YAZARA MAİL GÖNDER Görüşme süreci ve gerçekler (1)

YAZARLAR

Başbakan Erdoğan ve kurmayları, 2011 Eylül'ünden itibaren yapılan terörle etkili mücadelenin, 'görüşme süreci' üzerindeki sonuçlarını elbette biliyorlar. Nitekim bu doğru ve tesirli mücadele neticesinde, teröristlerin yüzde 90'ından fazlası etkisiz hâle getirilmiş; içerideki ve dışarıdaki terörist sayısı binin çok altına düşürülmüş ve bizzat teröristlerin telsiz konuşmalarında tespit edildiği gibi, PKK terör örgütü dağılma aşamasına gelmiştir.
Bunun üzerine işin sonuna gelindiğini gören İmralı, Kandil ve BDP, daha önceki yıllarda olduğu gibi MİT ile temasa geçerek 'barış'(!) görüşmelerine hazır olduğunu -herhangi bir talepte bulunmadan- bildirmiş; bu teklif ilgililer tarafından, bir an önce kanın akmasını durdurmak, sayıları az da olsa PKK-BDP'yi destekleyenleri daha fazla ezmemek ve birlik-bütünlük sağlamak maksadıyla kabul edilmiştir.
Ancak, 'görüşme süreci' konusunda üç önemli hatâ yapılmıştır:
Önce, iki ay daha bekleyip terör örgütünün kendiliğinden teslim olması ve silâhlarını bırakması sağlanmamıştır. Sanki dışarıdan ve içeriden birileri terör örgütüne toparlanma fırsatı vermeye çalışmıştır. Nitekim, 6 ay önce yüzlerle ifade edilen terörist sayısı iki bine ulaşmıştır.
Görüşme süreci başlatılmadan önce -bütün dünyada olduğu gibi- teröristler silâh bırakmamışlardır. Hâlâ silahlarını bırakmış değildirler. Bundan önce sürecin başlatılması hatâdır.
Görüşme sürecinde, elinde silâh bulunduranların ve teröristbaşının muhatap alınması başlı başına bir hatâdır. Bu suretle, durup dururken adî bir terörist Mandela prestiji kazanıp dünyanın önemli kişileri listesine alınmış; Avrupa siyasî literatüründe 'terörist' kabul edilen PKK militanları artık 'isyancı' olarak yer almıştır.
Görüşme sürecinde BDP tarafından kasıtlı olarak yapılan dezenformasyon neticesinde PKK-BDP'liler zafer kazanmış ve tâviz almış gibi gösterilmiş; ülke nüfusunun -Kürtlerin çoğunluğu da dahil- yüzde 90'ından fazlasının gururu kırılmıştır. Bu arada, Başbakan Erdoğan'ın ırkçılık aleyhindeki sözleri de istismar edilmiş, CHP ve MHP muhalefeti de bu durumu kullanarak puan toplamaya çalışmıştır.
Görüşme sürecinde 'âkil adamlar'ın teşkili ile Türkiye'nin birçok yerine gönderilmesi, -ki kişilerin önemli bir kısmının yanlış seçilmesine rağmen- özellikle gündem doldurması bakımından faydalı olmuştur. Ancak, gerçekten 'âkil' olan önemli isimler yanında PKK-BDP destekçilerinin bulunması, ortaya çıkan Rapor'un birçok bölümünde kendini göstermektedir.

***

Görüşme süreci, çatışmanın durdurulması, Türkiye'nin birliği, bütünlüğü ve kardeşliği konusunda Başbakan Erdoğan, iyi niyetli ve samimîdir. Hiç şüphesiz O da bu sürecin başarılı olmaması hâlinde, büyük ölçüde itibar ve oy kaybına uğrayacağını çok iyi bilmektedir. Lâkin buna rağmen elini taşın altına koymuş ve muhalefet partileri süreci istismar ederken, çatışmasız şekilde terör sorununu hâlletmeye çalışmıştır. Bu konuda Türkiye, son altı aydan beri çok mesafe almış ve terörün sonlandırılması bakımından huzurlu bir dönem yaşamıştır.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta, BDP'nin, CHP ile MHP'nin ve medyanın aksine iddialarına rağmen, Başbakan Erdoğan'ın Türkiye'nin birliği, bütünlüğü ve bugüne kadar savundukları üzerinde 'tek tâviz vermeyişi'dir. TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun çalışmalarına bakınız; AK Parti tekliflerinde milletimizin tasvip etmediği tek hususu göremezsiniz. Esasen Başbakan'ın temel ölçüsü de budur.
Başbakan Erdoğan, 'âkil adamlar' ile yaptığı son toplantıda kırmızı çizgilerini çizmiştir. Yarınki yazımızda değerlendirmeme devam edeceğim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.