YAZARA MAİL GÖNDER Sorun milliyetçilik değil toplumsal mühendisliktir

YAZARLAR

Geçen hafta Erken Cumhuriyetin inşa etmeye gayret ettiği "antropolojik ulus"un Türk olmayanları dışlamaktan ziyade toplumun çoğunluğuna "ırken de Türk" olduğunu kabul ettirmeyi amaçladığına işaret ettik. Bu dönemde yaratılmaya çalışılan "sosyolojik ulus" da aynı amaca hizmet etmiştir.
Bu nedenle Erken Cumhuriyet siyasetlerinin doğurduğu sorunların bir ideoloji olarak "milliyetçilik"ten ziyade "türdeş bir kitle yaratma" amaçlı "toplum mühendisliği" projesinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Milliyetçiliğin söz konusu projenin ideolojisini oluşturmada fazlasıyla etkili olduğu ortadadır. Ama milliyetçilik de tedricen bu büyük projenin araçlarından birisi haline gelmiştir. Başka bir deyişle Hitit kadavraları ölçerek "antropolojik," farklı kültürleri asimile ederek "sosyolojik" ulus yaratmaya çalışan proje milliyetçi karakter taşımasına karşılık "milliyetçiliğe" indirgenemez.

Temelsiz "ırk Türklük"ü
"Fizikî antropoloji Türklük"ünü kavramsallaştıran Türk Tarih Tezi "1864 sonrasında dalgalar halinde göç eden Kuzey Kafkasya ile 93 Harbini takiben Anadolu'ya sığınan milyonlarca Balkan Müslümanının torunlarının antropometrik ölçümlerinin Kumtepe'de bulunan neolitik iskeletinkilerle benzeşmesinin bir anlamı var mıdır?" ya da "1071'de Anadolu'da mevcut Ermeniler ile kendilerini Romalı olarak niteleyen toplulukların da brakisefal kafatası yapılarına sahip olmaları onları gelenlerin ırk kardeşleri mi yapıyordu" benzeri oldukça basit suallere tatmin edici cevaplar vermeye muktedir değildi.
Her toplumsal mühendislik projesinde olduğu gibi rejim için gerçeğin "ne olduğu" değil "ne olması" gerektiği önem taşıyordu. Ancak estirilen "bilimsel" terörle Sovyetler'deki Lysenkoizm benzeri "itiraz edilmesi mümkün olmayan bir bilimsel kanun" zırhına bürünen bu yaklaşımın gerçekte anlamsızlık rekoru kırması onun topluma nüfûzunu önlüyordu.
Dolayısıyla rejimin "kimin ne olduğuna biz karar veririz" tavrına karşılık kültürlerini farklı görenler, brakisefal kafataslı ortak neolitik ataların torunları oldukları kendilerine öğretildiğinde "antropolojik Türkler"e dönüşmediler. Buna karşılık "ırk"a atfedilen önem, "her ırkın üstünde Türk ırkı" benzeri sloganlar kullanan "dışlayıcı" ırkçılığın popüler düzeyde yükselmesine yol açtı.

Vatandaşlık Türklüğü ve "ulus"
Toplumsal mühendislik projesinin türdeş "antropolojik ulus" yaratma çabaları başarısız olurken, homojen "sosyolojik ulus" inşa faaliyeti kimlik çatışması doğurmakla kalmayarak, yaygın kabûl görmesi mümkün üst kimliği de tartışma konusu haline getirdi.
1920 sonrasında Türkiye ve Türk kavramlarının "Osmanlı" yerine kullanılmaya başlaması vatandaşlık temelli bir üst kimlik yaratılması çabasını yansıtıyordu. Başka bir ifadeyle Rusya'daki Russkii ve Rossiiskii kavramlarının kapsadığı alanları iki farklı anlam taşıyan ve "Osmanlı" yerine geçen "Türk" ifadesi tek başına karşılıyordu.
Daha ziyade dinî eserleri ve Büyük Petro'nun cenaze merasiminde yaptığı etkileyici konuşma ile hatırladığımız Feofan Prokopoviç 1718 yılında etnik Ruslar için kullanılan Russkii (isim ve sıfat) ifadesinden farklı olarak Rus olmayan Çarlık vatandaşlarını kapsayan bir terim olarak Rossiiskii (sıfat) kavramını kullanmış ve bu kelime lugatlara girmişti. Osmanlı devletinde "Osmanlı," Türkiye Cumhuriyeti'nde ise "Türk" kavramı her iki alanı da kapsıyordu.
Nitekim TBMM'de 1924 Anayasası'nın 88. maddesi ile ilgili tartışmalar yapılırken Celâl Nuri (İleri) "Eskiden bir Osmanlı sıfatı vardı... Bu sıfatı ortadan kaldırıyoruz... Türlü türlü anâsır var. Bunlara Türk sıfatı vermeyecek olursak ne diyeceğiz?" diyerek sorunun bir "vatandaşlık Türklüğü" yaratmak olduğunu vurgulamıştı. Kendisinin "Türk" yerine önerilen "Türkiyeli" kavramını reddetmekle beraber "etnografya itibarıyla milliyet tespit edilmediğine" işaret etmesi önemlidir.
Bu 1920'den itibaren geliştirilen "vatandaşlık Türklüğü"nün anayasal bir kavram haline getirilmesi anlamına da geliyordu. Madde tartışılırken Konya mebusu Naim Hâzım (Onat)'ın "Türk" kelimesinin "Türkiyeli" olarak değiştirilmesi teklifi kabûl edilmedi; ama aslî amaç farklılığı inkâr değildi.
Zannedilenin tersine herkese "Türk" sıfatı verilmesine en güçlü itiraz Türkçülerden geliyordu. Hamdullah Suphi (Tanrıöver)'nin başını çektiği Türkçüler 88. madde teklifine diğer unsurlara "Türklük" bahşetmenin zararlarını ileri sürerek muhalefet ettiler. Hamdullah Suphi'ye göre "Onlar Türk olamazlardı." Bu itirazlar üzerine meclise "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın (Türk) ıtlak olunur," şeklinde gelen madde teklifine Hamdullah Suphi'nin önerdiği "vatandaşlık itibariyle" ifadesi eklendi.

Terket gel "sosyolojik Türklük"ü
Toplumsal mühendislik projesinin nihaî amacı "vatandaşlık Türk"lüğü yaratmak değildi. Burada ilginç olan farklı olanlara vatandaşlık dışında Türk sıfatını bahşetmeye yanaşmayan, Mahmut Esat Bozkurt'un deyimiyle onları "kanun Türkü" olarak gören Türkçülerin, "sosyolojik ulus" yaratma projesi çerçevesinde "Türkleştirme"yi onaylamalarıydı. Diğer bir ifadeyle "farklı" olan "Türk olamaz;" ama farklılıklarından arındırılarak pekâlâ Türkleştirilebilir, türdeş sosyolojik ulusun parçası haline dönüştürülebilirdi.Nitekim Hamdullah Suphi, kendisine "Türk olmaklığı için ne yapması lâzım geleceğini" soran bir gayrımüslim arkadaşına bunun mümkün olduğunu söylemişti. Kendisinin diğer bir örnek üzerinden açıkladığı gibi "ayrı mektebi, ayrı terbiyesi, ayrı lisanı olmayan Ermeniler" âdeta "Hıristiyan Türkler" denilebilecek bir kıvama gelmişken, "araya propaganda, nifak girmiş, asırların Türkleştirmiş olduğu Ermenileri bizden ayırmaya başlamıştı." Dolayısıyla onlara verilecek öğüt "Ermeniliği terkediniz. Türk harsını kabul ediniz, ondan sonra size Türk deriz" oluyordu.
Toplumsal mühendislik projesinin 1925 sonrasında bu ihtiyârî "terketme"yi devlet eliyle gerçekleştirilen zecrî "terkettirme"ye dönüştürmesi ve "sosyolojik ulus"u bu yolla yaratmaya çalışması ise sadece kimlik çatışması doğurmamış, "vatandaşlığa" atıfta bulunan bir kavramsallaşmayı da tartışılır hale getirmiştir.

Milliyetçilik mi, proje mi?

Bu açıdan değerlendirildiğinde günümüz sorunlarının temelinde toplumu "olan gerçeklik" çerçevesinde örgütlemek yerine, onu gereğinde zor kullanarak "olması gereken"e dönüştürmeye çalışan bir projenin yattığı ortadadır.
Bu proje "antropolojik ve sosyolojik türdeş ulus" inşa çabalarında sağladığı başarıdan fazlasını, araç olarak kullandığı "milliyetçilik"i kendisiyle eşanlamlı hale getirme alanında ortaya koymuştur. Bunu en başta sorgulaması gerekenlerin baskıcı bir toplumsal mühendislik projesini "milliyetçilik" olarak içselleştirenler olduğu şüphesizdir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.