YAZARA MAİL GÖNDER Altın ve gümüş biriktirenler

YAZARLAR

"Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler. Ve (insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp Allah yolunda harcamayanlara acıklı bir azabı müjdele" (Tevbe, 34)
Yorumu: Bu ayette, altın ve gümüşü yığıp biriktirme anlamında 'kenz' kelimesi geçmektedir. Bu nedenle de bu ayete kenz ayeti de denilmiştir.
Ayeti kerimenin birinci bölümünde insanlara rüşvet veren ve haksız kazanç yoluna dalıp halkın parasına el koyan haham ve rahiplerin bir kısmına dikkat çekiyor. Aynı zamanda bu tür din adamları; kendi mensuplarının İslam dinine yönelmelerine de engel olmaktadır.
Ayetin ikinci bölümünde altın ve gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanlara da tehdit yer almıştır.

Hangi mal kenz sayılır?

Bu ayetin en önemli vurgularından birisi altın ve gümüşün biriktirilmesiyle ilgili noktadır.
Bir Müslüman para -sermaye biriktirebilir mi? Yani kenz dediğimiz mal -mülk edinmenin bir sınırı var mı? Malın ne kadarı kenz denilen aşırı sermaye kabul edilir. Yoksa bunun bir sınırı yok mu?

Sermaye edinmede iki görüş

Bu ayeti değerlendiren alimlerden bazıları bir kişinin belli bir limitin üzerinde para biriktirmesini caiz görmemişlerdir. Bu akımın öncülüğünü; zamanında belli bölgelerdeki lüks ve şatafatı ve aynı yerlerdeki fakirliği gören Hz. Ebu Zerr (r.a.) yapmaktadır. Ona göre, kişi ihtiyaç fazlasını hemen çıkarmalıdır. Ancak Ebu Zerr'in bu görüşü büsbütün hayattan soyutlanma anlamına gelmemelidir. Çünkü kaynaklar Ebu Zerr'in (r.a.) iki hizmetçisinin, 40 civarında keçisinin ve develerinin olduğunu belirtmektedir. (Said Mübeyyed, Mevsuatı Hayati's Sahabe, 7, 4043- 4063) Hatta Hz. Ömer, Bedir savaşına katılmamış olmasına rağmen Hz. Ebu Zerr'e Bedir'e katılan sahabe kadar maaş bağlatmıştır. (İbn Sad, et-Tabakat, 2, 336) Ebu Zerr (r.a.) bu gelirlerinin bir kısmıyla at satın almış ve cihada katılmıştır. (Bk. TDV, İslam Ans. 10, Ebu Zerr md) Bundan da Ebu Zerr'in (r.a.), ihtiyaç fazlası için kenz tabirini kullandığını anlıyoruz. Bütün bunların yanı başında Ebu Zerr'in (r.a.) bu içtihadının siyasi bir konum edindiğini unutmamak lazım. O bu içtihadıyla zamanının bazı uygulamalarına tavır koymuştur.
Ebu Zerr'in bu görüşünün sosyalizm veya benzeri ideolojik sistemlerle ilişkilendirilmesi doğru değildir. Çünkü Hz. Ebu Zerr bu görüşünü İslam'ın sosyal adaleti, paylaşımcılığı ve ahiret imanıyla pekiştiriyordu. Ancak hiçbir ayrıntı Hz. Peygamber'in (s.a.v.) de belirttiği gibi Ebu Zerr'in, Hz.
İsa gibi bir zahit olduğu gerçeğini örtemez. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Ebu Zerr'i (r.a.) kendine değil de, Hz. İsa zahitliğine benzetmesi de son derece manidardır. Çünkü Hz. Peygamber'in (s.a.v.) zahitliği ruhbanlık çağrıştırmayacak çok farklı ve dengeli bir haldir. Hz. İsa'nın zahitliğini ise kendi şartları içinde değerlendirmek lazımdır. Belki de iki limit söz konusu olabilir. Çünkü Hz. Peygamber Efendimizin ortaya koyduğu yol, uygulanabilirliğin öne çıkmasıdır.
2. Görüş: Bu görüş çoğunluğun tercihidir. Onlara göre zekâtı ödenmiş helal mal kenz (yani Allah'ın rızası olmadığı biriktirilmiş mal) kapsamında değildir. Bu görüşü tercih edenlerin başında Hz. Ömer, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Abbas, Hz.Cabir, Hz. Ebu Hureyre, Ömer bin Abdülaziz ve birçok sahabe gelir. Bu bilgiyi ileten müfessir Şevkani (v:1250) zekâtı ödenmiş mal kınanacak mal değildir der. Ona göre kriter malın kırkta birini zekât olarak çıkartmaktır.
Zekâtı ödenmemiş mal ise kenz'dir. Haram bulaşmış maldır. Zekâtı ödenen mal ise temiz maldır. Elbette ki helal yoldan kazanılmışsa. Mal haram yoldan kazanılmışsa, zekâtının ödenmesi ise malı helal hale getirmez.

Bu ayet inince neler oldu?

Hz. İbni Abbas (r.a.) der ki bu ayet inince bu hal Müslümanlara ağır geldi. Şöyle dediler: Biz evladımıza bir şey bırakmayacak mıyız?
Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) "ben Resulullah'la görüşüp durumu size aktarırım" dedi. Hz. Sevban (r.a.) ile Efendimize gittiler. Bu ayeti Hz.
Peygamber'e (s.a.v.) sordular. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allah zekâtı emretti ki zekâtın dışında kalan paranın (malın) temiz olduğu anlaşılsın. Allah mirası emretti ki sizden sonra miras olarak bırakabileceğiniz mal kalsın."
Efendimizin bu açıklamasını duyan Hz. Ömer tekbir getirdi. (Şevkati, Fethül Kadir, 2, 357)
Abdullah bin Ömer'in (r.a.) aktaracağım şu sözü dünyalık malla imtihan edilen Müslüman'ın kalbi pozisyonunu belirlemede iyi bir süzgeçtir bence. O şöyle derdi: Uhud dağı kadar altınım olsa, ölçüsünü bildikten sonra, Allah'ın farkında olup harcadıktan sonra ve zekâtını ödedikten sonra benim için bir sıkıntı oluşturmazdı.
Az bir malı olup bu malı kendisini Allah'tan alıkoyan kişi ile, çok malı olup bu malı kendisini Allah'tan uzaklaştırmayan daha doğrusu dünyayı kalbine sokmayan kişi bir olabilir mi? İbn-i Ömer'in (r.a.) dediği bu işte.
Sonuç: Bu ayetteki mal biriktirme, yani kenz bölümünün haham ve rahiplerle ilgili olduğunu belirten veya bu ayetin zekât ayetiyle nesh edildiğini belirten tefsircilerin de olduğunu belirttikten sonra şunu ifade edebiliriz:
İslam, sermayeye düşman bir duruş sergilemez. Sermayeni ve malın helal yoldan kazanılmasını, helale harcanmasını, zekâtının çıkarılmasını ve zekâtın dışında da kalpten geçtiği kadarını kendi rızasıyla intifakı emreder. Bir insanın ikinci günün malını bile dağıtması, yani yarını için dahi para biriktirmeden bütün varlığını dağıtması son derece zor ve uygulanması imkânsız gibi görülmektedir. Çünlü nefisler cimriliği emreder. İnsan çocuklarının maişetini, yarınını düşünür. Ebu Zerr el Gıfari (ra) gibi yüce ruh sahiplerini bulmak mümkün mü?Onun için bu büyük sahabi bu içtihadında yalnız kalmıştır. Sıkıntı yaşamıştır. Medine'de bile kendisi gibi düşünecek çok insan bulamamıştır. Bunun farkında olan Allah'ın Elçisi (sav) onun için şöyle buyurmuştu: Allah Ebu Zerr'e rahmet etsin. O yalnız yürür, yalnız ölür ve yalnız mahşere getirilir. Ebu Zerr bir ümmet gibi tek başına diriltilecektir.

Bir Yahudi bilgin kadar Peygamber'i anlayabilmek
Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine'ye gelince, herkes onu yakından tanımak istedi. Yahudi bilginleri de bu meraklılar içindeydi. Meşhur Yahudi alimlerden birisi şöyle anlatıyor:
Onu tanımak için yanına sokuldum. Yüzüne baktım. İnsana güven veren güzel bir yüzü vardı. Kendi kendime "bu yalancı yüzü olamaz" dedim. Yanına sokulup dinledim. İlk sözleri şöyleydi: "Selamı yaygınlaştırın, yemek yedirin. Akrabayı ziyaret edin. Gece herkes uykuda iken namaz kılın. Ve sonra da selametle cennete giriniz."
Arkasından dolaştım. Çünkü O'nun iki kürek kemiği arasında Peygamberlik nişanı vardı. Onu görmeye çabalıyordum. Beni fark etti. Benim görebileceğim kadar gömleğini açtı ve merak ediyorsan bak buyurdu. Onun sırtındaki peygamberlik mührüne baktım. Sonsuzluk elçisine sonsuz salat ve selam olsun. Onun övülmesinden rahatsız olan, haset ve kin erbabını gördüğümüzde Onu daha çok anlatmamız gerektiğini anlıyoruz. Aklı ermeyen bu Peygamber düşmanları, Kuran-ı Kerim'deki her ayetin O'nun bildirilmesiyle bilindiğini hesap edemeyecek kadar akıl tutulmasına uğramışlardır. Yukarıda anlattığım Yahudi bilginin binde biri kadar anlayış ve ufukları olsaydı keşke.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.