YAZARA MAİL GÖNDER "Karma" demokrasimiz fabrika ayarı mı?

YAZARLAR

Ülkemiz ve dünyada gündeme getirilen Türkiye tartışmasında son dönemlerde sıklıkla atıfta bulunulan kavramsallaştırmalardan birisi şüphesiz "otoriterlik"dir.
Geçen yıl yaşanan ve "Gezi Olayları" olarak adlandırılan gelişmeler sonrasında artan bir ivme ile tartıştığımız "otoriterlik" pek çok konuda yaptığımız gibi kişiselleştirilmekte ve dar güncel bağlamda değerlendirilmektedir.
Bu egemen yaklaşıma karşılık "otoriterlik"in bir yapısal sorun olarak ve tarihî süreç içinde ele alınmasının daha açıklayıcı olacağı kuşkusuzdur.
Bir toplum kolektif hafızanın hatırlayabildiği ve tarihî kaynakların kaydettiği geçmişinin çok sınırlı zaman dilimleri dışında neredeyse tümünü otoriter karakteri ağır basan siyaset ortamında geçirmişse, sorunun liderlerin "psikoloji ve uslûb"una indirgenmesi anlamlı değildir.
Şüphesiz söz konusu unsurlar değişik dönemlerde "otoriterlik"in dozunda artışa neden olmuştur.
Ancak burada "Doğu Despotizmi" benzeri kapsamlı genelleştirmelere yönelmeksizin sorunun "yapısal" niteliğinin altı çizilmelidir.

Karma bir "demokrasi"

Bu konuda Türkiye'nin uluslararası saygınlığa sahip değerli akademisyenlerinden Profesör Ziya Öniş'in geçtiğimiz ay yaptığı bir söyleşide dile getirdiği tespitlerin önemi vurgulanmalıdır.
Profesör Öniş, Türkiye'nin "hibrit (melez, karma) rejim dediğimiz, arada kalan, yani 'liberal olmayan demokrasiyi' oluşturan yarı otoriter, yarı demokratik" bir sistem olarak ele alınmasının daha anlamlı tahliller yapılmasını mümkün kılacağını savunmaktadır.
Gerçekten de "otoriter"liğimize yapısal bir sorun olarak yaklaşma alanında bu kavramsallaştırma önemli bir analiz aracı olarak kullanılabilir.
Günümüzde "karma (hybrid) demokrasi" olarak tanımlanabilecek toplumumuz Tanzimat sonrasından itibaren "liberal değerlerle otoriterliği bağdaştırmaya çalışan" bir yapılanma olmuştur.
Bu oldukça uzun süren süreçte bazen liberal değerler önem kazanırken bazen otoriterlik tırmanmış; ama karma yapı hep korunmuştur.
Örneğin, Klemens von Metternich'i model alan Bâb-ı Âlî bürokratları bir yandan onun izinde bürokratik diktatörlüğün temellerini atarken öte yandan da Osmanlılık gibi "eşitlikçi" bir kimlik aracılığıyla hiyerarşik toplumu dönüştürmeye çalışmışlardır. İttihad ve Terakki ise otoriterliği kurumsallaştırırken, "hürriyeti ilân eden" "cemiyet- i mukaddese" olarak liberal değerlerin savunusunu kimseye bırakmamıştır.
İlginç olan otoriterliğin fazlasıyla yükseldiği dönemlerde bile "liberal/ demokratik değerler"in en azından "ideal" düzeyinde sahiplenilmesidir.
Örneğin, II. Abdülhamid rejimi, adını zikredenin kendisini sürgünde bulduğu kanun-i esasînin metnini her yıl basılan devlet salnâmelerinin başında yayınlamayı sürdürmüştür.
Erken Cumhuriyet liderliği ise "hiçbir itirazda bulunmayacak bir muhalefet partisinin varlığının" yararlı olacağı düşüncesiyle Serbest Cumhuriyet Fırkası aracılığıyla uzaktan kontrollü çok partili rejim "denemesi"ne girişmiştir.

Düşünülen arka plan

Liberal değerler ya da demokratik ilkelerle "otoriter" yaklaşımları bağdaştırmaya çalışan "karma" yapıların tek örneği şüphesiz toplumumuz değildir. Tarihçiler Louis-Napoleon Bonaparte (III. Napoleon)'un 1848-
1870 arasındaki iktidarının (bilhassa 1851 sonrasındaki dönemin) ilk ve en çarpıcı "karma" rejim olduğu konusunda hemfikirdirler.
Seçimle göreve gelen bir parlamento, çok sayıda parti, değişik konularda gerçekleştirilen referandumlar, ilk bakışta, liberal demokratik bir yapı görünümü veriyor, uygulamada ise sistemin otoriter yönü ağır basıyordu.
Adam Przeworski'nin araştırmaları böylesi yapıların on dokuzuncu yüzyılın ilerleyen yıllarında Latin Amerika'nın başını çektiği değişik bölgelerde yaygınlık kazandığını ortaya koymaktadır.
Bu tür yapılanmaların temelini "liberal demokratik değerlerin" anlamlı olduğu, ancak "özgün koşullar" nedeni ve kapsamlı dönüşümler ile hızlı ekonomik gelişmenin sağlanması amacıyla bunların "tam uygulamaları"nın uzun vâdede gerçekleştirilmesinin daha yararlı olacağı düşüncesi oluşturuyordu.
Yirminci asrın "karma" yapılarının en iyi örneği olan Meksika'da çoğulcu görünümlü otoriter tek parti iktidarının 1940 ilâ 1970 arasında "Meksika mucizesi" adı verilen yıllık ortalama % 6 büyüme hızını yakalaması ile otoriter karakterleri baskın karma Uzakdoğu rejimlerinin İkinci Dünya Savaşı sonrasında gerçekleştirdikleri süratli ekonomik kalkınma bu düşünceye katılanların sayısında ciddî artışa yol açmıştır. Bunun sonucunda "karma" yapılar "liberal demokrasiler" ve "otoriter yapılanmalar" arasında tedricen yaygınlaşan bir rejim türünü oluşturmuşlardır. "

Karma demokrasi" ideali

Dolayısıyla Türkiye'nin "karma" bir demokrasi olması özgün bir duruma işaret etmemektedir.
Toplumumuz örneğinde önemli olan uzun süreden beri "karma yapı"nın "ideal model" olmuş olmasıdır.
Diğer bir ifadeyle Tanzimat'tan günümüze liberal- demokratik değerlere sürekli biçimde atıfta bulunulmasına karşılık bu değerler ya "gerçek idealler" olmamış ya da "uzun vâdede," sonraki nesiller tarafından gerçekleştirilecek idealler olarak kavramsallaştırılmışlardır.
Dolayısıyla bu "karma" yapılarda her zaman liberal demokrasiden önemli hedefler olmuştur.
Örneğin, Tanzimat bürokratları Batılılaşma ve halka rağmen reform, II.
Abdülhamid ülkenin ve İslâm dünyasının korunması, İttihad ve Terakki imparatorluğun toprak bütünlüğünün muhafazası, Erken Cumhuriyet ise modernleşme ve ulus- devletin kökleşmesini "temel hedef" olarak görmüştür.
Sorun bu hedefler ve nitelikleri (burada tartışılan onların ne derece anlamlı oldukları değildir) değil bunların "liberal demokrasi" ve onun değerlerinin önünde tutulmasıdır.
Çok partili hayata geçiş sonrasında muhafazakâr kalkınmacı kutup için "ekonomik kalkınma" devletçi modernleşme açısından ise "seküler modernlik" demokratik değerlerin önünde yer almıştır. Kimlik siyaseti yapan örgütlenmeler ise değişik "kimlik"lerin haklarını genişletmeyi temel hedef olarak görmüşlerdir.
Bu açıdan bakıldığında "karma demokrasi"nin ideal haline geldiği ve "karma" yapıda her zaman "liberal demokrasi" dışında hedeflere öncelik verilmiş bir toplumda "öncelikli" ve "büyük" ideallere ulaşmak için "demokrasi"den taviz verilmesi anlamlı görülmüştür. Bunun bir türlü kıramadığımız "otoriter siyaset" geleneğinin oluşumunda liderlerin psikolojisinden daha önemli rol oynadığı şüphesizdir.

Fabrika ayarı

Türkiye'nin en önemli sorunlarından birisi "otoriterlik ve demokrasi karması" sistemin en azından "günümüz" için "ideal" olduğunun düşünülmesidir. Başka bir deyişle otoriterlik sistemimizin "fabrika ayarı"nın doğal sonuçlarından birisi olup yapısaldır. Ondan kurtuluş, ideal bireylerin yönetim makamlarına gelmesiyle değil "liberal demokrasi"nin öncelikli hedef haline getirilmesiyle mümkün olabilecektir.

Karma bir yapının idealleştirildiği toplumumuzda "öncelikli" ve "büyük" ideallere ulaşmak için "demokrasi"den taviz verilmesi anlamlı görülmektedir

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.