YAZARA MAİL GÖNDER Kriz: Temsil mi katılım mı?

YAZARLAR

1950 sonrasındaki muhafazakâr/ milliyetçi/ mukaddesatçı kesimin uyguladığı politikalar, kendisine özne olarak seçtiği tabanın iki büyük ihtiyacından kaynaklanıyordu: bir, büyük kitleler temsil kabiliyeti kazanmak, iki kapasite sahibi olmak istiyordu.
Temsil demokratikleşmenin koşuluydu. Seçkinci, bürokratik yapı bu kitleleri görmezden geliyordu. Yönetimin oligarşik biçimde kendi elinde toplanıp kalmasını istiyordu. DP ve AP, 1950 ve 60'larda temsil sorununa eğildiyse de ürkek ve kısıtlı biçimde gerçekleştirdi bu işlevini. Demirel bir defasında bana "maksadım köylüyle devleti barıştırmaktı" demişti. O barışma çok sınırlı kalacaktı.
Çünkü barışma aslında devletin dinle barışması olacaktı. Muhafazakâr siyasetin kafasında, dinsellik/ Müslümanlık demekti köylülük. Köylünün temsil gücü kazanması, devletin onun temel kimlik özelliğini yani Müslümanlığını bir pratik olarak kabullenmesi anlamına geliyordu. Ama adını andığım partiler de negatif laiklik anlayışı ile yüklü olduklarından sınırlı yaklaşımlarını aşamadılar. Sonunda da, yani bugün, o partilerin yöneticileri, gidip CHP'li oldu.
Kapasite dediğim şey ise bu kitlelerin ekonomik dönüşümüdür. "Aktif modernleşme" diye tanımladığım bir yaklaşımla andığım partilerin bu yöndeki çabası yabana atılmaz. Köylülüğün dönüştürülmesinde, sanayileşmenin geliştirilmesinde önemli gayretler göstermişlerdir. Ölçülü de olsa ekonomik dönüşümün müellifi onlardır. Kırsal kesim, kent göçerleri bu gelişmeden yeni imkânlar sağlamıştır.

***

AK Parti bu mirası devraldı ve aynen işledi. Büyük kitlelerin son göç dalgasını mahirane bir biçimde yönetti. Ekonomik büyümeyi sağladı. Köyden kente gelenlere kapasite kazandırdı. Temsil bakımından ise başka hiçbir partiyle mukayese edilmeyecek bir düzeye çıkardı gücünü ve işlevini. Vesayet rejiminin çökmesi, pozitif laiklik anlayışına geçmek, dinsel kimliğin toplumsal planda kabul görmesini sağlamak üç büyük gelişmedir.
Ama kim diyebilir ki, bütün bu alanlarda, konularda artık belli doygunluk ve dolgunluk noktasına gelinmedi?
Gelindiği için şimdi iç gerilimler, çekişmeler, sürtüşmeler başlıyor. Bugün AK Parti'nin yeni bir evreye geçmesi gerekiyor ve bekleniyor. Gezi sonrasında ortaya çıkan yeni durumun anlamını da bu bağlamda aramak gerekir. Yani, AK Parti'nin temsil politikalarından şimdi katılım politikalarına geçmesi şart.
Daha radikal bir demokrasi anlayışı, daha katılımcı ve diyalojik bir demokrasi, daha doğrudan bir yönetim modeli ve felsefesi bugün gerçekleştirilmesi gereken yeni süreçler.
***

Bu ihtiyacı doğuran zemin son on yılda hazırlandı. Yeni Türkiye, bu. Ama Yeni Türkiye şimdi bilgisayarların, sosyal medyanın, sanal dünyanın, yeni erişim ve iletişim olanaklarının yarattığı yeni kapasite içinde, kentleşmenin eriştiği yeni düzeyde, orta sınıfın kazandığı yeni güçte bu ihtiyacı dile getiriyor. Hele toplumun genç ve göçer yapısı düşünülünce beklentilerin genişliği daha iyi anlaşılıyor.
Hâlâ temsil üstünden gelişen bir politika, hâlâ katı modernleşmeye dayalı bir anlayış bütünüyle gereksizdir demek mümkün değil ama yeni evrenin ne olduğunu görmek anlamak ve ona uygun bir politika üretmek de o kadar önemli.
Bu ihtiyacın sahipleri AK Parti'nin tabanı ve onun Boğaz'da gezdirdiği insanlardır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.