YAZARA MAİL GÖNDER İçimizdeki Tevfik Fikret’ler

YAZARLAR

Bir patlama... bir duman... ve bütün bir şenlik alayı,
Sahnelediği oyunu seyreden kalabalık; haşin, azgın
Tırnaklarıyla bir kahredici elin, didik didik,
Yükseldi havaya bacak, kelle, kan, kemik...

*

Ey yüce patlama, ey öc alıcı duman,
Kimsin? nesin? bu saldırıya iten ne, sebep ne? kim?
Arkanda bin meraklı bakış ve sen yoksun,
Görünmeyen bir eli andırıyorsun, kurtarıcı.
*

Silkip yüzyılların boyunlarındaki ilmiklerini, en çetin
Bir uykudan uyandırır milleti dehşetin.
Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın!
Attın... ama yazık ki, yazıklar ki vuramadın!
*

Bir milleti çiğnemekle bu gün eğlenen alçak
Bir anlık gecikmeye borçlu bu keyfini
***

21 Temmuz 1905. Sultan Abdülhamit, Cuma selamlığı sonrası arabasına doğru hareket ederken kendisine soru soran Şeyhülislam Cemaleddin Efendi'yle konuştuğu için gecikmesi sebebiyle bombalı suikast girişiminden kurtuldu. Suikastı planlayan Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermeni devleti kurmayı amaçlayan komitacılarla, Avrupa ve Rusya'daki anarşist 'yoldaş'larıydı.
Yukarıdaki tüyler ürpertici methiye, eğrisiyle doğrusuyla Osmanlı'yı bir arada tutmakla kalmayıp bu atılım ve reformları da gerçekleştiren Sultan Abdülhamit'in canına kast eden bombacıya ve onun Abdülhamit'i değil ama 26 kişiyi öldüren bombasına düzülmüştü. Peki bombacıya 'kurtarıcı, şanlı avcı' diyen kimdi? O dönem Robert Kolej'de Türkçe öğretmenliği yapan bir 'Türk aydını' olan Tevfik Fikret...
Osmanlı'yı bu gayri millî aydınlar ve onların silahlı yoldaşları felakete sürükledi. 33 yıl imparatorluğu yöneten Abdülhamit'ten iktidarı zorla aldıklarında sınırlarımız Yemen'den Adriyatik'e kadar uzanıyordu. Birkaç yıl sonrasındaysa nerdeyse bugün yaşadığımız sınırlara geriletilmiştik...
Cumhurbaşkanı'nın 'milli'likten bahsetmesi boşuna değil. Sadece üç yıl içinde, birbirini Ergenekoncu-Fetocu diye suçlayanlar kardeş, "Kürtleri Kürtler yönetir" diyenlerle "Türkiye Türklerindir" diyenler müttefik olduysa ve hepsi bir ağızdan devlete karşı PKK'yı savunur hale geldiyse, PKK'ya terörist demeyip askere 'Saray'ın askeri' diyebiliyorlarsa, milyonların zihinlerini beraberce işgal etmeyi başarmışlar demektir.
Sedat Ergin ile Ali Bulaç'ı "NATO, Türkiye'ye müdahale etmeli" noktasında buluşturan zihniyet Tevfik Fikret'in gayrimeşru mirasıdır. Mevzu bu gidişatı zamanında fark etmek ve ulusalcı, seküler, milliyetçi, İslâmcı, Alevi, Sünni demeden fiziksel işgale zemin hazırlayan bu zihniyet işgaline dur demektir. Türkiye'ye Washington'dan, Tel Aviv'den, Berlin'den, Pensilvanya'dan veya Kandil'den istikamet verilmesine karşı çıkan hangi görüşten, dinden, mezhepten olursa olsun millî ve yerlidir. Türkiye'nin sadece ve sadece Ankara'dan yönetilmesini savunanlar millîdir. Ki zaten "Millî Mücadele" de bunun için verilmiştir.
Unutmayalım, "Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın" diyen İstiklâl şairimiz bile bir dönem "Ah o Yıldız'daki Baykuş ölüvermezse eğer" veya "Ne mel'unsun ki rahmetler okuttun ruh-i İblis'e" yazmış ve iş işten geçtikten sonra "Nasıl da kadrini vaktiyle bilemedik, tuhaf iş / semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!" diyerek pişmanlığını belirtmiştir.
Mevzu Erdoğan değildir; mevzu Türkiye'dir, mevzi de...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.