Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Türkiye yeni açılımlar yaptıkça, düşman üretme refkleksleri harekete geçiyor. Yapılan her işin arkasında türlü türlü düşmanlar arıyoruz. Aramazsak kendimizi eksik hissediyoruz. Bulamazsak mutlaka bir tane icad ediyoruz.
Bir İngiliz atasözü "düşmanını affet ama adını asla unutma" der. Türkiye'de sanal düşmanlıklar üzerinden muhalefet yapıldığı için ne affetmenin ne de unutmanın gerçekçi bir tarafı var. Demokratik açılıma karşı çıkanların gerekçelerini alt alta koyduğunuzda hayal ve vehmin, hakikatin yerine geçtiğini görüyorsunuz. O yüzden muhaliflerle rasyonel bir tartışmaya giremiyorsunuz. İçişleri Beşir Atalay Pazartesi günkü konuşmasında "bakın korkularınız gerçekçi değil bu yüzden ithamlarınız havada kalıyor" diyor, muhalefet ısrarla "bak gördün mü yine içerik açıklamadı, demek ki bu işin arkasında bir iş var" diyor.

Korkular...
Korku rasyonel bir şey olmadığı için bu konuda yapacak fazla bir şey yok
. Rasyonel olmayan bir sorunu akıl yoluyla çözmeniz mümkün değil. İşi biraz zamana yaymak, biraz da kamu vicdanının derin muhakemesine bırakmak gerekiyor. Üzücü olan, Sabah'tan Engin Ardıç'ın bile Perşembe günkü yazısında "bu "açılım" işi yatacak" noktasına gelmiş olması. Demek ki gönlü geniş, zekası parlak insanları bile yıldırıp ümitsizliğe sevk edebiliyor bu ülke!
Modern milliyetçilik fikrinin kurucu babalarından ünlü Alman filozofu Herder "milletlerin ön yargılarını dışarıdan müdahalelerle ortadan kaldıramazsınız" der ve ekler: Onların vicdanlarını tamir etmeniz gerekir. Türkiye'nin kendisi hakkındaki ön yargıları, diğer bütün önyargılardan daha sorunlu, daha mahkum edici. Kendine bir türlü güvenemeyen, her yapılan işin arkasında bir yabancı eli arayan, statükoyu zorlayan her adım için derhal yıkılma ve bölünme senaryoları yazan, yazdıran bir önyargı bu. Başkalarından çok kendimize karşı sahip olduğumuz, kendi kendimize ürettiğimiz ve beslediğimiz önyargılar bunlar. Bu yüzden rasyonel ve mantıki deliller bir işe yaramıyor. Kadrajın ayarı bozuk.

Türk dış politikasının düşmanı

Türkiye-Ermenistan ilişkilerini normalleştirmek ve Karabağ sorununu çözmek için yapılan son hamleye verilen tepkiler, şunu bir kez daha teyid etti: Türk dış politikasının en büyük düşmanı ne Amerika, ne Rusya, ne Avrupa, ne İran, ne Ermenistan ... En büyük düşman içimizde, zihnimizde, korkularımızda, giderek kuraklaşmış ve yabancılaşmış hayal dünyamızda.
Dışarıda attığınız her adım sonrasında içerden birileri boynunuza kement takıp sizi tepe taklak etmek için var gücüyle çekiyor. Ondan sonra attığınız her adımda soluk soluğa arkanıza bakmak zorunda kalıyorsunuz. Başkalarının şüpheleri, korkuları, evhamları bu sefer size de bulaşıyor. İki yapayım derken (iki yapmanız gerekirken) birle yetiniyorsunuz. Bazen onu da yapmıyorsunuz. Nasıl olsa kimse size "şu hayırlı işi neden yapmadın?" diye hesap sormuyor. İyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktan nasibiniz bu kadarla kalıyor. Demokratik açılımda olduğu gibi Ermenistan açılımına karşı çıkanlar da bu açılımı Türkiye'nin hür iradesiyle yapmadığını, ona dayatıldığını söylüyorlar. Bütün açılımlara karşı çıkanların aynı kişiler olması bir tesadüf değil çünkü aynı korkulardan, aynı düşman kurgularından besleniyorlar. Statükoyu değiştirmek için ne yaparsanız yapın kurgu aynı: bölüyorsunuz, bozuyorsunuz, alet oluyorsunuz, vs. vs.
Buradaki "yaman çelişki" şu: Genellikle yaptığımız gibi hiç bir şey yapmasanız ve dondurulmuş sorunları hasıraltı etseniz "zaten büyük güçler bize hiçbir şey yaptırmaz kardeşim" derler. Bir şey yapsanız bu sefer de "işte bak yabancı güçler empoze ediyor" derler. İyi bir iş olduğunda "bu işte bizim değil kesinlikle onların bir çıkarı vardır yoksa bize yaptırmazlardı" derler. Akıl tutulmasının, zihin daralmasının sonu yok. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarihi protokolü açıkladıktan sonra "Azerbeycan'la ilişkilerimiz bütün süreçlerden daha önemlidir" diyor. Ankara'daki muhalefetin sesi Bakü'dekinden daha gür çıkıyor!
Türkiye'deki mücadele laiklerle dindarlar, milliyetçilerle liberaller, Alevilerle Sünniler yahut Türklerle Kürtler arasında değil. Mücadele, değişime inanıp değişimi yönetebileceğine inananlarla buna inanmak istemeyenler arasında. Her açılımda bunun yeniden teyit edildiğini hep beraber görüyoruz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER