YAZARA MAİL GÖNDER Egemen parti ve toplumsal dönüşüm

YAZARLAR

Egemen parti kavramı genellikle baskıcı, muhalefete izin vermeyen ve demokrasi karşıtı rejimler içinde faaliyette bulunan siyasal örgütlenmeleri çağrıştırır. Gerçekten de geçmişimizdeki tek parti de dahil olmak üzere egemen partilerin önemli çoğunluğu toplumları bu tür rejimler altında yönetmişlerdir.
Ancak bu "egemen parti"lerin demokrasilerde ortaya çıkamayacakları anlamına gelmez. Demokratik rejimlerde egemen partileri ele alan çalışmaları ile tanınan T.J. Pempel, İsveç'den Japonya'ya ve İtalya'dan Hindistan'a ulaşan bir alandaki örnekleri inceledikten sonra literatüre "Olağan dışı demokrasiler" kavramsallaşmasını kazandırmıştır.

İktidar ve egemenlik
Egemen partiler, seçimleri sonuçları belli gösterilere dönüştüren Baas benzeri örgütler ya da belirli bir süre sonra onları hile ile kazanma yolunu seçen Meksika Devrimci Kurumlar Partisi gibi teşkilâtlardan farklı olarak iktidarlarını demokratik yollarla sürdürürler.
Pempel'in "olağan dışı" olarak nitelendirdiği demokrasilerde egemen partiler çok sayıda seçimi arka arkaya kazanarak iktidar tekeli oluşturmakta, ülke yönetmekle yetinmeyerek toplumları kendi ideolojileri çerçevesinde şekillendirmekte ve belirli bir dönemin adlarıyla anılmasına neden olmaktadır.
Örneğin 1932-1976 arasında, 1936'daki bir yaz tatili dışında iktidar olan İsveç Sosyal Demokratik İşçi Partisi bir sosyal refah devleti oluşturmuş, Japonya'da siyaset üzerinde benzer bir egemenlik kuran Liberal Demokratik Parti kısa bir fasıla dışında elli dört yıl yönettiği ülkesini Batı ittifakı ve ekonomisinin ayrılmaz parçası haline getirmiştir. İsrail ve İtalya'da daha kısa süren egemen parti iktidarları önemli dönüşümler yaratmakla birlikte bunların kapsamı daha sınırlı olmuştur.
Söz konusu örneklerin de ortaya koyduğu gibi bir partinin uzun süreli kesintisiz iktidarı bu toplumlarda yönetim kadrolarının aynı örgüt tarafından belirlenmesinin ötesinde yapısal ve ideolojik değişimlerin temelini atmıştır. Egemen parti iktidarları değişik toplumlarda tartışmalı yaklaşımların "ulusal" siyasetler haline gelmesine de neden olmaktadır.

Türkiye'de egemen parti

Türkiye baskıcı, muhalefete izin vermeyen ilerlemeci tek parti iktidarı altında kapsamlı dönüşümler yaşadıktan sonra çok partili rejime geçmiştir.
Bunun sonrasında kalkınmacı muhafazakârlık ideolojisi çerçevesinde oluşturulan partiler iktidar tekeli oluşturmuşlar, ancak askerî darbeler aynı örgütün "egemen parti"ye dönüşmesini önlemiştir.
Kalkınmacı muhafazakârlık içindeki bölünmeler ve seçim sisteminde gerçekleştirilen değişiklikler koalisyonların önünü açmışsa da bu ideolojiyi temsil eden örgütlenmeler adı konulmamış ve farklı sıfatlar altında sürdürülen bir "egemen parti" yapılanmasını şekillendirmişlerdir.
Siyasete dışarıdan müdahalelerin sona ermesi bu adı konulmayan "egemen parti" yapılanmasını somut bir gerçeklik haline getirmiştir. Büyük değişimlere neden olacak gelişmeler ya da iç bölünmelerin gerçekleşmemesi durumunda Türkiye'nin uzunca bir süreyi egemen parti iktidarı altında geçireceği ve bu süreçte kapsamlı dönüşümler yaşayacağını söylemek iddialı bir kehânet olmaz.
Türkiye'de egemen parti oluşumunun değişik nedenleri bulunmaktadır. Kalkınmacı muhafazakârlık ideolojisinin gördüğü yaygın toplumsal destek, güçlü kimlik siyaseti yaklaşımının çoğunluğu temsil eden yapılanmalara sağladığı avantajlar ve seçim sisteminin daha fazla oy alan partilere sunduğu orantısız temsil imkânları şüphesiz bu konuda önemli roller oynamıştır. Ancak Türkiye'de egemen parti yapılanmasının oluşumu Ethan Scheiner'in Japonya'da benzer bir durumun ortaya çıkış nedenlerini araştırdığı çalışmasında tespit ettiği temel bir nedenden kaynaklanmaktadır.
Scheiner, Liberal Demokratik Parti'nin Japon siyaseti üzerindeki uzun süreli hegemonyasını, son tahlilde, bir "muhalefet başarısızlığı" olarak yorumlamanın anlamlı olacağını savunmuştu. Türkiye örneğinde de egemen partinin yükselişinin güçlü muhalefet zaafından kaynaklandığını belirtmek yanlış olmaz.

Dönüşüm: Yöntem ve boyut

Türkiye egemen parti iktidarı altında önemli bir dönüşüm süreci yaşamaktadır ve beklenmeyen değişimler gerçekleşmemesi durumunda bunun devam edeceği ortadadır. İsrail, İsveç, Japonya ve demokratik sınırları zorlayan bir örnek olan Meksika'daki tecrübelerin gösterdiği gibi egemen parti iktidarları sürelerinden bağımsız olarak sona ermektedir. Ancak bir partinin toplumu şekillendirdiği dönemler uzadıkça gerçekleştirdiği etki artmakta, yarattığı dönüşümün de kapsamı genişlemektedir.
Bu açıdan bakıldığında geleceğe dönük herhangi bir tasavvur üretemeyen muhalefetin, muhalefette kalabilmeyi başarı olarak algıladığı Türkiye'nin sorunu Pempel'in ifadesiyle "olağan dışı demokrasi" olması değildir. Bu toplumumuzun gerçekliğidir.
Ancak egemen parti yapılanmasının beraberinde önemli sorunları da getirdiği unutulmamalıdır.
Bunlardan birincisi egemen partinin uzun vâdede de olsa iktidarı kaybedeceği gerçeğini kabûl etmesi, kendisini bu fikre alıştırmasındaki zorluktur.
Egemen partiler olağan demokrasilerdeki iktidar değişiminden etkilenmeden uzun soluklu siyasetler üretmektedirler. Bu geleceğe yönelik kapsamlı planlar yapılabilmesi alanında önemli avantajlar sağlamakla birlikte fazlasıyla uzun vâdeli toplumsal mühendislik projelerine yönelim tehlikesini içermektedir.
Daha önemli sorun ise egemen parti rejimi altında gerçekleşecek dönüşümün yöntem ve kapsamıdır. Araştırmalar siyaset üzerinde oluşturulan böylesi hegemonyaların parti ideallerinin toplumsal hedefler haline gelmesine yol açtığını ortaya koymaktadır.
Egemen parti yapılanmasının süreceği anlaşılan Türkiye'de bunun gerçekleşmeyeceği, herhangi bir dönüşüm yaşanmayacağını iddia etmek anlamlı değildir. Ancak bu sürecin iyi idaresi ve dönüşümlerde gerçek tek partilerinkine benzer yaklaşımlardan kaçınılması gerekmektedir. "Egemen parti" yapılanması "olağan dışı" da olsa "demokratik" bir süreçtir.
Dolayısıyla hedeflenen dönüşümün de toplumsal uzlaşmayı reddeden karakter taşımaması, yukarıdan aşağıya gerçekleştirilmemesi gerekmektedir.
Baskıcı tek parti idaresi altında uzun yıllar geçiren toplumumuz böylesi dönüşümlerin sakıncalarını yaşayarak öğrenmiştir.
Muhalefetin başarısızlığının mevcut yapılanmanın başta gelen nedenlerinden birisi olması, egemen parti oluşumunun göstereceği demokratik tutumu önemli kılmaktadır.
Toplumsal hassasiyetleri dikkate alan, çoğunlukçu yaklaşımlardan kaçınan, "yasakçı ve baskıcı" değil "egemen" niteliği baskın parti yapılanması "olağan dışı" bir demokrasi olmayı sürdürebilmemizi mümkün kılacaktır. Dolayısıyla içinde bulunulan gerçeklikte öncelikli hedef "olağan dışı"lıktan kurtulma değil demokratik karakteri sürdürebilmektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.