YAZARA MAİL GÖNDER Huzurlu toplumda sevgi ve nefrete dair

YAZARLAR

Sevgili okuyucular bugün 'Sevgililer Günü...' Dünyanın hemen yer yerinde aşkı rumuzlaştıran 'kâlp' motifli ticarî eşyalar vitrinleri dolduruyor. İslâm'ın 'sevgi medeniyeti'ni tam olarak idrak etmez de, insanımızın ve kültürümüzün özündeki aşkı geri plânda bırakır ve günlük şeklî meselelerle uğraşıp durursanız; gün gelir başka medeniyetlerin dinî kaynaklı Sevgililer Günü'nü baş tâcı ediverirsiniz.
Bizim aşk ve sevgi dolu medeniyetimizin yanında St. Valentine de kim oluyormuş? Lâkin Hıristiyan âdeti de desek, piyasa ekonomisinin bir reklâmcılık olayı da kabul etsek; aynı 'Anneler Günü', kısmen 'Babalar Günü' gibi, toplum olarak 'Sevgililer Günü'nü de benimsedik. Aile bütçelerini zorlamasına rağmen bence fena da olmadı. Bari bu kadarla yetinelim de bundan sonra 'Paskalya Bayramı' diye elimizde boyalı yumurtalarla gezmeyelim. Easter Yortusu yapmayalım; bir de yüzümüze maskeler, kafamıza kabaklar geçirip Hallowen (Cadılar Bayramı) diye ortaya düşmeyelim. Zaten dağlarımızda kâfi miktarda 'cadı' dolaşıyor...

***

Efendim, bizim cemiyetimizde genellikle herkes sevgi doludur. Zannedildiğinin ve hayatı muhalif bazı tiplerin iddia ettiğinin aksine Türk toplumu bir 'Sevgi Toplumu'dur. Ünlü 'Memleketim' şarkısında Ayten Alpman'ın o güzelim buğulu sesi kulaklarımda çınlıyor: 'Zengin fakir hepsi de sevdalı...' Gerçekten de 'Bir başkadır benim memleketim...'
TÜİK
'in ve çeşitli kamuoyu şirketlerinin zaman zaman yaptıkları araştırmalara göre; Türkiye'de toplumun büyük çoğunluğu kendini 'mutlu' hissediyor ve gelecekten ümitli bulunuyor. Mutlulukla sevgi arasında yakın bir ilişki vardır. Seven kişi, bütün olumsuzluklara rağmen yaşamaktan memnundur ve kendisini mesut hisseder. Anketlerde dikkatimi çeken hususlardan birisi, yaş grupları açısından en mutlu grubun 18-24 yaş grubu olması ve 65 üzeri yaştakilerin hemen bunu takip etmesi... Yani, sevgi ve heyecanla çarpan genç kalplerin candan mutluluğuyla, yaşlı ve yorgun kalplerin olgun mutluluğu âdeta kucaklaşıyor.
***

Bu aşk ve sevgi ortamında nefretten bahsetmek hiç hoşuma gitmiyor. Lâkin son yıllarda Türkiye'yi bir 'nefret ülkesi' olarak göstermek isteyenler var. Bir yandan ülkemizin gelişmesinden ve güçlenmesinden hoşlanmayan bazı dış çevreler, bir taraftan son otuz yıldır başımızın belâsı eli kanlı teröristler ve ırkçı-bölücü eylemler, diğer taraftan devlet içinde devlet olma iddiasıyla huzuru bozanlar ve nihayet muhalefeti yıkıcılık zanneden zembereği boşalmış, gözü dönmüş politikacılar... Bütün bu unsurların cennet vatanımızda huzuru bozdukları doğrudur. Lâkin, hiç dikkat ettiniz mi? Bütün bu nefret ortamı oluşturmak isteyenlere rağmen, Türk Milleti, Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla bin yıldır birbirine kenetlenmiş ve kaynaşmış olarak beraberce yaşamaya devam ediyor. Çünkü insanımız birbirine nefretle değil sevgiyle bakıyor. Çünkü insanımız birbirini seviyor... Çünkü insanımız evvelâ Allahını (c.c.) ve Peygamberini (s.a.v.) çok seviyor. Bu sevgi bizi birbirimize bağlıyor.
Türk toplumu bir 'sevgi toplumu'dur ve aynen öyle kalacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.