YAZARA MAİL GÖNDER Post-Kemalist Türkiye "Kemalizm" karşıtlığı üzerinden inşa edilebilir mi?

YAZARLAR

Kemalizmin "kutsal" karakterini güçlendirmeyi hedefleyen 1980 darbesi, bunu gerçekleştirmek yerine, logokratik söylem düzeyine indirgenmiş bu ideolojinin ciddî biçimde sorgulanması sürecini başlatmıştır.
Dünyadaki değişimin de yardımıyla "tüm benzerlerinden farklı ve üstün olduğu" varsayılan, "kişisel kült" temelli, vecizeden kavram ve siyaset üreten bu ideoloji kutsallık zırhını tedricen kaybetmiştir. Bunu takiben logokratik düzeyde tekrarı da sınırlanan Kemalist söylem, post- Sovyet Rus Komünizmi benzeri nostaljik vurguları yüksek, sloganlarını içselleştiren ve "1930'lar asr-ı saadeti"ni özleyenlerin sayısının hızla azaldığı bir ideoloji biçimini almıştır.
Bu ideoloji şüphesiz yakın gelecekte de dar bir toplumsal tabana hitap edecek ve kitle partilerinden birisi içinde hizip veya marjinal siyasal oluşumlar biçiminde varlığını sürdürecektir. Ancak bu Türkiye'nin post-Kemalist süreci yaşadığı gerçeğini değiştirmemektedir.
Post -Kemalist dönemin inşa edilmesi sürecindeki Türkiye bunu el yordamıyla ve temel olarak "Kemalist" tezleri reddetme üzerinden gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Post- Kemalist Türkiye'nin "Kemalist" siyaset ve uygulamaları reddederek kurulması, ilk bakışta, doğal, eşyanın tabiatı gereği bir gelişme olarak değerlendirilebilir.
Buna karşılık "Kemalizm" sonrası toplum yaratılırken "Kemalizm karşıtlığı" ile yetinilmesi, post- Sovyet Rusya yaratılması sürecinde düşülen hatanın tekrarlanması anlamına gelecektir. Türkiye için post- Kemalist bir toplumun yaratılması "gerekli" ama "yeterli" değildir.
Post -Kemalist Türkiye oluşturulurken kaçınılması gereken iki temel yaklaşım bulunmaktadır. Bunlardan birincisi tüm varsayımları on dokuzuncu asır düşüncesinin iki savaş arası dönemde revaç bulan tezlerle bağdaştırılması yoluyla yaratılmış otoriter bir ideolojinin reddedilmesi ve yeni tasavvurların bu eleştiriler üzerinden inşa edilmesidir. Sakınılacak ikinci yaklaşım ise Kemalizm'in temel sorununun "kavram"lardan ziyade bunların içlerinin boşaltılması ve "yorumlanması" olduğunun gözardı edilmesidir.

Asır sonu ideolojisi
Takipçilerinin "kutsallık" atfederek "kendine benzeyen," "eşi olmayan" bir toplum için ortaya konulabilecek en anlamlı ilerleme reçetesi olduğunu savundukları Kemalist program (bu hem sağ hem de sol Kemalizm için geçerlidir) on dokuzuncu asır sonunun dünya görüşünü ve iki savaş arası dönemin, en önemlisi otoriterlik olan yaklaşımlarını yansıtır. Kemalizm, bunun da ötesinde, söz konusu yaklaşımların, basitleştirilmiş, popülerleştirilmiş ve slogan düzeyine indirgenmiş bir derlemesidir.
Bu açıdan bakıldığında kitlelere kuşkuyla bakan Le Bonist seçkincilik, dinin kısa süre içinde ortadan kalkacağı varsayımına dayanan bilimcilik, fizikî antropoloji ve frenoloji ile desteklenen milliyetçiliğin basitleştirilmiş yorumları, Fransız Üçüncü Cumhuriyeti'nin fazla başarılı olmayan bir taklidinde geliştirilen resmî ideolojiyi şekillendirmiştir.
Bu ideolojinin temel dayanakları ve yaklaşımları, Erken Cumhuriyet liderlerinin "insanlığın geliştirdiği en kapsamlı siyasal örgütlenme" olduğunu düşündükleri Üçüncü Cumhuriyet gibi tarihe karışmıştır. Buna karşılık söz konusu ideoloji toplumumuz üzerinde kalıcı bir etki yaratmış, asır sonu yaklaşımlarının en uzun süre iktidarda kaldığı ülke Türkiye olmuştur.
Post -modern dünyada iktidarını Türkiye'de sürdürebilmiş, anakronik karakter kazanmış ve derinlikten yoksun bir asır sonu ideolojisine karşı çıkmak, onu eleştirmek kolaydır.
Örneğin onun demokrasi karşıtı seçkinciliği katılımcı demokrasinin geliştirilmesinin tartışıldığı bir dünyada anlam- sız hale gelmiştir. Benzer şekilde Kemalist bilimcilik "örgütlenmiş dinin ortadan kalkmadığı" ve modernliğe cevaplar verdiği bir ortamda toplumsal gerçeklikten kopuk bir kuram niteliği kazanmış, onun tektipleştirici milliyetçiliğini ise logokratik söylem düzeyinde dahi savunmak imkânsız hale gelmiştir.
Ancak "göbeğini kaşıyanlar" düzeyindeki seçkincilik, "bilimin aydınlığında yok olan hurâfât," benzeri sloganlarla dile getirilen "din" eleştirileri ve her türlü farklılığı reddeden tektipleştirici milliyetçiliğin eleştirilmesi ne kadar anlamlıysa, post- Kemalist Türkiye'nin bunlara karşıtlık üzerine yükselebileceğini varsaymak o denli sorunludur.
Örneğin Kemalist programa oy vermeyenleri "bidon kafalılar" olarak nitelendiren yaklaşımların günümüzdeki karşı tezi "millî irade" değildir. Türkiye bu aşamayı uzun yıllar önce geçmiştir. Post-Kemalist Türkiye'nin ufku "göbeğini kaşıyanlar" seçkinciliğine karşı çıkmakla, bu tür yaklaşımları eleştirmekle sınırlandırılmamalıdır. Günümüz Türkiyesi bunun yerine müzakereci, katılımcı demokrasiyi amaçlamalıdır. Diğer bir ifadeyle post- Kemalist Türkiye'nin bir asır öncesinin kaba tezlerine verilecek (ve verilmiş) cevaplar ve 1930'lar koşullarında üretilmiş bir ideolojiye karşıtlık üzerinden yaratılması anlamlı değildir.

Kavramlar ve yorumlar
Kemalizm sonrası Türkiye inşa edilirken düşülebilecek ikinci önemli hata söz konusu ideolojinin "yücelttiği" kavramların değil onlara getirilen yorumların sorunlu olduğunun gözden kaçırılmasıdır.
Örneğin Kemalizm "modernlik," "cumhuriyet" ve "laiklik" benzeri kavramları kendine özgü yorumlara tabi tutmaktadır. Onun tekil "modernlik" yorumu toplumun önemli bölümünün "çağdışı" olarak yorumlanmasına yol açmakta, "cumhuriyet" tezi demokrasi karşıtı bir kavramsallaştırma yaratmakta, "laiklik" yaklaşımı ise "dindarlık" ile şiddetle çatışan bir sekülerlik inşa etmektedir.
Burada sorunun bizatihi bu "kavramlar" değil, bunlara Kemalist ideoloji tarafından getirilen yorumlar olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla post-Kemalist Türkiye kavramlara karşı çıkılarak, onlarla kavga edilerek değil, onların farklı yorumlanması ve içlerinin doldurulması ile inşa edilecektir.
Farklı "modernlik"lerin varolması nedeniyle, başörtüsü kullanan bir kişinin "çağdışı" olarak nitelendirilmesinin, "cumhuriyet"in demokrasinin alternatifi ve karşı tezi şeklinde kavramsallaştırılmasının ve günümüzde Fransız Üçüncü Cumhuriyeti'nin benzerini oluşturma ya da Debray'nin "yeni cumhuriyetçiliği" çerçevesinde demokrasiye savaş açmanın anlamsızlığı vurgulanırken, sorunun gerçekte bu "kavramlar" değil Kemalizm'in onlara getirdiği yorumlar olduğunun altı çizilmelidir.
El yordamıyla gerçekleştirilen Kemalizm sonrası Türkiye'nin inşa edilmesi girişiminin "Kemalizm karşıtlığı" ötesinde, fazlasıyla değişmiş bir dünyanın gereklerine uyumlu biçimde ve "kavram"larla kavga etmeden yapılması gerekmektedir. Böylesi bir inşa faaliyeti, post- Kemalist olmanın yanı sıra, onun otoriterlik benzeri niteliklerini değişik biçimlerde yeniden üreten bir yapının oluşmasını da önleyecektir.
Post -Kemalist toplum yaratılması, son tahlilde, geleceğimizi derinden etkileyecek, Kemalizm karşıtlığı ve eleştirisine indirgenemeyecek önemde bir çabadır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.