Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Park ve fark: İki tarz-ı siyaset

Gezi Parkı olaylarını değerlendirirken bazı daha ince ayrıntılara bakmanın zamanı geldi. Bunların başında o parka gidip, söz konusu yerin bir park olarak devamını isteyen kitlenin sosyolojisiyle, orada bulunan ikinci bir kitlenin arasındaki farklar geliyor. İkinci kitle için "radikal gruplar" (buna R Grubu diyelim) diye bir kavram kullanılıyor, herkes ondan bir şeyler anladığı için benimsiyor ve geçiştiriyoruz. Güvenlik kuvvetleriyle çatışmayı bu grup sürdürüyor.
Söz konusu kitlenin daha heterojen yapısına mukabil, hareketi, çok daha homojen denebilecek ve şimdi
Konda'nın anketinde karakteri büsbütün belirlenen bir başka küme insan başlattı. Bu kitle yerleşik, çok iyi eğitimli, kentli, çağdaş dünyayla müthiş özdeşleşmiş ve onun araçlarını kullanmayı bilen bir mikro sosyolojiydi. (Buna da Y Grubu diyelim-Y sözcüğünü o sevmediğim Y Nesli (Why generation) kavramından değil "yeni" kavramından türetiyorum.)

***

Söz konusu iki grup birbirinden sadece bu kimlik özellikleriyle değil, çok daha önemli bir noktadaki, siyaset anlayışındaki farkları nedeniyle ayrışıyordu. R Grubundan başlayayım.
Bu kesim siyaseti geleneksel yöntemlerle gerçekleştirenlerden oluşuyor. Yani, belli ve somut bir örgüt anlayışları var. Siyaset onlar için iktidara doğrudan ve sert bir müdahale. Zaten daha sert çekirdekli ideolojik ön kabulleri var. Ulusal bir duyarlılık içindeydiler.
Y GRubu ise bildiğimiz anlamda bir siyaset kabulünün bittiği noktada işe başladı. Örgütsüzlüğü, başsızlığı, lidersizliği savundu. Kendi bireyliklerini her şeyin üstünde tuttular. Dolayısıyla bireysel iradelerini kimseye teslim etmediler. Kesinlikle "sivilize" bir nitelikleri vardı. Hükümetin kendilerine dönük kırıcı söyleminden etkilendiler ve bu onları harekette kalmaya itti. Hepsinden önemlisi müthiş demokratik bir anlayışa sahiptiler. Uluslararasılığı bir varoluş biçimi olarak seçmişlerdi. Ulusal duyarlıkları vardı. Ama onu evrensel bir varoluş durumunun içinden gördüler.
***

Deniyor ki, Y grubu siyasal değildi. Siyaseti R grubu yaptı. Öyle mi?
Hiç değil. Buradaki fark eski, alıştığımız ve hemen tanıdık gelen siyaset anlayışıyla neredeyse hiç bilmediğimiz, ilk kez gördüğümüz, yepyeni bir siyaset düşüncesi ve yöntemi arasındaki yabancılık ilişkisinden türüyor. Dolayısıyla, Y Grubunun da bal gibi siyaset yaptığını söyleyelim. Ayrıca bize siyasetin ne olduğuna dair bir ders de verdi.
Bu siyaset, bir kere toplumsal bir talebin, mekâna yönelik bir talebin ortaya koyulmasıyla başlıyor. Siyaset sadece makro iktidara gelmek değildir. Mikro düzeyde bir talebi sahiplenmektir siyaset. Mekân ise baştan sona siyasal bir kavramdır. İkincisi, geleceğin siyaseti tam da böyle yapılacak, yani bir sorun odağında ve çözüm amaçlı olarak, bir örgütün sıkı örülü dişleri arasında benliğini yitirmeden bir araya gelen insanların ortak iradesi olarak biçimlenecek siyaset. Yıkıcılık değil yapıcılık söz konusu olacak. Bu da siyasetin uzlaşmaya açık olmasını doğuracak. Bir talebin kabul edilmesiyle makro siyasete dönük bir arayış içine girilmeksizin kitle durmayı bilecek. Ama o talep karşılanmazsa direnmeyi sürdürecek ama bu yöntemlerle. Yani, siyaset hayatı değil hayat siyaseti belirleyecek.
Bu yeni siyaseti hepimiz, toplum ve iktidar olarak, öğreneceğiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA