YAZARA MAİL GÖNDER "İyi Arap"lar "kılavuz" mu?

YAZARLAR

ABD'nin Ortadoğu siyasetini etkilediği varsayılan entelektüellerin uygulamada ne derecede belirleyici olduğu fazlasıyla tartışılmalıdır

Fouad Ajami'nin vefatı, kendisi ile şahsî dostluğu bulunan Cengiz Çandar'ın değerlendirmesi (Radikal, 29 Haziran) dışında, toplumumuzda fazla yankı bulmadı. Ajami'nin son otuz yıl içinde Edward Said ile birlikte Amerikan kamuoyundaki Arap algısı ve siyasetini etkileyen en önemli iki entelektüelden birisi olduğu yönünde yaygın bir kanaatin mevcut olduğu göz önüne alındığında bu ilgisizlik çarpıcıdır. Bu kanaate bağlı olarak Ajami ve Said tarafından yaratılan karşıt "Arap dünyası" kavramsallaştırmalarının farklı çevrelerde etkili olduğuna inanılmaktadır.

ABD ve Araplar

Arapları ve Arap dünyasını "Oryantalizm"in önde gelen mağdurları olarak sunan Said, entelektüel çevreler ve akademideki egemen yaklaşımın düşünsel arkaplanını şekillendirmiştir. Buna karşılık onlara "elleriyle inşa ettikleri hayâl dünyalarında yaşayarak kendi felâketlerini hazırlayan," ama "kabahati hep dış âleme yükleyen bir toplumun üyeleri" biçiminde yaklaşan Ajami'nin Amerikan dış siyaset yapımcıları ve Pentagon'un karar ve uygulamaları üzerinde kalıcı etkiler yarattığı varsayılmaktadır.
Batı'nın Araplara "önyargısız" yaklaşmasını, onlara "müdahale etmemesini" talep eden Said'in akademi üzerindeki etkisi son derece güçlü olurken, Batı'nın Araplara "müdahale etmesini," onları yarattıkları hayâl dünyasındaki "esaretten" kurtararak "özgürleştirmesini" isteyen Ajami'nin de Irak işgali benzeri gelişmelerin entelektüel alt yapısının hazırlanmasında önemli roller oynadığı savunulmaktadır.
Dolayısıyla kısa vâdede Ajami'nin "gerçek dünya" üzerindeki etkisinin daha önemli olduğu düşüncesi yaygındır. Siyaset âlemi ve akademi, Adam Shatz'ın Hollywood bir gün Irak işgali konulu bir film yaptığında yardımcı oyuncu rolünün bir dönem neoconların ve "Pentagon'un gözde Arab"ı olan Ajami'ye ait olacağı yolundaki öngörüsüne katılmaktadır.
Irak'ta Batı'nın tavsiyelerine uyacak Haşimî idaresinin yeniden tesisini isteyen Bernard Lewis ile kıyaslandığında, Irak Ulusal Kongresi lideri Ahmed Çelebi'yi destekleyen Ajami, göreceli olarak, daha gerçekçi bir yaklaşımı benimsiyordu. Buna karşılık, o da Dick Cheney'nin "Iraklıların Amerikan askerini büyük bir coşkuyla, kurtarıcılar olarak karşılayacakları" sözlerinin suflörü olarak bir hayâl dünyası inşa ediyordu.
Dolayısıyla Lewis ve Ajami'nin "entelektüel katkıları"nın ABD'nin Arap dünyasına yönelik siyasetlerinin şekillenmesi ve uygulanmasında ne denli etkili olduğu konusunda yargıya varırken dikkatli olmak gerekir.
Ajami, şüphesiz, Arap dünyası hakkındaki algısını uzun yıllar Beyrut'daki Amerikan Üniversitesi benzeri kurumlarda başlatılmış misyoner geleneği üzerinden oluşturan ABD'nin bunu değiştirmesi üzerinde önemli bir rol oynamıştı.
Araplara, yüksek bir kültürün mirasçısı, Hıristiyan Arapların öncülüğünde bir "diriliş" yaşayan ve Batı'nın "dostu" bir toplum olarak yaklaşan, en güzel örneğini George Antonius'un günümüzde bir klasik haline gelen Arap Uyanışı (1938) çalışmasında bulan bu algı, bilhassa Filistin sorunu nedeniyle fazlasıyla aşınmıştı.
Şiî bir Arap olan Ajami'nin, Arap dünyasının 1967 Savaşı sonrasında geçirdiği sarsıntıyı ele alan The Arab Predicament (Arap Açmazı, 1981) kitabı ABD'deki bu yıpranmış algıya vurulan önemli darbelerden birisiydi.
Bu kitap ve onun devamı niteliğindeki The Dream Palace of the Arabs (1988) bu algının tabutuna çakılan önemli çiviler olma özelliğini taşıyorlardı. "Naipaulian" karakteri nedeniyle övgülere mazhar kılınan bu çalışmalarda Ajami, Arapları hayâl dünyasında yaşayıp gerçeklikle ilişkilerini keserek kendi felâketlerini hazırlayan, buna karşılık suçu daima başkalarına yükleyen bir toplumun üyeleri olarak eleştiriyordu. Türklerin laikliği benimsediği, İranlıların ise "İslâmî devrim" gerçekleştirdiği bir dünyada Arapların tüm yönelimleri iflâs etmişti. Onların tersine Araplar "devrim" yapamamışlar, "karmaşa" üretmişlerdi.
Ajami'nin çalışmalarının, Arap siyaset ve entelektüel yaşamının bizzat Araplar tarafından sert eleştirilere maruz bırakılmasının ilk örnekleri olmadığı vurgulanmalıdır. Kendisinin eleştirilerin bizzat "bir Arap" tarafından yapılmış olması önemlidir. Ancak onlara işlevsellik kazandıran Ajami'nin bu eleştiriler üzerinden sunduğu reçete idi.

Sunulan reçete
Örneğin, Sadık Celâl el-Azm Al-nakd al-zati ba'da alhazima (Hezimet Sonrası Özeleştiri, 1968) çalışmasında benzer eleştirileri daha sert bir tonda dile getirmişti. Ancak, Arap dünyasının önde gelen entelektüellerinden olan Sadık el-Azm'ın samimî eleştirileri, Arap dünyasındaki özgürlük ve demokrasi açığını vurgularken, bunun çaresinin "Batı tarafından kurtarılarak özgürleştirilme" olduğunu ileri sürmüyordu.
Akademik açıdan en önemli eseri birinci kitabı olan, her yeni çalışmasında popülerlik dozu yükselen Ajami'nin önemi, eleştirilerinin içeriğinden değil sunduğu "reçete"den kaynaklanıyordu.
Bu açıdan bakıldığında Ajami'nin önde gelen Amerikan gazete ve dergilerinin görüşlerine başvurulan temel Arap dünyası ve Ortadoğu "uzman"ı olarak sivrilmesi, televizyon programlarının değişmez konuşmacısı olmasının nedeni, belirli siyasî çevrelerin "duymayı arzuladıkları" yorumları yapması, daha da önemlisi bilhassa Irak işgalinde olduğu gibi "Batı tarafından kurtarılarak demokratikleştirilecek" bir "Arap dünyası" tasavvuru geliştirmesiydi.
Kendisi hakkında yapılan değerlendirmelerde de işaret edildiği gibi Ajami, diğerlerinden farklı olarak ABD muhafazakâr siyasî çevrelerinde "iyi bir Arap," "bizimle aynı değerleri paylaşan bir entelektüel" ve bunların da ötesinde "bizden biri" olarak görülüyordu.

"İyi Arap" kılavuzluğu
Ajami'nin etkisinin buradan hareketle değerlendirilmesi doğru olacaktır. Yukarıda değindiğimiz gibi Ajami "söyledikleri" nedeniyle değil, bunlar üzerinden savunduğu "siyasal çizgi" nedeniyle önem kazanan bir entelektüeldi.
Dolayısıyla onun söyledikleri gerçekte "siyaset"i biçimlendirmiyor, belirli siyasetleri şekillendiren çevrelerin ihtiyaç duyduğu "algı"nın yaratılmasına hizmet ediyordu. Bu nedenle Ajami'ye ABD siyasetlerinin ve Irak'ın işgali benzeri eylemlerin "düşünce babası" olarak yaklaşmak anlamlı değildir.
Bu siyasetler Ajami ya da Lewis olmasa da şekillenecek ve uygulanacaktı. Ajami'nin "bölge insanı bir akademisyen" olarak bunların meşrulaştırılmasına katkıda bulunduğu ortadadır. Ama o, son tahlilde, bunların "biçimlendiricisi" değil, "evvelce şekillendirilmiş" algı ve siyasetlere entelektüel "arkaplan" hazırlanmasına katkıda bulunan bir akademisyendi.
Bu açıdan bakıldığında "İyi Arap (buraya farklı etnik/dinî topluluk isimleri konulabilir)"ların "kılavuz"dan ziyade "hizmetkâr" olduğu yorumunu yapmak yanlış olmaz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.