YAZARA MAİL GÖNDER 1920 Ruhu

YAZARLAR

"Ruh," toplumumuz siyasetinde sıklıkla kullanılan bir metafordur. Büyük toplumsal hareketlerin düşünsel motor güçlerine atıfta bulunan bu kavramsallaştırma benzer sorunların söz konusu "ruh"ların canlandırılmasıyla aşılabileceğini savunmaktadır.
Örneğin siyasal katılım ve çoğulculuk savunusu yapan hareketler günümüzde unutulmaya yüz tutan "1946 Ruhu" metaforuna uzun süre atıfta bulunmuşlar, onu canlandırmanın vesayet rejiminden kaynaklanan sorunlara çare olacağını savunmuşlardır.
Son yıllarda bilhassa "Çözüm Süreci" tartışmaları çerçevesinde dile getirilen "1920 Ruhu" metaforu ise Türkiye'nin en büyük sorununu aşmak için gerekli olduğu varsayılan ideolojiye atıfta bulunmaktadır.

1920'de ne oldu?

1920 Ruhu kavramsallaştırması Mondros Mütarekesi sonrasında çöken imparatorluktan ayrılmak isteyen Arap vilâyetleri dışında kalan bölgelerdeki Müslüman nüfusun örgütlediği toplumsal hareketin ideolojisine atıfta bulunmaktadır.
Müdafaa-i Hukuk ûnvanıyla çoğunluğu tabandan gelen taleplerle oluşturulan örgütler mücadelelerini Erik Jan Zürcher'in anlamlı tanımlamasıyla "Müslüman milliyetçiliği" ideolojisine dayanarak sürdürmüşlerdir.
Diğer bir ifadeyle on dokuzuncu yüzyılın yükselen ideolojilerinden birisi olan Panislamizm dar bir bölgeye uyarlanmış ve şaşırtıcı bir kaynaşma ve ideal birliğinin düşünsel motor gücünü oluşturmuştur. Etnik farklılıkları inkâr etmeden onların üzerinde yer alan Müslüman milliyetçiliği etrafında örgütlenen geniş toplum kesimleri, zor koşullar altında, karşı çıkılamaz olduğu varsayılan yeni dünya düzenine direnmişler ve onu değişime zorlamışlardır.
Resmî ideoloji, ona destek verenlerin çoğunluğunun "mücahede- i milliye" olarak gördüğü bu hareketi daha sonra Türk milliyetçiliğinin "mücadele" ve "başarı"sı olarak kavramsallaştırmış, onun "Müslüman" karakterini elden geldiğince arka plana atmaya çalışmıştır. Bu yapılırken hareketin yaptığı atıflar dahi değiştirilmiştir. "Cihad" vurgusunu dile getiren "mücahede"nin yerini Sosyal Darwinist tonları güçlü "mücadele" alırken, "dinî" anlamındaki "millî," "ulusal" anlamındaki "millî"ye dönüştürülmüştür.

Müslüman milliyetçiliği

Dar ölçekli bir İttihad-ı İslâm örgütlenmesi olan Müdafaa-i Hukuk hareketi Nikkie Keddie'nin bu ideolojinin milliyetçilik işlevi gördüğünü savunan tezini destekleyen ilginç örneklerden birisidir.
Burada önemli olan bir tür milliyetçilik olarak tanımlanabilecek "1920 Ruhu"nun geleneksel "İslâm'da dava-yı kavmiyet olamayacağı" düstûrundan farklı bir yaklaşımı sergilemiş olmasıdır. Diğer bir ifadeyle "1920 Ruhu," genellikle ileri sürüldüğü gibi, bir "milliyetçiliğin reddi" ideolojisi değildir. Böylesi varsayımların yaygın olmasının nedeni etnik ve dinî kimliklerin katı, birbirini kesinlikle dışlayan yapılar olduğunun düşünülmesidir.
Modern bir ideoloji olan Panislâmizm milliyetçiliğe bu şekilde yaklaşmak, onu İslâm ile çatışan "kavmiyetçilik" olarak reddetmek yerine onun yarattığı enerjiyi farklı ve daha yüksek amaçlara kanalize etmeye çalışmıştır.
Bu nedenle Cemaleddin Efganî, Namık Kemal, Abdurrahman Kavakibi, Reşid Rıza, Mustafa Kâmil benzeri düşünürlerin söylemi Panislamizm ile milliyetçilik arasında yaşanan gelgitleri yansıtmıştır. Efganî'nin İkinci Meşrutiyet Dönemi'nde Türk Yurdu mecmuası tarafından bir "Türkçü" olarak övülmesinin nedeni de budur.
Bu çerçevede değerlendirildiğinde 1920 Ruhu ya da Müslüman milliyetçiliği mevcut etnik temelli milliyetçilikleri reddederek onlarla çatışmak yerine onları daha yüksek ve kapsayıcı bir amaca kanalize eden bir ideoloji olarak kavramsallaştırılabilir.
Bu milliyetçilik, hızla yükselen Türkçülük ile Kürt ve Çerkezler benzeri unsurlar arasında taraftar bulmaya başlayan rüşeym halindeki etnik temelli hareketlerin önemli bölümünü dar kapsamlı bir İttihad-ı İslâm çerçevesinde yüksek bir ideale yönelmenin daha anlamlı olacağına ikna etmiştir.
Bunun sonucunda ise bu hareketlerde mevcut enerjiyle çatışma yerine onları kendi amacı için seferber eden bir ideoloji olarak güç kazanmıştır. Bu ikna etme sürecinde karşılaşılan tehditin büyüklüğü ve ona direnilememesi durumunda "herkesin kaybedeceği" gerçeğinin ortada olması da önemli rol oynamıştır.
1920 Ruhu değerlendirilirken bu gerçeklerin gözardı edilmemesi ve bu dönemde geliştirilen Müslüman milliyetçiliğinin genellikle varsayıldığı gibi ağırlıklı olarak dinî mülâhazalarla kavmiyet fikrine şiddetle karşı çıkan kesimler tarafından değil etnik milliyetçilikten de etkilenen toplumsal katmanlar ve liderler tarafından desteklendiğinin unutulmaması gerekmektedir (Bazı milliyetçi grupların bu tasavvura destek vermemiş olması bu gerçeği değiştirmez).
Türkçülükten derin biçimde etkilenen İttihad ve Terakki Cemiyeti teşkilâtı bu nedenle "1920 Ruhu" çerçevesinde örgütlenen Müdafaa-i Hukuk hareketinin temel dayanaklarından haline gelebilmiştir. Resmî ideolojinin daha sonra "1920 Ruhu"nu Türk milliyetçiliğinin şaha kalkması biçiminde inşa edebilmesi de bu nedenle zor olmamıştır.

Ruhu diriltmek

Günümüzde Türkiye'nin en önemli sorununun "1920 Ruhu"nun yeniden yaratılmasıyla çözülebileceği tezi yaygın destek görmektedir. Ancak "ruhların diriltilmesi" uzun zaman aralıklarından sonra benzer koşulların varolmasına bağlı olduğu için son derece zordur. Örneğin 2015'te bölgesel bir gücün vatandaşlarını, Anadolu Müslümanlarının 1918 sonrasında muhatap oldukları tehditin benzeriyle karşı karşıya olduklarına ikna etmek kolay değildir.
1918 sonrası dünyasıyla günümüz gerçekliği arasında yüz yıla yaklaşan bir zaman diliminin beraberinde getirdiği önemli farklılıklar vardır.
Milliyetçiliklerin altın çağı olan bu dönemde etnik kimlikler sadece güç kazanmamış, bunun yanı sıra hatırı sayılır ölçüde sekülerleşmişlerdir.
Örneğin İstiklâl Harbi sırasında toplumsal desteği son derece sınırlı olan seküler Türk milliyetçiliği günümüz milliyetçi hareketi içinde önemli bir temsile sahiptir. Benzer bir yorum Kürt milliyetçiliği için de yapılabilir. Dolayısıyla bu hareketlerin enerjisini dar ölçekli bir Panislamizm girişimine kanalize ederek Müslüman milliyetçiliği emrine sokabilmek içinde yaşadığımız gerçeklikte fazlasıyla zordur.
Bu tür zorluklar Türkiye'nin en büyük sorununun hallinde "din"in dışlanması gerektiği anlamına gelmez. Ancak onun da dahil olduğu unsurların katkıda bulunacağı çözüm, son tahlilde, "eşit haklara sahip vatandaşlardan oluşan, herkesin kendi kimliğiyle katılabildiği bir demos yaratılması"na bağlıdır. "1920 Ruhu"nun topladığı meclisin sadece Müslüman milliyetçiliğini değil, daha sonra rafa kaldırılan, böylesi bir tasavvuru da yansıtmış olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.