YAZARA MAİL GÖNDER Tarihî örnekler yardımıyla süreç, pazarlık ve çözüm (1): Muhatap

YAZARLAR

Tıkanan “çözüm süreci”nin sürdürülebilmesi gerçekçi olmayan “muhatap değişimi” ile değil oldukça zor bir gelişme olan “muhatabın değişimi” ile mümkün olabilecektir

Yeniden içine girdiğimiz ve tırmanma eğilimi gösteren şiddet sarmalı "çözüm süreci" adı verilen girişimin bir kez daha tıkanmasına yol açtı. Kökleri derinlere inen ve değişik aşamalarında şiddetin yoğun biçimde yaşandığı bir sorunu siyasal çözüme ulaştırma çabalarının kısa sürede ve tıkanıklarla karşılaşmadan neticelenmesini beklemek şüphesiz gerçekçi değildir.
Ancak yaşanan tıkanıklığın arızî değil yapısal nedenleri olabileceği gözönüne alındığında konunun tarihî örnekler yardımıyla değerlendirilmesi yararlı olabilir.

Tasavvurların çöküşü

Tarihimiz çok sayıda benzer "süreç"e sahne olmuştur. Bunlar aynı zamanda "biz" yaratma alanında karşılaşılan başarısızlıkların neticesidir. "Farklılıklara rağmen" ortak paydalar etrafında birleşilememesi, merkezin, özgürleşmeyi yeterli görmeyerek, yükselen milliyetçiliklerin etkisiyle "toplumsal tanınma, kolektif haklar ve adem-i merkeziyet temelli yönetim" talep eden yapılarla pazarlık masasına oturması neticesini doğurmuştur.
Osmanlıcılık siyasetlerinin görece başarısızlığı ve milliyetçi hareketlerin güçlenmesi "biz" tasavvurlarının çöküşünün zımnen kabûlü anlamına gelen süreçlerin kapısını aralamıştır. Günümüzde "çözüm süreci" olarak adlandırılan "pazarlık" da benzer özelliklere sahiptir. Yarattığı kapsayıcı ama herkesin "kendisi" olarak giremeyeceği "biz" tasavvurunu uzun süre zor kullanarak hayata geçirmeye çalışan Türkiye, bundan vazgeçmiş; ama yükselen milliyetçiliğin de etkisiyle "toplumsal tanınma ve kolektif haklar" talebinden taviz vermeyen bir yapı ile pazarlığa oturma zorunda kalmıştır.

Muhatabın niteliği

On dokuzuncu yüzyılda sosyalist hareketlerin ivme kazanması sonrasında değişik toplumların sözcüsü olma iddiası ile ortaya çıkan milliyetçi-sosyalist örgütlenmeler Bulgar, Makedon ve Ermeniler adına Osmanlı merkezi ile "çözüm süreçleri" yönetmişlerdir. Bu süreçler "çatışmanın durdurulduğu" fâsılalar dışında "çözüm"ler üretememiş, tümü başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Bunun yanı sıra farklı mezhepler adına konuşan yerel liderler de İstanbul ile değişik pazarlıklar içine girmişler ve anlaşmalar aracılığıyla özerklik elde etmişlerdir. Yemen'in Cibal bölgesinde Zeydîler adına İmam Yahya, Necd ve el- Hasa'da Vahhabilerin lideri Abdülaziz ibn Sa'ud ile anlaşılmış, Asir'de bir sufî devleti kuran Seyyid İdrisî ise Osmanlı önerilerini reddetmiştir. Dolayısıyla bu tür liderlerle uzlaşma alanında ciddî başarılar sağlanabilmiştir.
Bunlara ek olarak Arnavut milliyetçiliği ile Suriye merkezli Arap hareketi de sosyalist tonları bulunmayan girişimler örgütlemişler ve bunlar geleneksel yapıların desteğini arkalarına alarak Osmanlı hükûmetleri ile masaya oturmuşlardır. Bu aktörlerle gerçekleştirilen pazarlıklarda uzlaşma zeminleri yaratılabilmiş ve değişik "çözüm" projeleri üretilebilmiştir. Ancak uluslararası gelişmeler bunların hayata geçirilmesini engellemiştir.
Bu örneklerin de ortaya koyduğu gibi "muhatabın niteliği" söz konusu süreçleri derinden etkilemiştir.

Güncel muhatap ve talepler

Türkiye'de merkezin uyguladığı siyasetler ile kendisine yöneltilen talepleri anlama ve cevaplama konusunda gösterdiği ağırlık benzer tarihî örneklerde olduğu gibi maksimalist taleplerle ortaya çıkan sosyalist-milliyetçi bir örgütlenmenin "temsil" tekeli oluşturması ve onunla masaya oturulması neticesini doğurmuştur. Bu ise "çözüm süreci"nin uzlaşma açısından en katı muhatapla sürdürülmesi anlamına gelmektedir.
Örneğimizde on dokuzuncu asır sosyalist- milliyetçi partilerini andıran ve yirminci yüzyıl tecrübelerinden de ciddî biçimde etkilenen bir örgütlenme önce toplumu içinde rakip gördüğü yapılarla çatışarak "sözcülük" ve "temsil" tekeli kurma girişimini başlatmıştır.
Amira sınıfı ve dinî yapılanma ile çatışan Daşnaktsutyun ve "Çorbacılar" sıfatıyla aşağıladığı, Osmanlı düzeninin devamını arzu eden üst sınıf mensuplarına savaş açan Balkan örgütlenmeleri gibi PKK da siyasal temsilcilik ve sözcülük iddiasını hem toplumuna hem de merkeze kabûl ettirmiştir.
Tarihî örnekler yardımıyla günümüzün "çözüm süreci" ele alınırken bu "hoşa gitmeyen" olgu gözden kaçırılmamalıdır. Bu aşamada sürecin başarıya ulaşabilmesi için demokratikleşme ve yeni bir "biz" kavramsallaştırması yaratılması yeterli olamayacaktır (bu tespit bu alanlarda atılacak adımların anlamsız olduğu anlamına gelmez). Yeni bir muhatabın kısa vâdede muhatap durumuna geçmesini beklemek ise gerçekçi değildir. Bu nedenle sürecin devamının sürdürülebilmesi "muhatabın değişimi"nde düğümlenmektedir.

"Biz" yaratmanın zorluğu

Bu aşamada yeni bir "biz" tasavvuru yaratarak bunu topluma benimsetmenin ne derece zor olduğu tarihî örnekler aracılığıyla görülebilir. On dokuzuncu asırdan günümüze dünyada yaşanan büyük değişim bu alanda daha ümitvâr olunmasına neden olabilir. Buna karşılık günümüz Türkiye'sinde hem merkezin hem de masanın karşı tarafında oturanların bir asır öncesi reflekslerle siyaset üretmesi ancak uzun vâdede etkili olabilecek bu neticeye ulaşılmasını imkânsız kılmaktadır.

Kolektif olmayan haklar

Pazarlıkların anılan nitelikteki muhataplarla sürdürülmesi durumunda demokratikleşme ve toplumun genelinde özgürlüklerin artışının "çözüm süreci"ne sınırlı etkide bulunabildiği unutulmamalıdır. 1908 sonrasında Meb'usan'da temsil edilen Daşnaktsutyun "hürriyet"in varolduğu görece çoğulcu ortamda taleplerinde niteliksel değişiklikler yapmamıştır. Dolayısıyla toplumsal liberalleşme yoluyla pazarlığın sonlandırılmasını, çözüme ulaşılmasını ümit etmek gerçekçi değildir.

Muhatap değişimi/ muhatabın değişimi

Türkiye büyük ölçüde kendi siyasetlerinin neticesinde "çözüm"e ulaşma alanında en katı muhatapla pazarlık durumunda kalmıştır. Tarihî örneklerin de ortaya koyduğu gibi "şiddet" kartını elinde tutan temsil tekellerinin kırılması son derece zordur.
Bu alandaki tek anlamlı beklenti "muhatap değişimi" değil "muhatabın değişimi" olmalıdır. Resmî siyaset yapımının "dağ Türkleri" söyleminden günümüzdeki yaklaşımına gelebildiği bir süreçte muhatabın geçirdiği değişim fazlasıyla sınırlı kalmıştır.
Ancak tarihî örnekler "muhatabın değişimi"nin zorluğunu, "şiddet" kartı ile siyaset yapan örgütlerde "sertlik, çatışma ve maksimalist talepler ileri sürme" yanlılarının egemen olduklarını ortaya koymaktadır. 1908 sonrasında dahi VMORO'nun Yane Sandanski öncülüğündeki uzlaşmacı kanadı değil Hristo Matov liderliğindeki sertlik yanlısı hizbi örgüt siyasetlerini şekillendirmiştir. Benzer bir gelişme Daşnaktsutyun yönetiminde de görülmüştür.
Günümüz örneğinin bu genel eğilimin dışına çıkması sürece yeni ve güçlü bir ivme kazandırabilir. Ancak bu zor değişim farklı toplumsal dinamiklerin devreye girmesini zorunlu kılmaktadır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.