YAZARA MAİL GÖNDER Venedik: Maskeli ve çıplak

YAZARLAR

İçimde çok zor yakaladığım o yerleşiklik ve gizli sevinç duygusuyla iniyorum Venedik'e. İki yılda bir bu hayal: Venedik'te Bienal ve ben bu şehirdeyim.
Bu şehir... Şimdi yağmurlar yağıyor, sular yükseliyor. Ama hepsinden önemlisi bahar sonunda insanlar donuyor. Üstlerinde paltolarıyla direnmeye çalışıyor 10-11 derece soğuğa.

***

Şaşırtıcı ama bu şehirde şaşırtıcı olmayan ne var? Bindiğim vaporetto bir duraktan ötekine giderken ortaya çıkmış çalıntı güneşte, ufka yığılmış bulutların altında daha da büyüyen yapılara bakıyorum. İster ekonomi, ister siyaset, ister sanat açısından bakılsın dünyanın en ilginç tarihlerinden birini barındıran bu şehrin mührü olan yapılar bunlar. Din, siyaset ve ekonomi bu ölçüde, Batıda, neredeyse ilk defa burada bir araya geldi. Bu insanlar diplomasiyi, sanatı, gastronomiyi, mimariyi, muhasebe sistemini bambaşka düzeylere taşıdılar. Bugün de 118 ada üstüne kurulu, 400 küsur kilometre kare bu kenti idare ediyorlar. 60 bin civarında yerleşik nüfusu olan bu kente senede 30 milyon turist geliyor. Dün Rönesans'ın merkezlerinden biriydi. Bugün çağdaş sanatın ve sinemanın çekim noktaları arasında.
Bizim için neden artık bu kadar uzak ve sadece bir kartpostal Venedik? Sadece bir turizm durağı şu St Marco meydanındaki bazilikanın üstünde çıldıran (aslı içeride saklı) görkemli atları Venedikliler, Konstantinopol'ü fethettikten sonra, 1204'te oradan buraya getirmediler mi? Ondan öncesinde Bizans İmparatorluğu, Türklerin baskısı ortaya çıkınca kendisine yardım etmesi kaydıyla Venediklilere ticaret imtiyazları vermedi mi? Osmanlı ilk elçilerini bu şehre göndermedi mi? Bunlar Osmanlının büyük tüccarları geldiğinde kalsın, mallarını sergileyip satsın, rahat etsin diye şehirlerinde büyük yapılar inşa etmedi mi? Fatih, İstanbul'u aldıktan sonra Venedik'e yıllar yılı süren savaşı açmadı mı? Osmanlı sultanları Venedik'in Akdeniz hâkimiyetini, ellerindeki Girit'i, Kıbrıs'ı alarak kırmadı mı? Beş saatlik savaşın sonunda 1571'de ve İnebahtı'da (Lepanto) Osmanlı donanmasını yok eden ve onun Akdeniz'de durduran Kutsal İttifak'ın en önemli unsurlarından biri Venedik değil miydi? Bütün bunlardan sonra ben tersini söyleyeyim: o muhteşem 1453 yılı sonrasında bütün Osmanlı tarihini Venedik üstünden okumak mümkün. Bu kentin ihtişam ve çöküşü üstünden...
***

Eski Roma'da, Venediklilerin "doç" dediği, "duçe"ler, (Latince, dux) Kayzerler savaştan dönerken, yer gök inlerken birileri onların kulağına mağrur olmamasını fısıldardı. Sonunda çöküş Venedik'in başına da geldi; her ne kadar "zevali dostlar başına" denecek türden olduysa da... Uzun ve gene alayişli. Bütün bu dağdağalı geçmişe rağmen bu kent bugün "serenite" yani huzur, sükûnet gibi kavramlarla da tanımlanıyor. Yalan değil. "Çılgın kalabalıktan uzak" kalmak bir sokak dönmek ve bir iç kanala bakan "görmüş ve geçirmiş" binaların serin, sakin dilinde insanın iç dünyasına dönmesi kabil. Gene de garip. Çünkü bu kent her zaman şehvetin, ölümün, desisenin merkezi oldu. Casanova bu kentten çıktı. Taun (veba) bu kenti birkaç defa baştan başa yardı. Nihayet çılgınlık düzeyine varan maskeli balolar düzenleyen tek kent Venedik. Nasıl düzenlemesin, o balolar bu tarihin, yani, ölüm, şehvet ve ihanetin hepsini bağrında toplayan sanatın hatırlatıcısı.
"Venedik'te ölümün" aşkla, güzellikle ve sanatla bu derecede iç içe olması tesadüf değil!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.