mısraı, bazı Üstad hayranları için ibret olmalıdır. İşte Türk olup da Türklüklerinden utanan aydın taslaklarına Üstad'ın sözlerini hatırlatmak istiyorum: 'Bizim anladığımız milliyetçilikte ruhî muhteva esastır; ondan sonra ona bağlı millî tecelliler ve tahassüsler, bizim milliyetçiliğimizin tablosunu çizer.' 'Şimdi milliyetçilik... İslâm'da milliyetçilik kovulan, terk edilen bir müessese değildir. Kişi kavmini sevmekle levm olunamaz, yani ayıplanamaz. Burada kavim ruha bağlıdır, ana davaya bağlıdır. Onun için de kavim sevgisi mübarek bir sevgidir. (...) İyice bilmek lâzımdır ki eğer gaye Türklükse Türk, Müslüman oldukça Türk'tür.'Soyumuzla, sopumuzla, derimizle, ruhumuzla, namusumuzla mensup olduğumuz Aziz Türk Milleti... Nutuklarımı Türkçe söylüyorum. Yarın öldüğüm vakit de affımı Türkçe isteyeceğim.
Merhum Üstad'ı, SBF'deki öğrencilik yıllarımda, 1960'larda tanımıştım. Daha sonra münasebetimiz vefat edinceye kadar devam etti. İstanbul'da beraberce MTTB'yi ziyarete giderdik. MTTB'de bizi, başta Abdullah Gül, İsmail Kahraman, merhum Hasan Kalyoncu olmak üzere 'Büyük Doğu' ekibi karşılardı. O'nun 'Gel bakayım Hasan!' çağrısındaki kalın ve mütehakkim sesini, tadına doyulmaz sohbetlerini, bitip tükenmeyen heyecanını hiç unutmuyorum. O, gerçekten 'Allah yolunun divanesi' ve tam bir mücahit idi.
Vasiyetinde, 'Beni alıp götürsün tam dört inanmış adam' demişti. 26 Mayıs 1983'te Üstad'ın cenazesi, Fatih Camii'nden Eyüp Sultan Mezarlığı'na götürülürken, 12 Eylülcü alçaklar gene yapacakların yaptılar ve güvenlik güçleriyle cenazedeki onbinlerce kişiyi zorla dağıttılar. Buna karşılık, 'dört inanmış adam'dan birisi sıfatı bana nasip olmuştu.
Huzur içinde yat Üstadım!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.