YAZARA MAİL GÖNDER Hz. Peygamber (S.A.V.) ile şifa bulmak

YAZARLAR

Akla sen gelirsin güzel denince Senden daha şirini doğmadı bence Bütün kusurlardan arıtılmışsın Sanki yaratıldın kendi gönlünce Hz. Hassan bin Sabit

Adı Busiri. 1212'de Mısır'da doğar. Berberi asıllıdır. Kuran-ı Kerim'i bildiği gibi, Tevrat ve İncilleri de ezbere okuyacak kadar iyi bilirdi. Kısa boylu ve zayıf bünyeliydi.
Tasavvufta Şazeli tarikatına bağlıydı: Ünlü tasavvufçu İbn Ataullah İskenderani ile şu noktada ayrışır: Ataullah Allah aşkını anlatırken, İmam Busiri Hz. Peygamber (s.a.v.) aşkını anlatır.

Sen rüyanda Hz. Peygamber'i (s.a.v.) gördün mü?
Bir gece eve giderken, dar bir sokakta garip görüntülü bir ihtiyarla karşılaşır. Bu karşılaşma Busiri'yi haylice ürkütür. Garip kılıklı ihtiyar ona tek bir soru sorar, şöyle der: "Sen rüyanda Hz. Peygamber'i (s.a.v.) gördün mü?" İmam Busiri, bu sorudan müthiş etkilenir. Sarsılır. Ne diyeceğini bilemez. Sadece fısıltı halinde 'hayır' cevabını verir. İhtiyar kaybolup gider. Busiri bu düşünce içinde eve gider. Aynı gece felç geçirir. Vücudunun yarını felç olur. Yıllarca sürecek hastalık dönemi başlar.

Şifa (Bür'e) veren kasidesini yazmaya başlar
O hastalığına şifa olsun diye Hz. Peygamber'i (s.a.v.) anlatan bir kaside yazmaya başlar. Kaside 160 beyittir. Müthiş bir aşkın renk renk cümbüşü vardır bu kasidede. Busiri, bu kasidede Hz. Peygamber'e (s.a.v.) aşkını anlatır. Kıyıya vuran azgın bir dalga gibidir artık. O, fırtınalı bir günde denizde dalgalanan bir gemidir sanki. Sanki Busiri, kalemine mürekkep yerine kalbinden kan akıtır ve öyle yazar. Aşkı, ancak aşıkın anlayacağı bir dille anlatır. Hz. Peygamber'i (s.a.v.) över. Anlatır. Hasretini dile getirir.
"Gözlerine ne oldu ki; 'ağlama' desen yaş döker. Kalbine ne oldu ki 'kendine gel' desen coşup kendinden geçer"...

Mahşer gününü hatırlayan Busiri, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) rahmet çemberine sığınır: Ölümü O'nunla hiçler: Ey Kerem sahibi Yüce Peygamber! Vakit tamam diye gelince haber Bilinmez diyara başlar bir sefer Bunca ağır yükle bilmem ne ederim O gün senden başka kime giderim?
Kıyametin ablukası Busiri'yi derinden ürpertmektedir. O ürperdikçe Hz. Resul'ün gölgesine daha da yaklaşır. Artık O'na dokunur gibidir. Lütfedip tutmazsan o gün elimden Kime gidip yardım isterim, kimden? Ayağım sürçer de düşersem birden Seslen dostum o an, arkamdan bana Eyvah sana, yazık sana, vah sana.

Geçirdiği günlerden dolayı endişelidir. Ölüm korkusu her tarafını sarmıştır. Şöyle der: Feda etti, yazık dini dünyaya Koskoca bir ömür gitti hebaya

O, biliyordu ki kurtuluşun yolu Hz. Peygamber'e (s.a.v.) olan aşktır. O aşkı terennüm eder:
Peygamberi seven kalır mı mahrum?
Sevmeyen bahtsız zillete mahkûm Ufuklara bayrak rehbersin bize, Seni tam anlamak ne haddimize
Miracı anlatırken de kendi dilince satırlara yön verir:
Peygamber ruhları saf saf oldular Görüp kemalini donakaldılar Buyur edip seni öne aldılar Yürü var dediler, meydan senindir. Artık bundan sonra devran senindir.

O biliyordu ki Miraç'ta perdeler sadece O'na aralanmış ve sonra bütün kâinata kapanmıştır. Makamlar son buldu bitti rütbeler Vuslat gerçekleşti, indi perdeler

Sonra yeniden satırlara yürü der. Yolculuk Hz. Peygamber'in (s.a.v.) kapısınadır. Ona yönelmek lazım. Şeref O'nun yanındadır: Sendedir hamiyet, mürüvvet mertlik Kurbanın olayım bu ne cömertlik

***

Kervan katar katar yola koyulmuş Canlar kurtuluşu kapında bulmuş

Hz. Peygamber'in (s.a.v.) mucizeleri karşısında hayret makamındadır: Güç verip şiire ses katabilsem Mucizelerini anlatabilsem

Yeter artık. Bırak satırların yakasını diyenlere darılır, darlanır. Nazlanır. Siz beni bilemezsiniz, siz beni anlayamazsınız. Beni benle bırakın, beni bana bırakın. Ben bir divaneyim, ben rüzgâra tutulmuş bir yaprağım, sen hâlâ anlamıyor musun?
Bana bir şey deme, duyamıyorum. Ona anlatmaya doyamıyorum.

Busiri, artık hastadır. Felçlidir. Üzgündür. Günahlarına ağlamaktadır: Yıllarca aradım bir iz, bir nişan Oyaladı beni şöhret ile şan Şimdi bir müflisim, halim perişan Ağla gözüm ağla, günah diz boyu Seni kurtaracak nedamet suyu.

Satırlarının dermansız kaldığı noktadaydı. Felçli haliyle kendisini Hz. Peygamber'in (s.a.v.) kapısına bırakır: Orada sanki onu seyretmektedir. Sanki Hz. Peygamber sabah namazına kalkmış abdest almaktadır. Sanki Hz. Bilal ezan okumaktadır. Sanki Medine'den cemaat, katar katar mescide akmaktadır.
Kolaymış sanırsın nefisle savaş Günlerce kaynamazdı evinde aş Açlıktan karnına bağlıyordu taş

***

Dağlar altın olup arz etti kendin, Elin tersiyle reddeden sendin


***

Onlara gösterdin yücelik neymiş Soyluluk, ululuk, cücelik neymiş

Nihayet Hz. Peygamber (s.a.v.) rüyasına giriyor
İyice tükendiğini hissettiği bir gece rüyasında Hz. Peygamber'i (s.a.v.) görür. Yıllarca beklediği bir andı o an. Efendimiz rüyada kendisine "kasideyi bana oku" buyurur. Busiri, şaşkınlık içinde "hangi kasideyi okuyayım" efendim der.
Efendimiz; beni anlattığın ve: Hasret ateşine yanmaktan mı ki, Aşkın neşesine yanmaktan mı ki, Selemli dostları (Peygamberimiz ve sahabesini) anmaktan mı ki, Kanlı gözyaşları akar gözünden Âşıksın ey gönül, belli yüzünden diye başladığın kasideyi oku der. Busiri, kasideyi okur. Hz. Peygamber (s.a.v.) gülümseyerek dinler. Sonra üzerindeki cüppeyi çıkarır (bu nedenle de kasideye bürde -cübbe- kasidesi de denir) ve Busiri'ye örter. Sonra mübarek eliyle vücudunun felçli bölgelerini sıvazlar. Ve sonra odadan çıkar.

Busiri sabah ezanıyla uyanır. Efendimizin sıcaklığı sanki oradadır. Hareket eder, el ve ayaklarının oynadığını, hareket ettiğini görür. Şaşırır, dehşetle döner, felçten eser kalmamıştır. Ayağa kalkar. Abdest alıp sokağa fırlar. Sabah namazına gidecektir.

O kasideyi bana da oku
Yolda zamanın büyüklerinden Ebu Reca ile karşılaşır. Ebu Reca, gülümseyerek Busiri'ye der ki; "o kasideyi bana da oku." İmam Busiri, şaşkınlık içinde şaşkınlık geçirmektedir. "Hangi kaside" der: Ebu Reca; "demin Hz. Peygamber'e (s.a.v.) rüyanda okuduğun kasideyi kastediyorum. Hani Hz. Peygamber (s.a.v.) gülümseyerek dinliyordu ya. İşte o kasideyi kastediyorum" der. Meğer Ebu Reca da aynı rüyayı görmüştür.

İskenderiye'deki mütevazı mezar
Busiri uzun bir ömürden sonra 1296'da 80 yaşlarını aşmış haldeyken Mısır'ın İskenderiye kentinde vefat eder.

Yıllar önce 1987'de bu mezarı ziyaret etmiştim. Mezarını örten duvarların üzerinde bu kasidenin ölümsüz dizeleri yazılıydı. Müthiş bir huzur vardı mezarında. Hz. Peygamber'i (s.a.v.) övmesi, onu ölümsüz kılmıştı. Dilerim ki ahrette bizim de sığınağımız olan Hz. Peygamber (s.a.v.) bizi şefaatinden mahrum kılmaz ve bizi kendi halimize bırakmaz.

Son söz
Kasidenin 140'tan sonraki beyitleri hastalara şifa niyetiyle yıllarca okunagelmiştir. Şifa elbette Allah'tandır. Ama bütün tıbbi tedbirlerden sonra dua etmek de görevimizdir. Şifanın hangi duada gizli olduğunu kim bilebilir ki? Sadece Yüce Rabbınız bilir elbette. Dua niyetiyle okunacak olan bu güzel satırlar belki vesile olur. Kim bilir...
Bu vesileyle, Kaside-i Bürde'yi Türkçeye, şiirsel anlamda çeviren Prof. Dr. Mahmut Kaya hocamıza hayırlı ömürler dilerim.

Bir hadis
Peygamberimiz (s.a.v.) çoğu kez pazar - tesi ve perşembe günleri oruç tutardı. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda şöyle buyurdu: Ameller her pazar - tesi ve perşembe günü Yüce Allah'a arz olunur. Ve birbir - leriyle alakayı kesenler hariç her Müslüman bağışlanır. İşte ben bu günler onun için oruçlu olmayı severim.

NOT: Her perşembe akşamı saat 00.30 civarında atv'de Dosta Doğru programıyla sorularınızı cevaplıyorum. Cuma sabahları da saat 08.30 - 10.00 arasında yine atv'deyim. Dualarınızı beklerim. Sorularınızı da www.nihathatipoglu. com adlı internet siteme beklerim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.