Türkiye'nin en iyi haber sitesi

On gün önce bir avuç genç, aralarına provokatörler de karışmış olarak, Taksim Gezi Parkı'nda birkaç ağacın kesilmesi üzerine izinsiz gösterilerde bulundular. Polis de görevi icabı yasa dışı bu gösterileri sona erdirmek için müdahale etti. Daha sonra bu gösteriler büyüyerek yaygınlaştı. Başlangıçta mâsum 'yeşilci' aksiyonu olan bu hareket siyasî bir niteliğe büründü; gösteriler de şiddet gösterileri hâline getirildi. Geçen hafta şiddet bilânçosu şöyleydi: 280 işyeri, 207 özel araç, 103 polis aracı, 11 AK Parti binası yakıldı ve 300'den fazla polis yaralandı. Bu hafta başı, bilânçoyu rahatlıkla ikiye katlayabilirsiniz.
Hareketin ilk gününden itibaren dış tesirler ortaya çıkmaya başladı. Bir yandan bunu bir 'Türk Baharı' olarak lanse etmeye, hattâ naklen yayın yaparak mübalağa etmeye çalışan Batı medyası; diğer yandan haksız rant elde etmeye çalışan faiz lobisi; tabiî bu arada herkesin profesyonel uşaklığını yapan DHKP-C ve TİKKO ile araya karışan PKK'lılar; yabancı servis ajanları kabak gibi ortaya çıkmaya başladılar.
Ayrıca, özellikle CHP'lilerin, İP'lilerin, ulusalcıların, Ergenekoncuların ve ADD, ÇYDD gibi paramiliter grupların -aynı Cumhuriyet Mitingleri'nde olduğu gibi- tahrikleri, şiddet gösterilerinin devamını sağladı.

***

Yapılan bir hatâdan dolayı 'özür dilemek' fazilettir. Siyasette özür dilemek ise bazen aşağıdan almak, havayı yumuşatmak ve gerginliği azaltmak için de kullanılır. Başbakan Erdoğan'ın bunu bilmeyecek kadar tecrübesiz ve câhil olduğunu hiç kimse iddia edemez. Aslında Başbakan Erdoğan, olayların başlangıcında Kuzey Afrika gezisine çıkmadan önce yaptığı konuşmada göstericilere hitaben, 'Bu eylemlerin sona erdirilmesini rica ediyorum' demiştir.
Başbakan'ın yurt dışı ziyaretlere çıkmasının ardından, Cumhurbaşkanı'ndan başlayarak, Başbakan Yardımcısına, şimdi de İstanbul Valisi'ne kadar ilâmâşallah herkes özür dileyip duruyor. Bu arada, artık tamamen kötü niyetli provokatörlerin yönettiği hareketler de devam ediyor.
***

Şimdi bütün erkân-ı devlete sormak istiyorum: 'Kim'den ve 'Niçin' özür dileniyor? Hangi hatâmızdan, kabahatımızdan, kusurumuzdan ve suçumuzdan dolayı özür diliyoruz?...
Polis, kanunları ve hukuku hiçe sayarak her türlü şiddeti uygulayan, yakan, yıkan, vuran, kıran eylemciler karşısında seyirci mi kalacaktı?... Polisi suçlamak, bu arada sorumluluktan kaçmak isteyenler, bir terane tutturmuş gidiyorlar: 'Polis orantısız güç kullandı...' Peki, onun için mi yüzlerce polis yaralandı?...
Son 10 senede üç seçim zaferi kazanmış, Türk demokrasisini vesayetten kurtarmış, ekonomiyi başarıya ulaştırmış bir demokrat lideri, 'diktatör' olarak ve terörü 'Türk Baharı' diye lanse etmeye çalışanlardan mı; sandıktan yüz bulamayınca sokaktan ve şiddetten medet umanlardan mı özür dileyeceğiz?...
Türkiye'nin büyümesini ve huzura kavuşmasını içine sindiremeyen dışarıdaki düşmanlardan mı; yabancı yatırımcıyı ürküten içerideki hainlerden mi yoksa göstericilere el altından para dağıtıp borsadan malı götüren şerefsiz faiz lobisinden mi özür dileyeceğiz?...
Seçilmiş Başbakanımıza ağza alınmayacak şekilde küfreden şiddetin kölesi hâline getirilmiş terbiyesizlerden mi özür dileyeceğiz?...
***

Arkadaşlar! Devlet yönetiminde adalet, hilm ve sabır esastır. Lâkin, tâviz vererek, önünüze gelenden özür dileyerek, her defasında geri adım atarak devlet yönetemezsiniz. Devlet idaresinde, basiret, feraset ve cesaret bir arada bulunmalıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
;