YAZARA MAİL GÖNDER Spielberg ve Tarantino, Obama ve sinema

YAZARLAR

Bundan dört yıl önce Obama, başkan seçilmek için, kendisine Sarah Palin gibi bir "ucubeyi" yardımcı seçen, kendisi de başka bir garabet olan John McCain ile mücadele ederken 1968 kuşağının en parlak ve sivri solcularından Tariq Ali'yle İstanbul'da kitap fuarında konuşuyorduk.
Ali, sosyalizm konusundaki direnci ve kararlılığı ne kadar yüksek olursa olsun hızla yaşlanıyordu.
Yaşlanmak, bütün eski devrimciler ve eylem adamları için kalın bir sessizliğe çekilmektir.
Gene de Obama'nın seçilmesinin önemli olduğunu söylüyordu.
Zaten, Amerikan sağının zaman zaman öfke püskürten bazı şahsiyetleri ve onların uzantısı dışında, Obama'nın seçilmesini istemeyen bir tek kişi görmedim etrafımda.
Seçildi. Aradan bir dört yıl geçti. Şimdi ikinci kere seçildi.
Çok da iyi oldu. Romney'in seçilmesini düşünemiyordum dahi. Çünkü, Obama ilk dört yılını, itiraf edelim, hiç de öyle başladığı gibi tamamlamamıştı.
Vaatlerini yerine getirememişti.
Amerikan sağı elini kolunu bağlamıştı. Makul bir insan olarak İsrail'le ve ABD'deki lobisiyle çatışmıştı. 21. yüzyılın ABD'sini inşa etmeye başlayamamıştı.
Ekonomik krizi aşamamıştı.
Sosyal güvenlik sistemini güçlendirmemişti.
Gene de Obama seçilmeliydi!

***

İleride Amerikan tarihini yazanlar daha iyi gösterecek bu siyah adamın o ülkede ve dünya siyasetinde oynadığı rolü. Geçenlerde NY Times'ta yayınlanan bir yazı Obama dönemi filmlerini anlatıyordu. Hollywood, aslında hiç sevmediği bu adamın iktidarıyla birlikte yeniden adaletin, barışın, sağduyunun, dürüstlüğün, hakkın filmlerini yapmaya başlamıştı. Spielberg gibi bir sinema dehası Lincoln filmini gaipten haber alarak değil, Obama'ya bakarak çekiyordu.
Kısacası Obama yeniden insani değerlere dönüşün adıydı.
Tarantino, şiddeti sinemada estetize eden bir yönetmendir.
1980 sonrası popüler kültürüne damgasını vurmuştur. Şu günlerde sinemalarda gösterilen, çok önemli bir siyah yönetmen olan Spike Lee'nin sert ithamlarına maruz kalan ama bence önemli filmi Zincirsiz Django'yu, gene metaforik olarak, Obama döneminin bir yansıması olarak izlemek kabil.
Sözün özü, Obama, gündelik politikada o kadar başarılı olamasa da dünyanın 2000'li yıllardaki ufunetine yeni ve ferahlatıcı bir soluk üfledi.
Solculuğu, insancıllığı, azınlık oluşu bunun zeminini, fırsatını yarattı. Herkes onda kendi kısıtlamasından kurtuluşu gördü.
Bu aslında solun 21. yüzyılda da geçerli olan temel manasıdır.
Maksadıdır. Tanımıdır.
***

O yüzden, Obama, dünyada solun kaderini değiştirebilir.
Güzel internet dergisi Slate'te bir makalede belirtildiği gibi büyük bir kitle kampanyacısı Obama, ama başarılı bir mikro politika uygulayıcısı değil. İkinci dönem konuşmasının kararlı gibi dursa da fazla bir şey söylemeyen, ilk dönem açış konuşması kadar bile geniş bir yelpaze taşımayan yapısı bunu gösteriyor. Çok isterdim Obama'nın sola daha fazla vurgu yapmasını, gerek söylevsel gerekse uygulama olarak.
Yapmıyor, daha düşük bir profille işi götürmeyi tercih ediyor.
Ama, yineleyeyim, bu kadarıyla bile kımıldattı dünyayı.
Obama, dünya ve insanlık daha fazla sola layıktır!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.