YAZARA MAİL GÖNDER Kabataş tacizcileri sarmış dört bir yanımızı!

YAZARLAR

Gezi sürecinde ortaya saçılan tüm nefret söylemlerini, işlenen nefret suçlarını, vandalizmi, Esed seviciliği, hükümet devirmeciliği, kapitalist ağababalarıyla devrime yürümeciliği, meşru bulduğu ve uyguladığı devrimci şiddeti, 'helikopterlerden halkın üzerine ölümcül portakal gazı sıkıyorlar'dan 'İzmir'de otoparkta polis işkencehane kurmuş'a uzanan geniş yalan skalalarını Kabataş hadisesinin arkasına sığdırabileceklerini sanıyorlar. Yok öyle yağma!
Tüm Gezi ruhu, 'y kuşağı', orantısız zekâ güzellemelerini bir yana koyup esasa bakın. Gezi, ulusalcılığın hegemonize ettiği bir küçük burjuva kalkışmasıydı. Gezi'deki bir avuç kozmopolit çevreci demokrat, vs de bunun gayet farkındaydı.
Başörtülü arkadaşlarından taciz hikâyeleri duyduklarında da ordaydılar... Parka asılan 'Hrant Dink Caddesi' tabelası 'yoldaş'ları TGB'lilerce parçalandığında da ordaydılar...



Osman Pamukoğlu'ndan Kemâl Alemdaroğlu'na, Hüsamettin Cindoruk'tan Zekeriya Beyaz'a tüm ulusalcı 'dinozor'lar Gezi'yi ziyaret edip direnişlerine övgüler yağdırdığında da ordaydılar... İki adım ötelerindeki Kızılkayalar'a zorla kalpaklı Atatürk resimleri asıldığında, dükkân sahipleri linçten kurtulmak için aynı 6-7 Eylül zulmünde olduğu gibi iş yerlerini bayraklarla donatmak zorunda kaldığında da ordaydılar... Gezi Parkı'na Başbakan Erdoğan'ın temsili mezarı yapıldığında da ordaydılar... Yoldaşları Halk TV'den çözüm sürecinin bitişi ilan edildiğinde de ordaydılar... Kürt arkadaşlarım dışarıda Kürtçe konuşmamayı, başörtülü arkadaşlarım fazla ortalıklarda görünmemeyi birbirlerine salık verir hale geldiğinde de ordaydılar... Gezi'nin yoldaşları onlarca Ak Parti ofis ve binasını, HDP'nin İzmir'deki ofisini yakıp yıktığında da ordaydılar.
O yüzden kimse Gezi'nin diktatöre direnen bir demokrat hareket, 'bağzı kötü hadiseler'in istisna olduğu martavalını okumaya kalkmasın!
Uğradığı taciz Adli Tıp tarafından raporlandırılmış, vücudundaki sıyrıklar, morluklar tespit edilmiş, savcılığa ifade vermiş bir kadının uğradığı tacizi, 52 saniyesi kayıp bir video kaydı üzerinden görünmez kılmaya çalışıyorlar.
Neymiş, Z.D.'nin uğradığı taciz kamera görüntülerinde yokmuş. 'Kadının beyanı esastır' ilkesini rafa kaldırıp görüntü fetişizmine teslim olacaksak, Z.D.'nin tacize uğramadığının da görüntüsü yok! Çünkü o anların 52 saniyesi kayıp. Muhtemelen MOBESE kayıtlarından sorumlu olan o paralel şirket tarafından, aynı Gezi'den aylar sonra 17-25 Aralık darbe sürecinde, belli kısımları seçilerek servis edildiği gibi, belli kısımları da silindi. Görünürde olan tek şeyse her gün biraz daha kaybolan insanlığınız!

Özkökgillerin 'kadın hassasiyeti'
Kabataş hadisesi üzerinden Ertuğrul Özkök'ün Sabah'a gazetecilik öğretmeye kalkması da ayrıca kara mizah unsuru. Gazeteciliği patronuna iş bağlamak için kullandığı kayıtlarla kanıtlanmış Özkök'ün vereceği bir gazetecilik dersi olamaz!
Ahmet Kaya ve Hrant Dink'in ölümlerindeki vebali kamuoyu vicdanınca sabitlenmiş Özkök'ün vereceği bir insanlık dersi olamaz! Başörtülü kadınların üniversiteye gidebilmesi gibi asgari bir insan hakkını bile "411 el kaosa kalktı" manşetiyle gasp etmiş Özkök'ün vereceği bir hak-hukuk dersi olamaz!
Irak'taki Kürtlerin evlerine yakın bombalar düştüğü için bayram ilan etmiş Özkök'ün vereceği bir vicdan dersi olamaz!
Hele hele Nazenin Tokışoğlu isimli kadın bir çalışanını herkesin içinde tartaklayıp üzerine sıcak kahve boca ettiği için Habertürk'ten kovulan Alp Ulagay'a sahip çıkıp tekrar Hürriyet'e aldıran, 'şişman' göründüğü için etrafında hamile kadın çalıştırmayan, Kabataş hadisesini duyuran kadın gazetecileri sadece mesleklerini yaptığı için köşesinde aşağılayan Özkök'ten alınacak bir kadın hakları dersi hiç olamaz!
Özkök gibilerinin yayın yönetmenliği, ikna odaları kurucusunun milletvekilliği, "Bu dönemde ilmi çalışmaları bir tarafa bırakın, Türkiye'nin en önemli sorunu olan başörtüsüyle uğraşın!" diyenin Rektör, "Anayasa Mahkemesi Başkanımızı pazarda türbanlı görmek devleti sarsar" diyenin YÖK Başkanı, "Bir uçurumun kenarında olsam, bana bir başörtülü elini uzatsa ölmeyi tercih ederim" diyenin profesör, seçilmiş bir vekil için 'Bu kadına haddini bildirin' diyenin Başbakan, "Başını örten kadınlarla, Playboy dergisine çıplak poz veren kadınlar arasında zihniyet olarak fark görmüyorum" diyenin 'öncü kadın yazar' olabildiği bir ülkede o 52 saniyelik kayda da ihtiyaç yok!
Türkiye'de gerçekten her şey olunabiliyor ama rezil olunamıyor!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.