Türkiye'nin en iyi haber sitesi

HASAN BÜLENT KAHRAMAN
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

'Mecburcular'

Artık taşlarını elime bile sürmediğim satranç dışında hiçbir oyunu bilmem. Dört kâğıdı birbirinden ayırmam. Ama etrafımdaki eşin dostun bazısı kuvvetli oyunculardı. Onlardan birisinden hatırlayarak yazıyorum başlıktaki sözcüğü: mecburcu (olmak). Onunla Türk ve Kürt kesiminin barış konusundaki pozisyonlarını tanımlamak istiyorum. İki taraf da bugün her zamankinden daha fazla birbirine muhtaç ve bu barış sağlanmalı!
Hemen belirteyim: hiçbir barış ebedi değildir. Olması da gerekmez. Her barış bir sözleşmedir. Koşulları devam ettikçe barış sözleşmesi yürürlükte kalır. Değişince koşullar, ortalık karışır, yeni bir barış zorunluluğu doğar.

***

Türklerle Kürtler arasında sürdürülen ve şimdi ikinci aşamasına geçmek için iki tarafın da çabaladığı bu barış esasen eşitlik temelinde bir karşılaşmadır. Bu barışla birlikte Türk tarafı yıllar yılıdır temel haklarından yoksun bıraktığı, kimliklerini tanımadığı, yok saydığı bir kesimi eşit ve paydaş bir toplum üyesi kabul edecek. Bunun, daha ziyade MHP'nin temsil ettiği belli bir çevrede, kolay yutulacak bir lokma olmadığı açık. Ama önemi yok. Toplum çoktan kendisini bu oluşuma hazırladı. Nasıl başörtüsü meselesini kendi içinde çözdü ve hazmettiyse aynı şekilde Kürt konusunu da kendi içinde sindirdi ve aştı Anadolu halkı. Herkes barış bekliyor.
Kürtler, ikinci aşamaya geçmek bakımından çok daha heyecanlı ve iştahlı. Doğal karşılamak gerekiyor. Üstelik bu iyi bir şey. Çünkü o talepler yerine getirildiğinde kazanan sadece Kürtler olmaz. Barış ve demokrasinin katma değeri tüm topluma yayılır. Mesela bölgesel yönetimlerin güçlendirilmesini istiyorsa Kürtler bu zaten bütün Türkiye'ye yayılacak bir uygulama olacaktır zamanla.
Kürtlerin bu derecede iştahlı olmasının altında Gezi olayları yer alabilir. Barış sürecinin akamete uğramasının bu noktadan sonra AK Parti'ye ne kadar zarar vereceğini hesaplayarak atıyorlardır adımlarını. Gezi olaylarıyla tartışılan AK Parti'nin bir de Kürt barışının akamete uğramasıyla neler kaybedeceğini hesap ederek yükleniyor olabilirler.
Bunu çok olumlu karşılamak gerekir. Erdoğan da bunu görecek kadar deneyimli ve mahir bir politikacıdır. Kürt tarafının taleplerini bu derecede yoğunlaştırmasının barışın zorunlu koşulu olan PKK çekilmesini de aynı derecede hızlandıracağını düşünmektedir ki, zaten konu odur. Nitekim Sırrı Sakık'ın yaptığı açıklama Erdoğan çizgisine BDP'nin bir katkısıdır ve Kürtlerin durduğu yeri göstermektedir.
Gene de bir dikkat çizgisi çekelim. Kürt barışının bu saatten sonra hassas karnı artık Türkiye değildir. Türkiye o barışı içselleştirdi. Bundan sonra sinir ucu bir kere daha OD ve Kuzey Afrika'dır. Özellikle Mısır'dır. OD derken Suriye savaşının devam ettiğini ve neredeyse hiçbir şeyin değişmediğini görmek lazım. Bunun Türkiye'ye bundan sonra menfi tesirleri olacaktır. İkincisi, Mısır'da meydana gelen olaylardan sonra OD'nun daha da sarsılmayacağını söylemek zor. O şartlarda bir barış daha da güçleşebilir.
İyisi mi, hazır iki taraf da "mecburcuyken" bu işi burada sonuçlandırmak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER