YAZARA MAİL GÖNDER Sizi ancak Bedir'in aslanları geçer

YAZARLAR

1 Gencecik çocuklar cephedeydi. Silahları yetersizdi. Ayakkabıları, gömlekleri, pantolonları yırtıktı, yamalıydı.
- Kimi nişanlı, kimi evliydi. Kimi sevdalı, kimi ana kuzusuydu. Ama hepsi imanlıydı.
- Kimi bir şarapnel parçasıyla, kimi bir obüs mermisiyle parçalanmıştı. Mavzerlerini sımsıkı tutmuş, öylece şehit olmuşlardı.
- Kimi belki bir gün bile eğitim görmeden cepheye koşmuştu.
- Kimi Nevşehirliydi, kimi Mardinli, kimi Uşaklıydı, kimi Diyarbakırlı. Ama yürekleri tekti, imanları, secdeleri, rükuları, kitapları tekti.
- Kimi Süryani'ydi, kimi Ermeni, elbette Müslüman'ı çoktu. Ama duaları, gözyaşları, özlemleri, hatıraları tekti.
- Kiminin elinde çocuğunun, kiminin avucunda anasının fotoğrafı, kiminin göğsünde sevdiğinin resmi vardı.
- Kimi taarruza kalktığında tekbir getiriyordu, kimi salatu selam.
- Kimi 'Ya Allah' diyordu, kimi 'Ya Settar', kimi 'Ya Fettah'!
- Kimi son duasını yapıyordu, kimi ilk duasını
- Kimi şahadete dua ediyordu, kimi köyüne dönmeye.
- Kimi akşamdan guslünü almış, sabahleyin şahadete uçmuş.
- Kimi avuçladığı toprakla teyemmüm almış ve sonra akan kanıyla abdeste kanmış.
- Kimi son nefeste 'Rabbim' demiş, kimi anam, kimi yavrum, kimi sevdiğim, kimi bayrağım.
- Kimi son nefeste cenneti görmüş, kimi Hz. Peygamber'i (s.a.v.).
- Kimi Hz. Hamza'yı görmüş, kimi Hz. Ali'yi
- Kimi öteyi görmüş, kimi daha öteyi, kimi ötelerin ötesini.
- Kimi ruhunu teslim ederken 'Sidretül Müntehaya' bakmış, Peygamberimiz'in (s.a.v.) Miraç'ta erdiği yere, kimi ruhların beklediği yere, kimi berzaha.
- Kimi Hz. Peygamber'in (s.a.v.) gülümseyen yüzünü, açtığı avucunu görmüş. Ağlayarak O'na tutunmuş.
- Kiminin gönlünde Bedir vardı, kiminin Uhud.
- Kiminin önünde Mute vardı, kiminin Hendek.
- Kimi karşı tepede Efendimiz'i (s.a.v.) görmüş, niye hâlâ gelmedin diye söylenen. Kalkmış, koşmuş ve nihayet gözü açık şahadete yürümüş. Peygamberimizi kucaklamış.
- Kimi dönmeyeceğim diye gitmiş, Amr bin Cemuh -r.a.- gibi.
- Kimi dönmem inşallah demiş, Abdullah bin Cahş -r.a.- gibi.
- Kimi dönerim diye gitmiş, orada kalmış Hanzala -r.a.- gibi.
- Kimi şehit düşünce Melekler gıpta etmişti Hz.Mus'ab-r.a.- gibi.
- Kimi şimdi Çanakkale'de yatıyor, Aslanlar gibi.
- Kimi şimdi orada, isimsiz, namsız ama, bir kahraman gibi.
- Kimi uzanmış iki büklüm, anne rahmindeki günahsız bebek gibi.
- Kimi orada, Fatiha gibi, Yasin gibi, Taha gibi, Kevser gibi.
- Kimi yatıyor orada zemzemle yıkanmış patiska gibi. İman edenlerin hepsine, bin Fatiha, hepsine bin Yasin, hepsine bin dua, hepsine binlerce dua. 900 doğumlular askere alındığında yaşları 15'ti. Üniversiteler (medreseler), lise ve ortaokullar boşalmıştı. Mehmet Akif'in deyimiyle "Kimi Hindu, kimi yamyam kimi bilmem ne bela" olan güruhlar çekildiğinde, 300 bine yakın şehidin 100 bini 15-20 yaş grubuydu.


***
Dini kirletenlere dikkat ediniz!
Çağımızda dini kirletenlerin ve din üzerine oyun kuranların çoğaldığını ibretle görüyoruz. Bu oyunları birkaç madde halinde hatırlatmak istiyoruz. Dikkat etmemiz lazım. Çünkü dini kirletenler ve tahrif edenler bunu yaparken sureti hakikatten görünüp -dine hizmet ediyormuş gibi görünüp- din kisvesi altında bunu yapmaktadırlar. Elbette ki, ben dini bozacağım diye ortaya çıkmayacaktır. Çünkü eğer böyle deselerdi siz hemen onları tanırdınız. Onları bozuk ruh halleriyle baş başa bırakırdınız.
1- Bize Kuran-ı Kerim yeter. Hadislere gerek yoktur diyerek bütün hadisleri inkâr edenlere dikkat ediniz. Onlar aslında Hz. Peygamber'siz (s.a.v.) ve ibadetsiz bir İslam'ın peşindeler. Bunu açıkça diyemedikleri için böyle bir yol deniyorlardır. Takiyye yapıyorlardır. Onların son hedefi peygambersiz bir İslam'dır. Biz Hz. Peygamber'in olmadığı bir din dayatmasını küfürle eşit sayıyoruz. Biz hadislerin sahih -doğru- olanını uydurma olanından ayırırız.
2- Şefaat yoktur diyorlar. Bununla; Hz. Peygamber'in (s.a.v.), namazın, Kuran'ın, meleklerin ahiretteki şefaatini inkâr ediyorlar. Bunu yaparken de; "putlar ahirette bizim şefaatçimiz olacak" diyen müşrikler hakkında inen ayetleri müminler hakkında inmiş gibi gösteriyorlar. Ayetlerin iniş sebebini tahrif ediyorlar. Kuran'ın anlamını bozuyorlar.
3- Kabir azabı yoktur diyorlar. Böylece hem bazı ayetleri ve hem de bu konuda söylenmiş yüzlerce hadisi yok sayıyorlar. 4- Ahiretteki; sırat köprüsü, terazi, Kevser havuzu gibi durakları inkâr ediyorlar. Bu husustaki bazı ayetlerin işaretini ve hadisleri yok sayıyorlar.
5- Ehli beyt-i sevdiklerini iddia ederek, onların şanlı isimlerini istismar ederek Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer gibi büyük sahabelere saldırmak için yol arıyorlar. Bizler biliyoruz ki Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman gibi yeryüzünün yıldızları, birbirlerine kardeşten öte bir sevda ile bağlıydılar. Biri diğerinin sağ kolu, yardımcısı ve dostu olarak yaşadı. Allah tümünden razı olsun. Sahabeye saldıranların bid'at ve hurafe ehli olduklarını alimler deklare etmişlerdir.
6- Tasavvufu bid'at olarak nitelendirip inkâr ediyorlar. Biz biliyoruz ki doğru uygulandığında, hurafe ve bid'atten uzak olarak anlaşıldığında tasavvuf; Efendimiz'in (s.a.v.) yaşadığı temiz ahlakı yaşamaya davettir. Bu, davetin bir yöntemidir. Bizler; sahtekâr ve şarlatan olanları ile gerçekten Allah'a hizmetkâr olan iddiasız, istismarsız gerçek davetçileri, mürşitleri birbirinden ayırıyoruz. Tasavvufa saygılıyız. Tasavvufu istismar edenlerle gerçek tasavvuf erbabını birbirlerinden ayırıyoruz.
7- İslam'ı anlatırken sanki Yüce Allah'tan daha merhametliymişler gibi bir role soyunup, cehennemi yok sayıyorlar. Bizler; cenneti de, cehennemi de Yüce Allah'ın yarattığına inanıyoruz. Elbette ikisini de hak edenler vardır. Ve bizler cennete talip olmaya çalışıyoruz.
8- Dinin eksenini; Kuran'dan, Hz. Peygamber'den (s.a.v.) başka tarafa çevirip namazsız, ibadetsiz, cezasız, mükâfatsız, sorumsuz bir din kurmaya çalışıyorlar. Bunun için ayetleri kendilerine evirip çeviriyorlar.
9- Yüce Rabbimizin Kuran-ı Kerim'de belirtilmiş vasıflarını yok sayıp Yüce Allah'a "Allah baba" diyerek tevhid anlayışını bozuyorlar.
10- Mezhep imamları olan; İmam Ebu Hanife (İmamı Azam), İmam Şafii, İmamı Malik ve İmam Ahmed gibi büyük alimleri yok sayıp, tenkit edip kendi hezeyanlarını onların önüne almaya çabalıyorlar.
Sizler bu tür insanları elbette biliyorsunuz. Bizim için onların ismi cismi değil, ne yaptıkları önemlidir. Rabbim bizleri saadet dönemindeki -Hz. Peygamber dönemindekidoğru çizgiden ayırmasın...
***
Çanakkale şehitleri bin ümmet olarak haşredilir
Merhum Mehmet Akif; Çanakkale şehitlerini ancak Bedrin aslanlarının -sahabeningeçtiğini söyler. 'Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi' der.
Bedir'i aşılmaz zirve kabul eder. Sonra bütün savaşları, Bedir savaşının terazisine oturtur.
Bu, çok açıdan doğruydu. Bedir, İslam'ın ilk varlık savaşıydı. Kendini ispat edişiydi. Çanakkale bir milletin son savaşıydı. Varlığını ispat savaşıydı.
Bedir'de 14 şehit vardı ama içlerinde çocuk yaşta sahabeler vardı. Çanakkale'de 100'e yakın çocuk yaşta ortaokul- lise talebesi şehit olmuştu.
Hz. Cebrail bir gün Efendimize şöyle diyecektir: "Muhammed (s.a.v.)! Siz yeryüzünde Bedir savaşına katılanları nasıl özel bir yere koyuyor ve özel olarak anıyorsanız; biz göktekiler de Bedir savaşına katılan melekleri öylece özel bir yere koyuyoruz, kabul ediyoruz."
Ve sonra imanın, ibadetin, kalemin ve kelamın sultanı olan Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: "Belki Allah (c.c.) Bedir'e katılanlara bakmış ve şöyle söylemiştir. Ey Bedir'e katılanlar! Siz bundan sonra ne yaparsanız yapınız, Allah sizi affetmiştir." Onun için Bedir bir eşiktir, bir zirvedir, bütün sahte ve gerçek altınları tartan en saf, hassas ve düzgün bir terazidir.
Bir mümin olarak ümit ediyor ve inanıyorum ki, Yüce Rabbim inşallah, Çanakkale şehitlerini bir ümmet olarak haşredecektir. Bu bir dua, bir temennidir.
***
Evladım! Başımı kıbleye çevir
Çanakkale savaşının en kanlı günlerinden biridir. Binlerce mümin yere uzanmış. Kimi şehit olmuş, kimi şehit olmak üzere. Kiminin kolu kopmuş, kiminin ayağı. Kiminin bağrı süngü yemiş, kiminin sırtı. Saldırgan düşman askerleri de yerlerde can vermişler.
Bir onbaşı elinde testiyle son nefesini vermek üzere olanların arasında dolaşıyor. Son nefes öncesinde son damla suyu yetiştirmek için.
Bir ara bacakları kopmuş bir subaya gözü değer. Bir top parçasıyla belinin alt tarafı kopmuş olan bu subay belli ki son nefesini vermek üzeredir.
Onbaşıyı görür. Göz göze gelirler. Onbaşı bu isimsiz subayı tanır. Hemen yere diz çöker ve subaya sorar: "Komutanım bir isteğin var mı?"
Komutan zorla konuşur. Ama o kadar bitkindir ki sesini ulaştıramaz.
Onbaşı iyice yere eğilir, kulağını subaya verir. "Subay son nefeste şunu diyordu:
Evladım! Başımı kıbleye çevir. Kıblede öleyim." Onbaşı subayın başını kıbleye çevirir. Subay, son nefesini verir. Çanakkale tek kelimeyle; Yüce Allah'ı görürcesine O'na bakarcasına şehit olanların savaşıdır, direnişidir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.