YAZARA MAİL GÖNDER Paris cinayeti: Hırsızın bakmadığı yer

YAZARLAR

Tam Washington Büyükelçisi Namık Tan'ın geçenlerde
ABD'nin bizim Irak'taki işlerimizi engellediğini açıklayan sözleri üstüne bir şeyler yazmaya hazırlanıyordum ki, Başbakanın siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan'ın Yeni Şafak gazetesine yaptığı konuşma yayınlandı. Oradan başlayayım, adım adım ilerleyeyim.

***

Akdoğan, Kürt konusunda Oslo sürecinden daha umutlu olduğunu ifade ettikten sonra çok ilginç bir saptamada bulunuyor: "Onlar da (dış dinamikler-HBK) bu süreci sabote etmek istiyor. Sadece düşmanlar Türkiye'ye zarar vermek, Türkiye'nin bölgedeki hesaplarını boşa çıkarmak vs için örgütü kullanmıyor. Dost gibi görünen ülkeler Türkiye'nin bölgesel etkinliğini zayıflatmak için bir şekilde bu sürece olumsuz etki yapabiliyorlar."
Hatta daha da çarpıcı bir saptaması var: "Burada kategorik olarak dost düşman tanımı yok. Değişen şartlara göre herkes farklı pozisyonlar alabiliyor."
Bu açıklamadan hemen çıkarılabilecek iki sonuç var. Açık sonuç: Kürt konusu Türkiye'nin bölgedeki etkinliği bakımından en önemli engeldir. Muğlak olanı: dost sandıklarımız düşman olabilir.
Şimdi bu açıklamaları burada keselim ve Washington Büyükelçisinin açıklamalarına dönelim: Namık Tan, diyordu ki, ABD, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki enerji girişimlerini engellemektedir.
Türkiye'nin bölgede iş almaması için çalışmaktadır.
***

Bu açıklama Paris cinayetinden önce Akdoğan'ın açıklaması o berbat cinayetten sonra geldi. O zaman, karanlık ve uzayıp giden, insanı içine alıp yok edecek, izbe bir sokağa ansızın bir kuvvetli ampul ışığı patlamıyor mu?
Yani, Paris cinayetinin öyle PKK içi bir hesaplaşma değil (olabilir, elbette, ama...) ondan ziyade üçüncü bir kuvvetin işi olabileceği daha güçlü bir olasılığa dönüşmüyor mu?
***

Bu köşeyi okuyanlar OD-Türkiye ilişkileri konusunda yazdıklarımı bilir. Ben, Türkiye'nin bölgede en önemli güç odağı olduğunu, Türkiye'nin bölge için bir model ülke konumuna geldiğini, ABD'nin Türkiye'yi burada, hele İsrail'le Obama'nın ilişkileri bu derecede bozulmuşken, büsbütün koruyup gözeteceği kanısındayım.
Türkiye böylelikle yeni dünya düzeninde güç, söz ve etki sahibi olacaktır.
Olacaktır ama, bu işi ABD veya bir başkası Türkiye'ye altın tabak içinde sunmaz. Elinde Türkiye'yi yeri geldiğinde yönlendirebileceği, yeri geldiğinde "tedip" etmek isteyeceği kozların bulunmasını ister. Kuzey Irak'ı neredeyse boydan boya inşa eden, şimdi enerji konusunda çok hayati adımlar atan Türkiye'nin işini ABD bu nedenle bozmaya çalışır. Büyükelçi yoksa ne diye ortaya çıkıp bu açıklamayı yapsın? Plansız, programsız bir açıklaması olabilir mi, bu derecede önemli bir pozisyonda bulunan bir büyükelçinin. Demek ki, bıçak kemiğe o derecede dayanmış.
Ardından, Akdoğan'ın tarihte hiç bu derecede umut yaratmamış bir çözüm eşiğindeki, arifesindeki, korkunç bir cinayet ertesindeki açıklaması geliyor ve diyor ki, düşmana değil dosta bakalım.
Ben de diyorum ki, hırsız sadece en açıkta, ortalık yerde duran şeye bakmaz.
Oraya bakalım. Hele de Başbakan, Fransa bu öldürülen kişilerle neden görüştüğünü açıklamalıdır demişken...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.